Yeni

İLİM VE DÜNYALIK


İLİM VE DÜNYALIK

Hazreti Fatih'in hocalarından «Hocazade» lakabıyla anılan Mevlânâ Muslihiddin b. Yusuf, b. Salih Efendi daha çocuktan okumaya ve ilim öğrenmeye son derece ehemmiyet verirdi. Ticaretle meşgul olan babası ona diğer kardeşleri gibi dünyalık için çalışmadığından, dükkânında durup para kazanmadığından dolayı kızar ve öbür kardeşlerine gösterdiği alâkayı ona göstermez, onu hep eski elbiselerle gezdirirdi.
Hocazade'nin babası da ayrıca hoca idi ve Yusuf Hoca diye bilinirdi.
Bir gün babası Yusuf Hoca, diğer oğullarını da yanına alarak Hocazade ile beraber o muhitte faziletli bir zat olarak bilinen Veli Şemseddin adında bir zatın huzuruna vardılar
Şeyh Şemseddin, Hocazade'nin diğerleri gibi şık giyinmediğinin farkına varıp bir ara:
— Bunların hepsi senin oğlun olduğuna göre, neden bu çocuğa ayrı muamele eder, bunu iyi giydirmezsin? Diye sordu.
Yusuf Hoca diğer oğullarının çalışıp kazandıklarını, onun ise hep: — ilim, tahsil, okumak, deyip başka bir şey demediğini söyledi ve:
— Bu da diğer kardeşleri gibi çalışsın diye bu cezayı verdik, dedi. Babanın bu sözlerini dinleyen Şeyh Veli Şemseddin, çocuğu biraz daha kendisinin yanına çekerek:
— Evlâdım, sen davandan dönme, ilim herşeyden üstündür, inşallah bu sayede öyle olur ki, kardeşlerin senin huzurunda el pençe divan dururlar, dedi.
Velinin bu sözlerini de dinleyen Salih Efendi ilme bir kat daha sarılarak devrin bütün ilimlerini tahsil etti ve Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri tarafından Bursa'daki Esediye Medresesine Müderris tâyin edildi.
Hocazade Bursa'da altı sene müderrislik yaptıktan sonra, istanbul'a gelip Fatih Hazretleri ile müşerref olmak istedi. Hizmetçilerinden bir miktar da borç para alan Hocazade bir hizmetçisi ile istanbul'a geldi.
Hocazade Istanbula geldiğinde, Fatih Edirne yolculuğuna hazırlanıyordu. Daha evvel tanıştıkları Mahmut Paşa vasıtasıyle Padişah'in huzuruna kabul edildi. Padişah Edirne yolculuğuna çıkmış, birçok ulema ve vüzera ile beraber Hocazade'yi de yanına almıştı.
Devrin büyük alimlerinden Mevlânâ Zeyrek ve Seyyid Ali gibi alimler de padişahla beraberlerdi. Yolda birçok ilmî mübahase ve müzakere yapıldı. Hocazade Fatih Hazretlerinin büyük takdirini kazanmıştı. Fakat
Hazreti Fatih, diğer ilim adamlarına çeşitli hediyeler ve bahşişler verdiği ve onları taltif ettiği halde Hocazade'ye hiçbir şey vermemişti.
Birkaç konak daha ilerledikten sonra bir gün, has kapıcılardan biri Hocazade'nin yanına gelerek elini öptü ve ona şu müjdeyi verdi:
— Müjdeler olsun hocam! Sultanımız sizi baş müderris tayin etti, dedikten sonra, Padişahın selâmını ve hediye olarak da onbin akçe gönderdiğini bildirdi. Padişah Hocaya, bundan başka en âlâsından bir çadır, hizmetçi ve en iyilerinden birkaç kat da elbise hediye etmişti.
Hocazade parayı alır almaz evvelâ, yanında getirdiği hizmetçisinin parasını verdi. Çünkü o Hocanın Padişah tarafından itibar görmediğini sanıp ara-sıra para iste! şeklinde şikâyet ederdi.
Fakat daha sonra Hocazade ile Hazreti Fatihi tanıştıran Mahmut Paşa, Hocanın Padişaha yakınlığını çekemez oldu. Devamlı surette; Padişah'tan kazaskerlik istemesini tavsiye ederdi. Hocazade Mahmut Paşanın tesiriyle Kazasker oldu ve Hazreti Fatih'ten uzak düştü.
Hocazade Edirne'ye Kazasker tayin edilmişti. Babası oğlunun Kazasker tayin edildiğini duyunca Edirne'ye görmeye gitti. Babasının kendisini ziyarete gelmekte olduğunu duyan Hocazade seçkin bir ulema topluluğu ile babasını karşılamaya çıktı.
Herkes at üzerinde en güzide elbiselerini giymişler Kazaskerin babasını karşılamaya çıkmışlardı. Hocazade ise onların tam aksine, ata binmemiş ve giyimine de hiç önem vermemişti. Karşılaştıkları zaman karşısında bir Kazasker bekleyen baba, oğlunu tanıyamadı, sonradan oğlunu öğrenince de ellerini kaldırıp Allah'a hamdederek ağlamaya başlamıştı.
Kardeşleri ve babası daha evvel kendisine reva gördükleri hallerden dolayı Hocadan özür dilemek istedilerse de, O:
— Siz ferahlığı her zaman huzur verici sanmayınız. Bazan öyle olur ki, insandaki gam ve keder huzuru bile artırır. Diyerek onları özür dilemekten menetmiştir.
Daha sonra Hocazade babası ve kardeşleri için bir yemek ziyafeti verdi. Babasını yanına oturttu. Diğer vezaü da mertebelerine göre yerlerine yerleştirdikten sonra bir de baktı ki, kardeşleri hizmetçi ve uşaklarla beraber ayakta kalmışlar.
Kardeşlerinin bu halini gören Mevlânâ Hocazade, Veli Şemseddin Hazretlerinin kendisine söylediği şu sözü hatırlayıp Allah'a şükürler etti.
Şemseddin Veli: «Evlâdım dâvadan dönme. Bir zaman gelir ki, kardeşlerin ilmin sayesinde senin huzurunda el pençe divan dururlar» demişti.
* * *
islam