Yeni

Âvam Tabakasının Allah'ın Sıfatlarından, Kelâmından ve Harflerden Sormaları


Âvam Tabakasının Allah'ın Sıfatlarından, Kelâmından ve Harflerden Sormaları

Halk bunların kadîm mi, hâdis mi (sonradan varolmuş) olduğunu sorar. Oysa halk tabakasının vazifesi, Kur'an'da olan ibadet ve taatlarla meşgul olmaktır. Ancak bu ibadet ve taatlarla meşgul olmak nefislere ağır gelir. Fuzulî hareketler ise, kalbe hafif geldiğinden avâm tabakasından olan bir kimse ilme dalmaktan hoşlanır; zira şeytan kendisine 'sen âlimlerden ve fazilet ehlindensin' hayalini verir ve bu hayali kalbinde yerleştirmek için var kuvvetiyle çalışır. Onu kaydırıp küfrünü gerektiren bir sözü ağzından çıkarıncaya kadar yakasını bırakmaz. Oysa kendisi küfrünü gerektiren bir söz söylediğinden habersizdir. Halk tabakasından birinin büyük bir günah işlemesi, o kimsenin ilim hakkında konuşmasından daha selâmetli ve tehlikesizdir. Hele Allah'ın zat ve sıfatlarıyla ilgili konularda konuşması daha da tehlikelidir. Halk tabakası ibadetlerle meşgul olup, Kur'an'da vârid olan hakikatlere tedkik etmeksizin iman etmek ve Hz. Peygamber'in getirdiğine teslim olmak durumundadır. Avâm tabakasının ibadetlerle ilgili olan hususların dışındaki meselelerden sormaları edebe aykırıdır. Bununla Allah'ın azabına müstehak olurlar ve böyle konulara girmekle küfür tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.
,
Avam tabakasının bu tür soruları, tıpkı çobanların padişahların sırlarından sormalarına benzer. Bu ise cezayı gerektiren bir durumdur. Kim ilmî bir meseleden sorarsa ve o meseleyi kavrayacak idrakte değilse, o kimsenin durumu kötüdür. Çünkü böyle bir kimse, bu meseleye nisbeten halk tabakasından sayılır. Bu sırra binaen Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Ben sizi terkettiğim sürece, siz de benim yakamı bırakıp soru sormayın; zira sizden önceki ümmetler, peygamberler'ine fazla sorduklarından dolayı ve peygamberleriyle bu sebeple ihtilâfa düştüklerinden ötürü helâk olmuşlardır. Ben sizi herhangi bir şeyden sakındırdığım zaman, siz de ondan sakının ve size emrettiğim bir şeyi ise, gücünüz yettiği kadar yapın.296
Enes (r.a) şöyle anlatır: Halk birgürı Hz. Peygamber'e (s.a) sorular sordu. Hem de Hz. Peygamber'i kızdıracak derecede faz'a sordular. Bunun üzerine Hz. Peygamber minbere çıkarak şöylededi:
Benden sorun! Fakat siz benden bir şeyi sorarsanız (aleyhinizde olsa bile) o şey hakkında size haber veririm!297
Bu esnada ashâb-ı kirâmdan bir zat ayağa kalkarak dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Benim babam kimdir?' Hz. Peygamber cevap olarak 'Senin baban Huzafe'dir' dedi.298
Bunun akabinde hemen kardeş olan iki genç ayağa kalktılar ve dediler ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bizim babamız kimdir?' Hz. Peygamber 'Sizin babanız o kimsedir ki siz ona nisbet ediliyorsu-nuz!' Sonra üçüncü şahıs ayağa kalkarak şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cennetlik miyim cehennemlik mi?' Hz. Peygamber 'Belki sen cehennemliksin' dedi.
