Yeni

Ferc'in (Tenasül Uzvu'nun) Şehveti


Ferc'in (Tenasül Uzvu'nun) Şehveti

Cinsî ilişkinin şehveti, iki faydadan ötürü insanoğluna verilmiştir.
Birinci Fayda
Cima'nın zevkini anlayıp âhiret zevklerini ona kıyas etsin diye verilmiştir. Çünkü cima'nın zevki, eğer devam ederse bedenlerin en büyük zevki olur. Nitekim ateşin eleminin, bedenin en büyük eleminden olduğu gibi... Teşvik etmek ve korkutmak ise, insanları saadete sevk eder. Bu sevketmek ameliyesi ancak hissedilir bir elem, hissedilir ve idrak edilir bir zevk ile mümkündür. Çünkü zevk ile idrak edilmeyen birşeye karşı insanın iştiyakı kabarmaz.
İkinci Fayda
Neslin bekâsı ve varlığın devamıdır. İşte bu da cima'nın faydasıdır. Fakat cinsî ilişkide din ve dünyayı yok eden âfetler vardır. O âfetler eğer kontrol altına alınmaz ve normal hâle getirilmezse bu tehlike sözkonusudur. Nitekim
'Ey rabbimiz! Güç yetiremiyeceğimiz şeyi bize yükletme!' (Bakara/286) ayet-i celîlesinin tevilinde, bunun mânâsının şehvetin serkeşliği olduğu söylenmiştir.
İbn Abbas 'Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden' (Felâk/3) ayetinin tefsirinde 'tenasül uzvunun intişarıdır' demiştir. Bazı râviler bu sözü Hz. Peygamber'e isnad etmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber 'İzâ vekabe' ayetinin tefsirinde ibareyi 'Tenasül uzvu girdiği zaman' şeklinde tefsir etmiştir.
'Kişinin tenasül uzvu intişar ettiği zaman, aklının üçte ikisi gider' denilmiştir. Hz. Peygamber duasında derdi ki:
Ey Allahım! Kulağımın, gözümün, kalbimin, (tenasül uzvumun) ve menimin şerrinden sana sığınıyorum.49
Kadınlar şeytanın tuzaklarıdır. Eğer bu şehvet olmasaydı kadınların erkekler üzerindeki saltanatı olmazdı.50
Rivayet ediliyor ki, Musa (a.s) bir mecliste oturuyordu. Ansızın İblis çıkageldi. Sırtında renkli bir bornoz vardı. Musa (a.s) ona şöyle sordu:
-Sen kimsin?
-Ben İblisim!
-Allah seni yaşatmasın! Niçin geldin (işin nedir?)
-Allah nezdindeki yüksek derece ve makamından ötürü sana selâm vermek için geldim.
-Senin sırtında gördüğüm nedir?
-Bir bornozdur. Onunla Âdemoğullarının kalplerini çelerim.
-İnsanoğlu ne gibi bir fiilde bulunursa sen ona galebe çalarsın?
-Kendini beğenir, amelini çok görür ve günahını unutursa,ona galebe çalarım.
(Ya Musa!) Seni üç şeyden sakındırırım:
1.Nikâhı sana düşen bir kadınla tek başına kalma. Çünkü nikâhı düşen bir kadınla başbaşa kalan bir erkeğin arkadaşı benim. Onu o kadınla, o kadını da onunla kötülüğe sevkedinceye kadar arkadaşlığıma devam ederim!
2.Allah'a verdiğin bir sözü mutlaka yerine getir.
3. Ayırdığın sadakayı, muhakkak ver. Çünkü, kişi ayırdığı sadakayı vermediği zaman yanına sokulur, kendisiyle sadaka arasına girer, ona engel olurum.
Bunları söyledikten sonra İblis, dönüp giderken şöyle dedi: 'Eyvah! Musa insanoğlunu sakındıracak şeyleri bulmuş oldu'.
Said b. Müseyyeb der ki: 'Allah Teâlâ, ne zaman bir peygamber göndermişse, İblis onu kadınlar vasıtasıyla helâk etmekten ümidini kesmemiştir ve benim nezdimde kadınlardan daha korkunç bir tehlike yoktur. Medine-i Münevvere'de kendi evimle kızımın evi hariç hiçbir eve girmem. Kızımın evinde cuma günü yıkanır, sonra cumaya giderim'.
Seleften biri şöyle diyor: Şeytan, kadına şöyle der: 'Sen benim askerimin yansısın! Sen, atıp da yanılmayan okumsun. Sen sırrımın yerisin. Sen ihtiyaçlarım için gönderdiğim elçimsin'. Bu bakımdan şeytanın ordusunun yarısı şehvet, yarısı da öfke ve gazabdır. Şehvetlerin en büyüğü ise kadın şehvetidir! Bu şehvetin de ifrat, tefrit ve normal diye (üç) derecesi vardır. İfrat derecesi, aklı mağlûp edip erkeklerin himmetini kadınlar ve cariyelerle zevk sürmeye yöneltir. Böylece kişiyi âhiret yolunun yolculuğundan mahrum eder veya dinini zayıflatır. Sonunda insanı fuhşiyatları yapmaya sürükler. Şehvetin ifrat derecesi, bazen bir grubu iki kötü şeye sevkeder.
