Yeni

Dâvetten Dönmenin Âdâbı


Dâvetten Dönmenin Âdâbı

Dâvetten dönmenin üç âdâbı vardır.
1. Sünnet olduğu için kapıya kadar misafirlerle çıkmalıdır. Bu hareket misafire ikram sayılır. Misafire ikram ise, emredilen işlerden biridir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır: 'Kim, Allah'a ve son güne iman ediyorsa, misafirine ikramda bulunsun'.
Yine Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Misafir ağırlamanın sünnetlerinden biri de onu kapıya kadar uğurlamaktır.
Ebu Katâde şöyle demiştir: 'Habeşistan Kralı Necaşî'nin gönderdiği heyet Hz. Peygamber'in misafiri olduğu zaman, Rasûlullah (s.a) bizzat kalkarak onlara hizmet etti. Ashab-ı kirâm 'Ey Allah'ın Rasûlü! Sen hizmet etme, biz senin yerine hizmet ederiz' dediklerinde, Hz. Peygamber şöyle demiştir: 'Hayır, onlar
memleketlerine hicret eden ashabıma ikram da bulundukları için, ben de bizzat onlara hizmet etmekle karşılık vermek istiyorum'. İkrâmın tamam olması, gerek gelirken, gerek giderken ve gerekse sofrada misafire güler yüz gösterip, tatlı tatlı konuşmaya bağlıdır.
Evzâî'ye 'Misâfirin kerameti (ikramı) nedir?' diye so-rulduğunda, 'Güler yüz ve tatlı sözdür' diye cevap vermiştir.
Yezid b. Ebî Ziyad (r.a) şöyle demiştir: 'Ne zaman Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın yanına gittimse bana tatlı tatlı konuşmuş ve nefis yemekler yedirmiştir.'
2. Misafirin gönlü hoş olarak dönmesidir. Her ne kadar kendisine karşı ufak tefek kusurlar vâki olmuşsa da, yine de böyle dönmesi gerekir. Çünkü böyle hareket etmek, güzel ahlâk ve tevâzûun alâmetidir.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Şüphesiz ki kişi ahlâkının güzelliği sayesinde gündüz oruçlu ve gece ibâdetli bulunan bir kimsenin derecesine varır.
Seleften biri, bir aracı vasıtasıyla ziyafete davet edildi. Fakat aracı onu bir türlü bulamadı. Daha sonra bu durumu işiten o zat, kendiliğinden davet sahibinin evine gitti. Oysa davetliler yemek yemiş ve dağılmışlardı. Ev sahibi çıkıp, dâvetin bittiğini ve misafir-lerin ayrıldığını söyledi: O da şöyle sordu:
- Yemem için hiçbir şey kalmadı mı?
- Hayır!
- Ekmek kırıntısı bile kalmışsa getir.
- Hiç birşey kalmadı.
- Bari çömleği getir de dibini sıyırayım.
- Onu da yıkadım.
Bu cevabı alan zat, Allah'a hamd-ü senâlar ederek geri döndü. O zata denildi ki: Neden bu kadar üstüne düştün bu işin. Yoksa oburluktan dolayı mı böyle yaptın?' Şöyle dedi: 'Adamcağız iyilik yaptı. İyi niyetle bizi davet etti ve yine iyi niyetle bizi geri gönderdi'. İşte tevâzu ve güzel ahlâkın mânası budur!
Ebu Kasım'ın üstadı Cüneyd-i Bağdâdî'yi bir çocuk dört defa davet ettiği halde, çocuğun babası onu her defasında geri çevirdi. Yine de o çocuğun gönlü hoş olsun diye dâvete icabet eder, ba-basının da kalbi kırılmasın diye sesini çıkarmadan geri dönerdi.
Bu kimseler Allah'a tevazu etmekle zilletin zirvesine çıkmış, tevhid ile itminana kavuşmuşlardır. Öyle ki her red ve kabulde kendileriyle rableri arasında cereyan eden birtakım ibret derslerini müşahede ederler. Bundan ötürü kullardan gelen ikramla sevinmedikleri gibi, onlardan gelecek zillete de üzülmezler. Aksine onlar herşeyi tek ve kahhâr olan Allah'tan bilirler. Bu sırra binaen şöyle denmiştir: 'Ben ancak bana cennet yemeğini hatırlattığı için dâvete icabet ederim'. Yâni davet yemeği, helâl, yorulmadan elde edilen, masrafı ve hesabı bizden kaldırılmış bir yemektir. Bunun için tıpkı cennet yemeği gibidir...
3. Misafir, gitmek için ev sahibinin rızasını gözeterek, ancak o izin verdikten sonra gitmelidir. Misafir olarak bir eve vardığında üç günden fazla durmamalıdır. Zira ev sahibinin, üç günden fazla kalan misafirden sıkılması çok görülen bir hâldir ve belki de fazla kalması kovulmasına sebep olabilir! Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Misafirlik üç gündür, fazlası sadakadır.62
Şayet, ev sahibi samimiyetle misafirin fazla kalması için ısrar ederse, o zaman fazla kalabilir.
Her müslümanın yanında misafir için bir kat yatak bulunması müstehabdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
62) Müslim ve Buhârî
Dâvetten dönmenin üç âdâbı vardır.
