Yeni

Namaza Tekbir ile Başlamanın ve Tekbirden Önce Yapılması Gereken Zâhirî Amellerin Keyfiyeti

Namaza Tekbir ile Başlamanın ve Tekbirden Önce Yapılması Gereken Zâhirî Amellerin Keyfiyeti

Namaz kılmak isteyen kimsenin abdest aldıktan, beden, mekân ve elbise temizliği yaptıktan ve diz kapağından göbeğine kadar olan avret mahallini örttükten sonra kıbleye yönelip dimdik durması ve ayaklarını aralıklı tutup bitiştirmemesi uygundur. Bu vaziyette durmak kişinin fıkıh bilgisinin ölçüsüdür.
Hz. Peygamber namazda safn ve safdı yasaklamıştır. Safd, iki ayağı bitiştirmek demektir; nitekim şu ayeti kerimede bu anlamda kullanılmıştır:
O gün mücrimleri (şeytanlarıyla birlikte) ayakları zincirlerle birbirine bağlanmış olduğu halde görürsün... (İbrahim/49)
Safn ayaklarından birisini kaldırmak demektir; nitekim şu ayette bu mânâda kullanılmıştır:
Süleyman'a ikindi zamanı üç ayağı üzerinde durup ön ayaklarından birini büküp tırnağını yere dayayan cins atlar arzedilmişti. (Sâd/31)
Namaz kılan kimsenin kıyamda iken ayakları konusunda dikkat edeceği keyfiyet budur. Dizlerini ve kemerin bağlantı yerini (belini) dümdüz tutmaya da dikkat etmelidir.
Başına gelince; dilerse dik tutar, dilerse de önüne doğru birazcık eğer. Eğmesi huşûa daha yakındır ve bu gözün sağa sola bakmasına da engel olur. Gözleri, namazı üzerinde kıldığı seccadeye bakmalıdır. Eğer seccadesi yoksa bir duvara yaklaşsın veya bakış mesafesini kısaltmak için hududunu belirten bir çizgi çeksin ki uzaklara bakıp düşüncesi dağılmasın. Seccadenin ve çizginin hududunu geçmemeye dikkat etmelidir. Bu durum rükûa gidinceye kadar herhangi bir tarafa bakmadan devam etmelidir. İşte kıyamın âdâbı budur!
Kıyamı, kıbleye yönelişi ve baş eğişi tamamlandığı zaman, niyet etmeden evvel, şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak için, Nâs sûresini okuduktan sonra kamet getirmelidir. Eğer kendisine uyacak birisinin bulunacağını ümid ediyorsa, daha evvel ezanı okumalıdır. Bütün bunlardan sonra niyet etmelidir. Meselâ öğle namazında niyet etmek, kalbinden 'Öğlenin farzını Allah için edâ ediyorum' diye geçirmektir.
Edâ tâbiriyle vaktinde kılınan namazı, kazaya kalmış namazdan; farz tâbiriyle, nafile namazdan; öğle tâbiriyle de ikindi ve başka namazlardan ayırdeder. Bu kelimelerin mânâlarını kalbinden geçirmelidir.İşte niyet budur!
Kelimeler bu niyetin hatırlanmasına birer sebep ve vesiledir. Niyetin hazır bulundurulması için aynı mânâların devamlılığını tekbirin sonuna kadar korumaya gayret sarfetmelidir.
Namazda Ellerin Kaldırılması
Kalbinde bu niyeti hazır bulundurduğu zaman salıverilmiş bulunan iki elini omuzları hizasına kaldırmalıdır. Avuçlarının sırtını omuzları hizasında tutacaktır. Baş parmağını kulakların yumuşağı hizasında tutup parmak uçlarını kulakların başları ile aynı hizada bulunduracaktır. Bu konuda gelen hadîslerin tamamıyla amel etmek için böyle yapılmalıdır.
Tekbir aldığında parmaklarını açar, baş parmak ile el ayasını kıbleye yöneltir. Parmaklar arasını ne fazla açar ne de fazla kapatır; normal bir durumda tutar. Çünkü haberlerin kimisinde parmakların arasının açılması kimisinde de kapatılması vârid olmuştur. Bu bakımdan ikisinin arasını bulmak için ne fazla açmak ne de fazla kapatmak gerekir.
