Yeni

Allah'ın Rahmetinin Genişliği

50.Allah'ın Rahmetinin Genişliği

Eseri böyle bir bölümle son erdirmeyi iefe'üî kabilinden yapıyoruz; zirâ Hz. Peygamber güzel bir konuşmayı dinleyip yorumlamayı severdi. Çünkü bir amelimiz yoktur ki onunla Allah'ın affını ümit edelim. Öyleyse tefe'ül bilhayr hususunda Hz. Peygamber'e uyalım ve ümit edelim ki dünya ve âhirette sonumuz hayırla kapansın! Nitekim kitabımızı da Allah'ın rahmetini belirtmekle sonuçlandırdık.
Allah kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bundan başka günahları dilediği kulu için affeder. (Nisa/48)
Ey nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. (Zümer/53)
Kim bir fenalık yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhametli bulur.(Nisa/10)
Biz ayağımızın kayışından, elimizde bulunan şu kitabımızda kalemimizin hududu aşmasından ve diğer kitaplarımızdaki hatalarımızdan ötürü af talep ediyoruz. Kusurlu olmakla beraber Allah'ın dinini bilmeyi iddia ettiğimizden ötürü de Allah'tan af talep ederiz. Allah'ın rızasını talep ederken, başka şeylerin karıştığı her ilimden ve amelden ötürü de Allah'tan af talep ederiz. Vermiş olduğumuz, sonra yerine getirmekte kusur ettiğimiz her sözden ötürü de affını talep ediyoruz. Bize vermiş olduğu ve bizim tarafımızdan günahta kullanılan her nimetten ötürü affını talep ediyoruz. Bizim niteliğimiz olan her kusurlunun kusurüyla ve her eksiğin eksikliğiyle her türlü târiz ve tasrihten de affını talep ediyoruz. Bizi tasannua, tekellüfe, yandığımız bir kitapta insanlara süslü görünmeye, nazmettiğimiz bir kelâmda, ifade ettiğimiz veya istifade ettiğimiz ilimde belirttiğimiz tekellüfe bizi davet eden her tehlikeden ötürü de affını talep ediyoruz. Bütün bunlardan ötürü affını talep ettikten sonra hem kendimiz, hem de bu kitabımızı veya diğer kitablarımızı mütalaa eden veya dinleyen kimseler için af, rahmet, görünür görünmez bütün günahlardan vazgeçmekle şereflendirilmemizi diliyoruz; zira keremi umûmîdir. Rahmeti geniş, cömertliği bütün mahlûklar üzerine oluk halinde akmaktadır. Biz de Allah'ın mahlûklarından bir mahlûkuz. Allah'a olan vesilemiz ancak onun fazl ve keremidir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Allah'ın yüz rahmeti vardır. O yüz rahmetten bir tek rahmeti cinler, insanlar, kuşlar, hayvanlar ve haşerât arasına indirmiştir. O rahmet ile birbirlerine şefkat ederler, onunla birbirlerine merhamet gösterirler. O yüz rahmetten doksandokuzunu, Allah Teâlâ, nezd-i ilâhîsinde bekletmiştir. Kıyamet gününde onlarla kullarına rahmet edecektir.301
Rivayet ediliyor ki kıyamet gününde Allah Teâlâ arşının altına şöyle yazar: 'Rahmetim öfkemi geçmiştir. Ben rahmet edenlerin en merhametlisiyim. Bu bakımdan cennet ehlinin iki misli kadar cehennemden insanlar çıkarılıp bağışlanır.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Allah Teâlâ (ce), kıyamet gününde bizim için (şânına yakışır şekilde) gülerek tecelli eder ve şöyle buyurur: 'Ey müslümanlar, sevinin! Zira sizden hiçbir kimse yoktur ki onun yerine ateşte bir yahudi veya hristiyan kılmamış olayım'.302
Allah Teâlâ, kıyamet gününde Âdem'in (a.s) zürriyetinden yüz bin kere yüz bin (bir milyon) ve on bin kere yüz bin kişi hakkında şefaatini kabul eder.303
Allah Teâlâ kıyamet gününde mü'minlere şöyle der: 'Benimle mülâ-kî olmayı sever miydiniz?' Mü'minler 'Ey rabbimiz! Evet, severdik' derler. 'Neden severdiniz?' diye sorunca, mü'minler 'Senin affını ve mağfiretini ümid ederdik de ondan!' derler.