Bir
Cinsî gücünün artması için şehvetini takviye edici şeyleri almaya sevkeder. Nitekim insanların bir kısmının midenin takviyesi için birtakım ilâçlar aldığı gibi... Bu ilâçları, midenin yemeğe karşı arzusu artsın diye alırlar! Bunun misâli, yırtıcı canavar ve yılanlarla karşı karşıya kalan bir kimsenin misâline benzer. Bu adam bazen uyuyup kendisini parçalamaktan veya sokmaktan gafil olan o yırtıcı canavarı ve yılanları yeniden ürkütür sonra onları yatıştırmak ve ellerinden kurtulmak için uğraşır durur. Yemek ve cinsî ilişkinin şehveti, bir hastalıktır ki insan onlardan kurtulursa büyük bir zevk duyar. Eğer Hz. Peygamber'in (s.a) bu konuda Cebrail'e sorduğu şu hadîsi hatırlatacak olursan;
Cebrâil'e, cinsî ilişkideki zâfiyetimden şikayet ettim. Bana herîse denilen yemeği yememi tavsiye etti.51
Bil ki Hz. Peygamber'in nikâhı altında dokuz kadın vardı ve onların zevkini tatmin etmek sûretiyle iffetlerini muhafaza etmek Hz. Peygamber'in görevi idi. Onları boşasa bile, başkasının onlarla evlenmesi haram olduğu için Hz. Peygamber'in bu hususta kuvvet araması zevk için değil, bu durumun düzelmesi içindir.
İki
Bu şehvet bir kısım insanları aşk sapıklıklarına kadar vardırır. Bu ise, cinsî gücün verilmesinin hikmetinden son derece câhil olmak demektir ve aynı zamanda hayvanlıkta hayvanların aşağısına düşmektir. Çünkü bu yapmacık aşık, şehvetini teskin etmekle yetinmez. Oysa bu, şehvetlerin en kötüsüdür. Her şehvetten daha fazla bu şehvetten utanmak gerekir ki kişi şehvetin ancak birşeyle tatmin edileceğine inanır! Hayvan ise, şehvetini tatmin eder ve onunla yetinir. Bu aşık ise, belirli biriyle yetinmez, bunun için zillet üzerine zillet, kulluk üzerine kulluk yükü altına girer. Sonra bununla da yetinmez, aklı şehvetin hizmetinde kullanır! Oysa aklı, kendisine hizmet edilsin diye yaratılmış, şehvete hizmetçi olsun ve şehvetin hatırı için hilekârlık yapsın diye yaratılmamıştır. Aşk, şehvet ifratının kaynağıdır. Hiçbir hedefi olmayan ve boş olan kalbin hastalığıdır. Ancak daimî bakış ve bu husustaki düşünceyi terketmek sûretiyle onun önüne geçmek gerekir. Aksi takdirde yerleştiğinde sökülmesi zorlaşır. Mal, mülk, rütbe ve evlât aşkı da böyledir. Hatta kuşlarla oynamak, zar atmak, satranç oynamak alışkanlığı da böyledir. Çünkü bütün bu şeyler, birtakım insanları öyle yakalar ki onların din ve dünyalarını perişan eder. Onlar asla bunlarsız duramazlar. Aşkın kabarmasını ilk gelişmesinde kıran bir kimsenin misâli, bir kapıdan girmek için yönelen serkeş hayvanın dizginini tutup onu çeviren bir kimsenin misâline benzer. Hayvanın dizginini tutup çekerek onu istediği yere girmekten menetmek kolaydır. Yerleştikten sonra aşkın gücünü kırmak isteyen bir kimsenin misali de hayvanın başını kapıdan girip kapıyı geçinceye kadar bırakan, girdikten sonra hayvanın kuyruğuna yapışıp gerisin geriye çekip çıkarmak isteyen bir kimsenin misâline benzer. Bu iki işin -zorluk ve kolaylık hususunda- aralarındaki ayrılık çok büyüktür. Bu bakımdan işlerin başlangıçlarında ihtiyatlı davranmak gerekir.İşin sonuna gelindiğinde, artık öldürecek derecede yorucu bir çalışma ile ancak tedaviyi kabul ettirebiliriz. Bu bakımdan şehvetin ifratı, aklı bu şekilde mağlup etmesi demektir. Böyle olması ise gerçekten çok kötüdür.
Şehvetin tefriti ise, iktidarsız olmak veya hiç evlenmemektir ki bu da kötüdür. Güzel olan ve övülen ise, şehvetin mûtedil olması, frenlemesinde ve bırakmasında akla ve şeriata itaatkâr olmasıdır. Şehvet ne zaman ifrata kaçarsa, onun kırılması açlık ve evlenmekledir.
Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur.
Ey gençler! Evleniniz! Evlenmeye gücü yetmeyen kimse oruç tutsun; çünkü oruç şehveti kırar.52
49)Dualar bölümünde geçmişti.
50)İsfehânî
49)Dualar bölümünde geçmişti.
50)İsfehânî
51)Ukaylî, Zuafa; Taberânî, Evsat

islam