1. Sünnet olduğu için kapıya kadar misafirlerle çıkmalıdır. Bu hareket misafire ikram sayılır. Misafire ikram ise, emredilen işlerden biridir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır: 'Kim, Allah'a ve son güne iman ediyorsa, misafirine ikramda bu-lunsun'.
Yine Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Misafir ağırlamanın sünnetlerinden biri de onu kapıya ka-dar uğurlamaktır.
Ebu Katâde şöyle demiştir: 'Habeşistan Kralı Necaşî'nin gön-derdiği heyet Hz. Peygamber'in misafiri olduğu zaman, Rasûlullah (s.a) bizzat kalkarak onlara hizmet etti. Ashab-ı kirâm 'Ey Allah'ın Rasûlü! Sen hizmet etme, biz senin yerine hizmet ede-riz' dediklerinde, Hz. Peygamber şöyle demiştir: 'Hayır, onlar
memleketlerine hicret eden ashabıma ikram da bulundukları için,
ben de bizzat onlara hizmet etmekle karşılık vermek istiyorum'.
58 İhya-i Ulûm'id-Din
İkrâmın tamam olması, gerek gelirken, gerek giderken ve ge-rekse sofrada misafire güler yüz gösterip, tatlı tatlı konuşmaya bağlıdır.
Evzâî'ye 'Misâfirin kerameti (ikramı) nedir?' diye so-rulduğunda, 'Güler yüz ve tatlı sözdür' diye cevap vermiştir.
Yezid b. Ebî Ziyad (r.a) şöyle demiştir: 'Ne zaman Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın yanına gittimse bana tatlı tatlı konuşmuş ve nefis yemekler yedirmiştir.'
2. Misafirin gönlü hoş olarak dönmesidir. Her ne kadar kendi-sine karşı ufak tefek kusurlar vâki olmuşsa da, yine de böyle dön-mesi gerekir. Çünkü böyle hareket etmek, güzel ahlâk ve tevâzûun alâmetidir.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Şüphesiz ki kişi ahlâkının güzelliği sayesinde gündüz oruçlu ve gece ibâdetli bulunan bir kimsenin derecesine varır.
Seleften biri, bir aracı vasıtasıyla ziyafete davet edildi. Fakat aracı onu bir türlü bulamadı. Daha sonra bu durumu işiten o zat, kendiliğinden davet sahibinin evine gitti. Oysa davetliler yemek yemiş ve dağılmışlardı. Ev sahibi çıkıp, dâvetin bittiğini ve misafir-lerin ayrıldığını söyledi: O da şöyle sordu:
- Yemem için hiçbir şey kalmadı mı?
- Hayır!
- Ekmek kırıntısı bile kalmışsa getir.
JÜT
- Hiç birşey kalmadı.
- Bari çömleği getir de dibini sıyırayım.
- Onu da yıkadım.
Bu cevabı alan zat, Allah'a hamd-ü senâlar ederek geri döndü. O zata denildi ki: Neden bu kadar üstüne düştün bu işin. Yoksa oburluktan dolayı mı böyle yaptın?' Şöyle dedi: 'Adamcağız iyilik
Kitabu Âdâb'il-EkI/IV. Bölüm 59
yaptı. İyi niyetle bizi davet etti ve yine iyi niyetle bizi geri gönderdi'. İşte tevâzu ve güzel ahlâkın mânası budur!
Ebu Kasım'ın üstadı Cüneyd-i Bağdâdî'yi bir çocuk dört defa davet ettiği halde, çocuğun babası onu her defasında geri çevirdi. Yine de o çocuğun gönlü hoş olsun diye dâvete icabet eder, ba-basının da kalbi kırılmasın diye sesini çıkarmadan geri dönerdi.
Bu kimseler Allah'a tevazu etmekle zilletin zirvesine çıkmış, tevhid ile itminana kavuşmuşlardır. Öyle ki her red ve kabulde kendileriyle rableri arasında cereyan eden birtakım ibret dersle-rini müşahede ederler. Bundan ötürü kullardan gelen ikramla se-vinmedikleri gibi, onlardan gelecek zillete de üzülmezler. Aksine onlar herşeyi tek ve kahhâr olan Allah'tan bilirler. Bu sırra binaen şöyle denmiştir: 'Ben ancak bana cennet yemeğini hatırlattığı için dâvete icabet ederim'. Yâni davet yemeği, helâl, yorulmadan elde edilen, masrafı ve hesabı bizden kaldırılmış bir yemektir. Bunun için tıpkı cennet yemeği gibidir...
3. Misafir, gitmek için ev sahibinin rızasını gözeterek, ancak o izin verdikten sonra gitmelidir. Misafir olarak bir eve vardığında üç günden fazla durmamalıdır. Zira ev sahibinin, üç günden fazla kalan misafirden sıkılması çok görülen bir hâldir ve belki de fazla kalması kovulmasına sebep olabilir! Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Misafirlik üç gündür, fazlası sadakadır.62
Şayet, ev sahibi samimiyetle misafirin fazla kalması için ısrar ederse, o zaman fazla kalabilir.
Her müslümanın yanında misafir için bir kat yatak bulunması müstehabdır.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmaktadır:
Bir kat yatak kişinindir. İkincisi kadınındır, üçüncüsü ise misafirindir. Dördüncüsü ise şeytanındır.63
62) Müslim ve Buhârî
63) Müslim
islam