Allah Teâlâ bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmaktadır:
Size mağfiretimi gerekli kıldım.304 Hz. Peygamber (s.a) ise şöyle buyurmaktadır:
Allah Teâlâ kıyamet gününde şöyle emir verir: 'Beni birgün zikreden veya herhangi bir yerde benden korkan herkesi ateşten çıkarın'.305
Cehennem ehli cehennemde toplandıkları ve onlarla beraber kıble ehlinden Allah'ın diledikleri bir araya geldikleri zaman kâfirler müslümanlara 'Siz müslüman değil miydiniz?' diye sorarlar. Müslümanlar 'Evet!' derler. Kâfirler 'O halde İslâmiyetiniz size bir fayda sağlamadı; zira siz de bizimle beraber ateştesiniz' deyince, müslümanlar derler ki: 'Bizim günahlarımız vardı. O günahlardan ötürü muâhaze edildik'. Bunun üzerine Allah Teâlâ onların dediklerini işitir ve ehl-i kıbleden olanların cehennemden çıkarılmasını emreder. Böylece müslümanlar cehennemden çıkarlar. Kâfirler bu durumu görünce 'Keşke biz de müs-lüman olsaydık! Onlar gibi biz de çıkmış olsaydık!' derler.
Bunları söyledikten sonra Hz. Peygamber şu ayeti okudu:
Kâfirler azabı gördükleri zaman 'Keşke müslüman olsaydılar' diye temenni ederler.(Hicr/2)
Yine Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Allah mü'min kulu hakkında, çocuğuna karşı şefkatli olan anneden daha merhametlidir.306
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: 'Kıyamet gününde kimin se-vapları günahlarından fazla ise, hesaba tutulmadan cennete girer.. Kimin günahlarıyla sevapları eşit ise, o az hesaba tutulur, sonra cennete girer. Hz. Peygamberin şefaati ancak o kimse içindir ki nefsini helâk etmiş, yükünü iyice ağırlaştırmıştır',
Rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ, Musa'ya (a.s) hitaben şöyle demiştir: 'Ey Musa! Karun senden imdâd bekledi. Fakat ona yardım etmedin. İzzet ve celâlime yemin olsun! Eğer benden imdâd isteseydi yardımına koşar ve onu affederdim'.
Sa'd b. Hilâl şöyle demiştir: "Kıyamet gününde iki kişinin ateşten çıkması emrolunur. Allah Teâlâ onlara hitaben 'Ateşten çıkışınız, ellerinizin yapmış olduğu iyilikten ötürüdür. Ben kuluma zulmedici değilim' der. Onların tekrar cehnenneme döndü-rülmesini emreder. Buna karşılık onlardan biri bağlı bulunduğu zincirleriyle koşa koşa cehenneme dalar. Diğeri ise ağırlaşır. Allah Teâlâ emreder, ikisini geri getirirler ve ikisini de yaptıklarından sorguya çeker. Cehenneme koşanı der ki: 'Ben mâsiyetin vebalinden korktum. Ben asla ikinci bir defa senin öfkene kendimi mâruz bırakamam'. Duraklayan kimse de der ki: 'Senin hakkındaki beni cehennemden çıkardıktan sonra tekrar oraya göndermeyeceğini zannettim. Onun için geciktim'. Allah Teâlâ bunların ikisinin de cennete götürülmesini emreder".
