Yeni

Murâbete'nin Üçüncü Makamı Olan Muhâsebe-i Nefs

.Murâbete'nin Üçüncü Makamı Olan Muhâsebe-i Nefs

Biz önce muhâsebe'nin faziletini, sonra hakîkatini zikredelim Nefsi Hesaba Çekmenin Fazileti
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve kişi yarın için ne (yapıp) göndermiş olduğuna baksın!
(Haşr/18)
Bu ayet, geçmiş ameller üzerinde muhasebeye işarettir. Bu nedenle Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: 'Hesaba çekilmeden önce nefislerinizle hesaplaşın! Tartılmadan önce tartın!26
Haberde şöyle vârid olmuştur: Hz. Peygamber'e bir kişi gelip dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana nasihat et!' Bunun üzerine Hz. Peygamber ona şöyle sordu:
- Nasihat kabul eden bir kişi misin?
-Evet
- Birşey yapmak istediğinde onun neticesini düşün! Eğer doğru ise, onu yap! Eğer yanlış ise, ondan sakın!27
Yine haberde şöyle vârid olmuştur: 'Akıllı bir kimse için dört saatin olması gerekir: O saatlarin birinde nefsini hesaba çekmelidir'.
Ey mü'minler! Topluca Allah'a tevbe edin ki felaha kavuşasınız!(Nur/31)
Tevbe, yaptıktan sonra fiile bakıp fiilden ötürü pişmanlık duymaktır.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Andolsun, ben Allah'tan af talep ediyorum. Hatta günde yüz defa O'na tevbe ediyorum.28
Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, Allah'ı ve azabını düşünürler, hemen bakarsın (gerçeği) görürler.(A'râf/201)
Hz. Ömer'den (r.a) şöyle rivayet ediliyor: Gece olduğunda, ayaklarını kamçı ile döverek nefsine şöyle hitap ederdi: 'Sen bugün ne yaptın?'
Meymun b. Mihran'dan şöyle rivayet ediliyor: 'Kul nefsini ortağından daha fazla hesaba çekmedikçe muttakî kimselerden olamaz. Ortaklar iş yaptıktan sonra hesaplaşırlar'.
Hz. Ebubekir (r.a) vefat edeceği zaman kızı Âişe'ye şöyle demiştir: 'Benim nezdimde, insanların hiçbiri Ömer kadar sevimli değildir!'
Bu sözü söyledikten sonra Âişe'ye 'Ben ne söyledim?' dedi. Bunun üzerine Hz. Âişe, onun söylediğini kendisine tekrarladı. Hz. Âişe'yi dinledikten sonra şöyle dedi: 'Benim nezdimde Ömer'den daha aziz bir kimse yoktur!'
Hz. Ebubekir'in konuştuğu söze nasıl dikkat edip düşündüğüne, onu başka bir kelimeyle nasıl değiştirdiğine dikkat et!
Ebu Talha'yı (Zeyd b. Eslem Ensârî) bahçesinde namaz kılarken bir kuş meşgul ettiğinde, pişman olduğundan ve elinden kaçırdığı fırsatın bedeli olur ümidiyle bahçesini Allah için sadaka verdi!
İbn Selâm bir yük odun sırtladı. Kendisine 'Ey Ebu Yusuf! Senin çocukların ve hizmetkârların içinde bunu yapacaklar vardır. (Neden onlara yaptırmıyorsun da kendin yapıyorsun?)' diye soruldu. Cevap olarak dedi ki: 'Nefsimi bundan hoşlanıp hoşlanmayacağı hususunda denemek istedim'.
Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Mü'min, nefsinin murâkıbıdır. Onu Allah için hesaba çeker. Hesap, ancak nefislerini dünyada hesaba çekenler için hafif olur. Hesap ancak kıyamet gününde muhasebe etmeksizin bu şeyi edinenler için zorlaşır'.