Tekbir
Eller istikrar buldukları zaman, niyetin de varlığıyla birlikte iftitah tekbirini alarak ellerini salıverir. Ellerini, göğsün altında ve göbeğin üstünde, sağ eli solun üzerine koymak sûretiyle bağlar. Sağ daha şerefli olduğu için sola yükletilir. Sağ elin şehadet ve ortanca parmakları, solun bileği üzerine uzatılır. Baş parmak ile serçe ve yanındaki parmaklarla da sol bilek çepeçevre tutulur. Tekbirin, ellerin kaldırılıp istikrar bulmasından sonra
salıverilmesiyle alındığı rivayet edilmektedir. Bütün bunları yapmakta her hangi bir beis yoktur.
Ben tekbirin, elleri salıverip sonra bağlamak sûretiyle alınmasının daha uygun, olduğunu savunmaktayım. Çünkü tekbir, kalbi Allah'ın azamet ve kibriyasma bağlamayı ifade eden bir kelimedir. Ellerin birisini diğerinin üzerine koymak akid sûretinde olur, Bu akdin başlangıcı elleri salıvermek, sonucu ise bağlamaktır.
Tekbir'in başlangıcı elif sonu râ harfidir. Bu bakımdan fiil (ellerin bağlanması) ile akid (Allahu Ekber) arasında tevakkuf bulunması daha uygundur. Elin kaldırılması, bu başlangıcın mukaddimesi gibidir.
Tekbir alırken ellerini öne ya da arkaya doğru götürerek kaldırmamalıdır. Tekbiri bitirirken de ellerini sağa sola silkmemelidir. Ancak hafifçe ve yumuşakça yanlarına salıverdikten sonra yeni bir hareketle sağ elini sol elinin üzerine koymalıdır.
Bazı rivayetlerde şöyle bildirilir:
Hz. Peygamber tekbir aldığı zaman ellerini yanlarına salıverirdi. Okumaya başladığında da sağ elini sol elinin üzerine koyardı...58
Eğer bu rivayetler sahih ise, bu bizim söylediğimizden daha evlâ olur.
Tekbir kelimesine gelince Allah lafzının sonundaki ha harfi ötre ile fakat mübalağa etmeksizin hafif bir şekilde okunmalıdır. Allah lafzının ha'sı ile Ekber'in elifi arasına vav'a benzer birşey sokmamalıdır. Çünkü böyle bir duruma ancak ötrede mübalağa yapmak sûretiyle varılabilir. Ekber kelimesinin be'si ile ra'sı arasına elif harfi koyarak sanki Ekbâr denmiş gibi yapmamalıdır. Ekber 'in sonundaki re harfi harekesiz okunur; ötre ile okunmaz. İşte tekbir ve tekbirle ilgili hükümler bunlardır.
Kıraat
Tekbir'den sonra istiftah (açılış) duâsına başlar. Allahu Ekber deyip tekbir aldıktan sonra;
'Allah Teâlâ herşeyden daha büyüktür. Allah'a çok hamdeder ve O'nu her türlü ortaktan tenzih ederiz' demek güzeldir.59
Bu duadan sonra da 'Veccehtü vechiye' duâsını Ve ene min'el-müslimîn'e kadar okumalıdır.
Bu duâdan sonra da şu dua okunmalıdır:
Ey Allahım! Seni hamdin ve yardımınla ortaklardan tenzih ederim. Senin ismin mübarektir; senin şânın yücedir. Senden başka kendisine kulluk edilecek ilâh yoktur.60
Bu konuda vârid olan bütün hadîslerle amel etmiş olması için bunların tümünün okunması gerekir.
İmama uyduğunda imamın, mukdedînin (kendisine uyanın) Fâtiha sûresini okumasına fırsat verecek derecede uzun bir mühlet vermek âdeti yoksa, bu duâlardan birisini okumakla iktifa eder. Sonra eûzü besmele çekerek Fâtiha sûresini okumaya başlar.