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Kıyamet gününde arşın altından bir dellâl şöyle bağırır: 'Ey Muhammed Ümmeti! Benim sizde olan hakkımı size hibe ettim. Ancak kul hakları kalmıştır. Siz de haklarınızı hibe ediniz. Rahmetimle cennetime giriniz.307
Bir bedevî İbn Abbas'ın 'Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz (Allah) sizi ondan kurtardı', (Alu İmran/103) ayetini okuduğunu işitince şöyle haykırdı: 'Allah'a yemin olsun! Sizi o ateşe sokmak istediği halde sizi ondan kurtarmaz?' Bunun üzerine İbn Abbas yanındakilere 'Bu hükmü fakih olmayan bir kimseden edinin!' dedi.
es-Senabihî308 der ki: Ubâde b, Samit ölüm hastalığında iken huzuruna vardım ve ağladım. Bana şöyle dedi: 'Sakin ol! Neden ağlıyorsun? Allah'a yemin olsun, Hz. Peygamberden dinlediğim ve sizin için hayırlı olan hiçbir hadîs yoktur ki size söylememiş olayım. Ancak bir hadîs kalmıştır. Onu da bugün nefsimi kap-sadığı halde size söyleyeceğim:
Kim Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahidlik ederse Allah onu ateşe haram kılar.309
Abdullah b. Amr b. el-Âs Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Allah Teâlâ benim ümmetimden bir kişiyi kıyamet gününde mahlûkların gözü önünde kurtarır. O kişi hakkında 99 defter açılır. O defterlerin herbiri gözün alabileceği kadar büyüktür. Sonra Allah Teâlâ o kişiye der ki:
Bu defterde yazılanlardan bir şeyi inkâr ediyor musun? Hafaza meleklerim sana zulmettiler mi?
- Hayır, yârab!
- Senin herhangi bir özrün var mı?
- Hayır, yârab!
- Evet! Bizim nezdimizde senin bir sevabın vardır. Muhakkak ki bugün sana zulüm yok!
Allah Teâlâ bir kâğıt çıkarır. O kâğıtta 'Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah' (Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun Rasûlü olduğuna şahidlik ederim) yazılıdır. Bunun üzerine kul sorar:
- Bu kâğıt, şu defterlerin yarımda ne yapabilir yârab?
- Sana zulüm yapılmayacaktır!
Bunun üzerine defterler terazinin bir kefesine, o kâğıt öbür kefesine konur. Defterler havalanır, o kâğıt ağır basar; zira Allah'ın isminin karşısında hiçbir şey ağır gelemez.310
Hz. Peygamber (s.a) uzun uzun kıyamet ve sırat'ı vasıflandıran bir hadîsin sonunda şöyle demiştir:
Allah Teâlâ meleklere şöyle emir verir: 'Kimin kalbinde bir miskal hayır görürseniz onu ateşten çıkarın'.
Melekler birçok kimseyi çıkardıktan sonra şöyle derler: 'Ey rabbimiz! Bize emrettiklerinden kimseyi içerde bırakmadık!'
Bundan sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Dönün! Kimin kalbinde zerre miskali hayır görürseniz onu cehennemden çıkarın'.
Melekler birçok kimseyi daha çıkardıktan sonra şöyle derler: 'Ey rabbimiz! Bize emrettiklerinden kimseyi cehennemde bırakmadık!'
Ebû Said der ki: Eğer bu hadîsi tasdik etmezseniz şu ayeti okuyun: 'Allah zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar bir iyilik olsa
onu kat kat artırır ve kendi katından da büyük bir mükâfat verir. (Nisa/40)
Allah Teâlâ şöyle buyurur: 'Melekler şefaat ettiler. Peygamberler ve mü'minler şefaat ettiler. Erhamürrahimîn'den başkası kalmadı!
Allah Teâlâ, bir avuç avuçlar, hayatında hiç hayır işlemeyen bir kavmi cennetten çıkarır ki onlar cehennemde kömür kesilmişlerdir. Onları, cennet kapılarındaki hayat nehri denilen bir nehre atar. Onlar o nehirden tıpkı sel akıntısının kıyısında biten bitki gibi çıkarlar. Siz o bitkileri görmez mi-siniz? Taş ve ağaç tarafında kalan kısımdan güneşi göreni sarı ve yeşil olur. Gölgede olanı ise beyaz olur.
- Ey Allah'ın Rasûlü! O kadar güzel tasvir ediyorsun ki sanki görüyorsun!