O bundan sonra, muhâsebe'yi açıklayarak şöyle demiştir: Mü'min kişiye ansızın birşey gelir. O şey hoşuna gider ve şöyle der: 'Allah'a yemin olsun! Sen benim hoşuma gittin ve sen benim ihtiyacımdansın. Fakat nerede! Çünkü aramıza mâni girmiştir'.
İşte bu söz, amelden önce hesap demektir.
Yine Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Kişinin elinden birşey kaçar. Bunun üzerine nefsine dönerek şöyle sorar: 'Bununla neyi kasdettim? Yemin olsun, eğer Allah dilerse, bir daha buna yönelmem!'
Enes b. Mâlik şöyle anlatıyor: Birgün Ömer b. Hattab ile beraberken o bir bahçeye girdi. Aramızda bir duvar olduğu halde şunları söylediğini duydum: 'Hattab'ın oğlu Ömer, mü'minlerin emiridir! Vay vay! Allah'a yemin ederim, ya Allah'tan korkacaksın veya Allah seni azaba düçar edecektir'.
Hasan Basrî 'Yoo, daima kendini kınayan nefse and içerim'. (Kıyâmet/2) ayetinin tefsirinde demiştir ki: "Mü'min bir kimse ancak nefsini kınayıp 'Bu konuşmamla neyi irade ettim? Yememle neyi kasdettim? İçmemle maksadım neydi?' diye hesaba çekmeden önce Allah ile mülâki olmaz. Facir bir kimse ise, nefsini kınamadan ileriye atılır(!)"
Mâlik b. Dinar şöyle demiştir: "Allah o kula rahmet etsin ki nefsine 'Sen falan ve filan günahın sahibi değil misin?' deyip nefsini zemmederek, onun ağzına gem vurarak, Allah'ın kitabından ayrılmaz. Dolayısıyla Allah'ın kitabı onun önderi olur".
(Yerinde geleceği gibi) bu, nefsin kınanmasındandır!
Meymun b. Merham şöyle demiştir: 'Muttakî bir kimse, zâlim bir sultandan ve cimri bir ortaktan daha şiddetli bir şekilde nefsini muhasebeye çeker'.
İbrahim et-Teymî şöyle demiştir: 'Nefsimi, meyvelerinden yediğim, sularından içtiğim, bakire hûrilerinin boynuna sarıldığım şekilde cennette farzettim. Sonra zakkumdan yediğim,
irininden içtiğim, zincir ve bukağıların boynuma geçirildiği halde cehennemde farzettim. Bunun üzerine nefsime şöyle sordum:
- Ey nefis! Hangi şeyi istiyorsun?
- İstiyorum ki yeniden dünyaya gönderilmiş olayım ve sâlih biramel işleyeyim!
- Sen temenni ettiğinin içinde bulunuyorsun. Bu bakımdanamel et!
Mâlik b. Dinar, Haccac'ın bir hutbesinde şöyle dediğini naklediyor: 'Hesap başkasının eline geçmeden önce nefsini hesaba çeken kimseden Allah razı olsun! Allah o şahıstan razı olsun ki amelinin geminden tutmuş, o amelden neyi kasdettiğini tedkik etmiştir. Allah o şahıstan razı olsun ki ölçeğine, terazisine bakmış!' Haccac beni ağlatıncaya kadar bunları saydı.
Ahmed b. Kays'ın arkadaşlarından biri şöyle anlatıyor: Ahmed ile arkadaşlık yapıyordum. Onun geceleyin bütün namazı dua idi. O, çıranın yanına gelip parmağını ateşi hissedinceye kadar ateşin üzerine koyar, sonra nefsine hitaben (yaptıklarını sayarak) şöyle derdi: 'Ey Ahmetçik! Falan günde yaptığın harekete seni sürükleyen neydi? Filan günde yaptığın harekete seni zorlayan neydi?'
26) Ebu Nuaym, Hilye
27) İbn Mübarek, Zühd
28) Daha önce geçmişti.

islam