Fâtiha sûresine besmele ile başlar, Fâtiha'nın bütün şeddelerine riayet eder, bütün harflerini mahrecinden okur. Dat ile zâ harflerinin mahreçleri arasındaki farka mümkün olduğu kadar itinâ gösterir. Fâtiha'nın sonunda 'Âmin' der. 'Âmin' kelimesini, mim harfini hafif okumak sûretiyle biraz uzatır. 'Âmin' kelimesini Veleddâllîn' kelimesiyle vasletmez (birleştirmez).
Sabah, akşam ve yatsı namazlarının kıraatini sesli yapar. Ancak imama uymuşsa gizli okur. Fakat 'Âmin' kelimesini açıktan okur. (Hanefî mezhebinde imamın okuması, cemaat için de sayıldığından, cemaat okumaz, sadece imamı dinler).
Fâtiha'dan sonra bir sûre veya en azından üç âyet okur. Sûrenin sonunda 'sübhânallah' diyecek kadar susar, ondan sonra da tekbir getirerek rükûa varır.
Sabah namazında (Hucurât sûresinden başlayıp Burûc sûresine kadar olan) mufassal sûrelerin uzunlarından, akşam namazında (Beyyine sûresinden başlayıp Kur'an'ı sonuna kadar olan) kısa sûrelerden, öğle, ikindi ve yatsı namazlarında ise Bürûc ve benzeri sûrelerden okur.
Seferde iken sabah namazında Kâfirûn ile İhlâs sûrelerini okur. Sabah namazının sünnetinde, tavaf ve tahiyyatu'l-mescid namazlarında da Kâfirûn ile İhlâs sûrelerini okur. Bunları okuduğu süre içerisinde, kıyamda olup, namazın başlangıcında beyan ettiğimiz şekilde elleri bağlı olacaktır.
Rükû ve İlgili Hususlar
Kıraat tamamlandıktan sonra rükûa varıp burada da birtakım hususları gözetmelidir:
1. Rükûa varmak için tekbir getirmek,
2. Getirdiği tekbir ile birlikte ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırmak,
3. Tekbiri, rükûa varıncaya kadar uzatmak,
4. Rükûda ellerinin ayalarını, parmakları açık ve kıbleye yönelik olduğu halde diz kapaklarına koymak,
5. Parmaklarını baldırlarının üzerine sarkıtmak,
6. Dizlerini dimdik tutmak,
7. Belini düzeltmek,
8. Boynu ile başını, sırtıyla aynı seviyede tutup başını sırtından ne yüksekte ve ne de aşağıda tutmak,
9. Dirseklerini yanlarından uzak tutmak (kadın ise, kol
larını yanlarına yapıştırmak).
10. Rükûda üç defa 'Sübhâne Rabbiyel-azim' demektir. Eğer
imam değilse, bu duayı yedi veya on defa okuması daha gü
zeldir.
Sonra rükûdan kıyama kalkar; ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırarak 'Semiallâhu limen hamideh' (Allah Teâlâ, kendisinin hamdini yapan kulunun duasını kabul eder) der, İtidalda tam olarak istikrar bulduktan sonra 'Rabbenâ leke'lhamdu miressemâvâti ve mirel arzı ve mi'le mâ şi'te min şey'in ba'du' (Ey rabbimiz! Sana gökler, yer ve onlardan başka istediğin şey dolusu hamd olsun!) der.
Sabah, güneş tutulması (küsuf) ve tesbih namazları hariç hiç bir namazda rükûdan sonraki kıyam (itidal) uzatılmaz. Sabah namazının ikinci rek'atında secdeye gitmezden önce hadîs-i şerîfte vârid olan kelimelerle kunut duasını okumalıdır.61
Secde
Kıyam'dan sonra tekbir getirerek secdeye gider. Yere önce dizlerini koyar. Sonra açık alnını, burnunu ve daha sonra da ellerinin ayasını kor. Secdeye giderken tekbir alır.
Rükûdan başka bir hareket için ellerini kaldırmaz. Secdeye giderken evvelâ dizleri, ikinci derecede elleri, üçüncü derecede de alnı yere gelmelidir. Alnını ve burnunu yere kor. Kollarını yanlarından biraz uzak tutar. Kadın ise rükûda olduğu gibi bunun aksini yapar; kollarını yanlarına yapıştırır.