Halk, Hz. Peygamberin öfkelendiğini görünce, soru sormaktan vazgeçtiler. Bu esnada Hz. Ömer (r.a), ayağa kalkarak şöyle dedi: Biz rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, peygamber olarak Muhammed'e razı olduk'. Hz. Peygamber (s.a) Hz. Ömer'e hitaben 'Ya Ömer! Allah senden razı olsun! Otur! Muhakkak senin söylediğin hakikatin ta kendisidir' dedi.299
Hadîste 'Hz. Peygamber (s.a) dedikodu, malı zâyi etmek ve fazla sual sormaktan nehyetmiştir' diye vârid olmuştur.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar sual sora sora şöyle demeye başlamışlardır: 'Muhakkak mahlukâtı Allah yarattı. O halde Allah'ı kim yarattı?' İnsanlar bunu söyledikleri zaman, siz onlara cevap olarak deyin ki: 'O bir olan Allah'tır. Tektir. O herkesin ihtiyacını gören ve herkesin her ihtiyacı için başvurduğu Allah'tır. O, doğurmamıştır ve doğrulmamıştır ve O'na denk olacak hiç kimse yoktur. Bunu söyledikten sonra sizden bir kimse sol tarafına üç defa tükürüp kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın".300
Cahir (r.a) şöyle demiştir: 'Lânetleşenlerin hükmünü belirten ayet, insanların fazla sual sormalarından dolayı nâzil olmuştur',301
Musa ve Hızır kıssasında, yeri gelmeden önce soru sormanın çirkin olduğuna işaret vardır; zira Hızır Hz. Musa'ya 'O halde bana tâbi olacaksın. Ben bir söz açmadıkça bana hiçbir şeyden sorma' (Kehf/70) demiştir. Hz. Musa (a.s) delinen gemiden dolayı Hızır'a sorduğu zaman Hızır, va'dine riayet etmediğinden dolayı Hz. Musa'nın sualini kınadı. Bu bakımdan Hz. Musa (a,s) özür dileyerek şöyle dedi: 'Onu unutmuşum! Unuttuğum şeyle beni muâhaze etme ve işimde bana güçlük teklif etme' (Kehf/ 73). Hz. Musa sabredemeyerek Hızır'a üçüncü defa sual sordu. Hızır kendisine 'İşte bu itiraz, benimle senin ayrılmamıza sebep olmuştur' (Kehf/78) deyip, ondan ayrıldı.
Bu bakımdan avam tabakasının dinin derin meselelerini sormaları, âfetlerin en büyüklerindendir ve böyle bir sual, fitnelerin kopmasına vesiledir. O halde, avam tabakasını böyle sual sormaktan menetmek ve şiddetle azarlamak gerekir, Avam tabakasının Kur'an'm harflerine dalmaları, tıpkı padişahın kendisine mektup yazdığı ve o mektubunda birtakım emirler verdiği ve buna rağmen padişahın mektubunda belirtilen emirlerle değil de mektubun kağıdıyla; eski bir kağıt mı, yoksa yeni mi diye uğraşan bir kimsenin haline benzer! Böyle bir kimse, elbette bu hareketiyle cezaya müstehak olur. İşte âvam tabakasından olan bir kimsenin Kur'an'ın tayin ettiği sınırları aşarak, Kur'an'ın harflerinin kadîm mi, hâdis mi olduğunu merak etmesi, tıpkı buna benzer. Allah Teâlâ'nın diğer sıfatları için de durum böyledir. Allah en doğrusunu bilir!
296)Müslim, Buhârî
297)Müslim, Buhârî
298)Huzafe Kays'ın oğlu, o da Âdî'nin, o da Said'in, o da Sehm'in oğludur.
Kureyş soyuna mensuptur. Sual soran Abdullah b. Huzafe'nin künyesi Ebu
Huzafe'dir. Annesi Abdimenafın oğlu Kars'ın soyundan Harsan'dır. Bu
zat, ashâbın ilk tabakasındanır. Hz. Osman zamanında Mısırda vefat
etmiştir.
299)Müslim, Buhârî
300)Müslim, Buhârî
301)Bezzar

islam