- Onlar inci gibi çıkarlar. Boyunlarında mühürler vardır. Cennet ehli onları tanır. Derler ki: Bunlar Allah'ın az adlılarıdır. O azadlılar ki yapmış oldukları amel ve takdim etmiş oldukları hayır olmaksızın onları cennete sokmuştur'. Sonra onlara 'Cennete girin! Neyi görürseniz o sizin olsun!' der. Onlar derler ki: 'Ey rabbimiz! Sen âlemden hiç kimseye vermediğini bize verdin'. Bunun üzerine Allah Teâlâ 'Sizin için katımda bundan daha üstünü vardır' der. Onlar derler ki: 'Bundan daha üstün ne olabilir?' Allah Teâlâ 'Sizden razı olup ebediyyen size kızmayacağım' der.
Yine Buhârî İbn Abbas'tan (r.a) şöyle rivayet eder: Birgün Hz. Peygamber yanımıza gelerek şöyle dedi:
Bana ümmetler arzolunup gösterildi. Bazı peygamber beraberinde bir kişi ile geçer. Kimi beraberinde iki kişi ile geçer. Kimi beraberinde hiç kimse olmadan yalnız geçer. Kimi peygamberin beraberinde bir cemaat vardır. Bu arada kalabalık bir topluluk gördüm. Benim ümmetim olduğunu sandım. Bana denildi ki: 'Bu Hz. Musa ile kavmidir'. Sonra bana 'Bak' denildi. Kalabalık bir topluluk gördüm ki gök yüzünü doldurmuştu. Bana denildi ki: 'Şöyle şöyle bak!' Kalabalık bir cemaat gördüm. 'Bunlar senin ümmetindir.
Bunlarla beraber 70.000 kişi hesapsız cennete girecektir denildi.
Bunun üzerine ashab-ı kirâm dağılıp evlerine gittiler. Hz. Peygamber onlara o yetmiş bin kişinin kimler olduğunu belirtmedi. Ashâb aralarında müzakere ettiler. 'Biz şirkte doğduk' dediler. Bu sözler Rasûlullah'm kulağına gidince şöyle buyurdu:
O 70.000 kişi o kimselerdir ki dağlanmazlar. Muska istemezler. Fal açmazlar. Ancak rablerine tevekkül ederler.
Bu esnada Ukkaşe (r.a) ayağa kalkarak şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'.tan dile ki beni onlardan kılsın!'Sonra bir sahâbî ayağa kalkarak Ukkâşe'nin dediği gibi söyledi. Fakat Hz. Peygamber 'Ukkaşe senden daha çabuk davrandı!' buyurdu.311
Amr b. Hâzım el-Ensârî'den şöyle rivayet ediliyor: Üç gün Hz. Peygamber bizden kayboldu. Ancak farz namaz için çıkıyor, namazı kıldırıp tekrar odasına dönüyordu. Dördüncü gün olunca bize geldi. 'Ey Allah'ın Rasûlü! Sen bizden kayboldun. Birşey olduğunu zannettik' dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi:
Hayırdan başkası vukû bulmadı. Rabbim ümmetimden 70.000 kişiyi herhangi bir hesap olmadan cennete göndermeye söz verdi. Ben ise, rabbimden bu üç günde daha fazlasını talep ettim. Rabbimi cömert, şerefli ve kerîm gördüm. O 70.000 kişinin her biriyle beraber yetmişer bin kişi daha bağışladı. Dedim ki: 'Ey rabbim! Ümmetim bu sayıya yarabilir mi?' 'Bu adedi senin için bedevilerden tamamlayacağım!' dedi.312
Ebû Zer, Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Cebrâil bana Hirre'nin bir tarafından görünerek şöyle dedi: 'Ümmetine müjde ver ki onlardan bir kimse Allah'a hiçbir şey ortak koşmaksızın ölürse cennete dahil olacaktır'.
Bunun üzerine dedim ki:
- Ey Cebrâil! Hırsızlık yapsa da, zina etsede mi?
- Evet! Hırsızlık etse, zina yapsa da!
- Hırsızlık etse de, zina etse de mi?
- Hırsızlık etse de, zina etse de!
- Hırsızlık etse de, zina etse de mi?
- Hırsızlık etse de, zina etse de, içki içse de!313
Ebû Derdâ (r.a) şöyle diyor: Hz. Peygamber 'Rabbinin ma-kamından korkan bir kimse için iki cennet vardır!' (Rahmân/46) ayetini okuduğunda sordum:
- Böyle bir kimse hırsızlık ve zina yapsa da mı ona iki cennet vardır ya Rasûlullah?
- Rabbinin makamından korkan bir kimse için iki cennet vardır.
- Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi?
- Rabbinin makamından korkan bir kimse için iki cennetvardır!
- Hırsızlık etse de, zina yapsa da mı?
- Ebû Derdâ'nın burnu yere sürünse de yine evet!314
Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Kıyamet günü olduğunda her mü'mine diğer milletlerden bir kişi verilir ve ona denilir ki: 'İşte bu senin ateşten âzâd olman için fedaindir'.315
Müslim, Sahihinde Ebû Burde'den şöyle rivayet eder: Ömer b. Abdülazîz'e babası Ebû Musa'dan, o da Hz. Peygamber'den şu had-îsi rivayet etti:
Müslüman bir kimse ölür ölmez Allah Teâlâ onun cehennemdeki yerine bir yahudi veya bir hristiyanı sokar.
Bunun üzerine Ömer b. Abdülazîz üç defa raviye 'Kendisinden başka ilah olmayan Allah hakkı için senin baban Hz. Peygamber'den bu hadîsi rivayet etti mi? diye yemin ettirdi. Râvî de Ömer b. Abdülazîz'e bu hususta yemin etti.
Rivayet ediliyor ki bir savaşta bir çocuk durdurup onun yanı başında şöyle bağrıldı: 'Bu çocuğun fiyatını kim artırır?' Bu durum yaz ve harareti şiddetli olan bir günde oldu. O çocuğu kavmin çadırında oturan bir kadın gördü. Çocuğa yönelip var kuvvetiyle koştu. Kadının arkadaşları da arkasından koştular. Kadın, çocuğun elinden tutup onu bağrına bastıktan sonra sırt üstü yattı. Çocuğu kucağına alıp çocuğu güneşten koruyup 'Oğlum! Oğlum!' diye bağırdı. Bunun üzerine halk ağladı ve orayı terkettiler. Hz. Peygamber de onların şefkatinden sevinip ötürü onlara müjde vererek şöyle dedi:
- Acaba bu kadıncağızın çocuğuna şefkat göstermesine hayret mi ettiniz?
- Evet!
- Muhakkak ki Allah Teâlâ, sizin için şu kadının oğlu için olan
şefkatinden daha fazla şefkatlidir. Bunun üzerine müslümanlar müjdenin en büyüğünü almış olarak dağıldılar.
İşte bu ve Ümit bölümünde zikrettiğimiz hadîsler, Allah'ın rahmetinin genişliğini müjdeler Allah Teâlâ'dan ümidimiz, bizim müstehak olduğumuz ile bize muamele yapmaması, şânına uygun olanıyla bize lütûfta bulunmasıdır. Bunu da minnetiyle, rahmet ve cömertliğinin genişliğiyle yapsın! Âmin!
301) Müslim, (Ebû Hüreyre ve Selman'dan)
302) Müslim
303) Taberânî
304) İmam Ahmed, Taberânî, (Muaz'dan zayıf bir senedle)
305) Tirmizî, (hasen-garîh olarak)
306) Buhârî, Müslim
307) Ebû Saîd el-Kuşeyrî, Sâbiyât
308) Adı Abdurrahman b. Useyb'dir. Tabiînin büyüklerindendir. Hz.Peygamberin vefatından beş gün sonra Medine'ye varmıştır. Halife Abdülmelik zamanında vefat etmiştir.
309) Müslim
310) Bu hadis, muhaddislerce bitaka hadisi diye bilinir. (Tirmizî aynı siyak içerisinde nakletmiştir).
311) İmam Ahmed, Müslim
312) Beyhakî, İmam Ahmed
313) Buhârî, Müslim
314) İmam Ahmed, (ceyyid bir senedle)
315) Müslim

islam