Erkek, secdede ayaklarını aralıklı tutar; kadın ise bitiştirir. Erkek, secdede karnını uyluklarına yapıştırmamalı; dizlerinin arasını açık bırakmalıdır. Kadın ise bu durumun aksini yapmalıdır. Ellerini omuzlarının hizasında yere koymalıdır. Ellerin parmaklarını açıp bitişik olarak uzatmalıdır. Baş parmağı da diğer parmaklarla birleştirmelidir; fakat birleştirmese de bir beis yoktur.
Köpeğin, kollarını yere yaydığı gibi kollarını yere yaymamalıdır. Çünkü bu şekilde kolları yaymak yasak edilmiştir. Secdeye vardığında üç defa Sübhâne rabbiye'l-a'lâ, demelidir. Bu duâyı imam olmayan bir kimsenin daha fazla söylemesi iyidir. Sonra secdeden kalkar, oturduğu yerde belini doğrultur ve itminana kavuşur. Başını, tekbir getirerek kaldırır, sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine oturur.
Parmakları yayılı olduğu halde ellerini uyluklarının üzerine koyar; parmaklarını ne fazla bitiştirir ve ne de fazla açar, İstikrar bulduktan sonra 'Rabbiğfirlî verhamnî verzuknî vehdinî vecburnî ve âfinî va'fu annî (Ey rabbim! Beni affeyle! Bana rahmet et! Beni rızıklandır ve hidâyet eyle! Kusurumu ve noksanımı tamamla, bana âfiyet ihsan eyle ve benden affını esirgeme!) duasını okur. Tesbih namazının secdesi hâriç, bu oturuş hiçbir namazda uzatılamaz.
İkinci secde de böyle yapılır. Arkasında teşehhüd olmayan her rek'atta ikinci secdeyi müteâkip istirahat için hafif bir oturuş yaptıktan sonra elini yere koyarak kalkar. (Hanefîlerde bu istirahat yoktur). Kalkarken, ayaklarından birisini öne atıp ona dayanarak kalkmamalıdır.
Tekbiri oturma ile ayağa kalkma arasını dolduracak kadar uzatmalıdır. Şöyle ki: Tam oturmada istikrar bulduğu zaman Allah lafzının 'h'sini, ellerine dayanıp kalkarken Ekber'in 'k'sini ve kıyâma kalkmanın ortasında da 'r'sini söylemelidir. Kalkışının tam ortasında tekbire başlamalı ki," tekbir, intikâlin ortasında ol-sun ve iki tarafı, başı ile sonu tekbirden hâli bulunsun. Bu durum, ta'mime (veya ta'zime) daha yakındır.
İkinci rek'atı da birinci rek'at gibi kılar. Başlangıçta olduğu gibi eûzü'yü tekrarlar.
Teşehhüd
İlk teşehhüdü ikinci rek'atın sonunda yapar. Teşehhüd'den sonra Hz. Peygamber'e ve âline (bir rivâyete göre) salavât-ı şerîfe getirir. Sağ elini sağ uyluğunun üzerine koyar, şehadet parmağı hariç diğer parmaklarını kapatır. Baş parmağını salıvermesinde bir beis yoktur. İllallah dediğinde sadece sağ elin şehadet parmağıyla işaret eder. Lâ ilâhe'yi söylediği zaman şehadet parmağını kaldırmaz, ancak illallah dediği zaman kaldırır. İki secdenin arasında olduğu gibi birinci teşehhüdde de sol ayağının üzerine oturur.
Son teşehhüdde Râsûlullah'a (s.a) getirilen salavât-ı şerîfeden sonra, vârid olan duâyı okur. İkinci teşehhüdün sünnetleri birincininki gibidir. Ancak ikinci teşehhüdde sol kalçasının üzerine oturur; çünkü kıyam olmadığı için emaneten oturmuş değildir.
Aksine istikrarlı bir şekilde oturmuştur. Son oturuşta sağ ayağını dik tutar, sol ayağını onun altından çıkarır. Eğer zorluk çekmezse sol ayağının da baş parmağının ucunu yere koyarak kıbleye yöneltir.
Bu vazifeleri yaptıktan sonra başını, sağ yanağı arkadan görülecek derecede çevirerek sağma ve aynı hareketi yaparak soluna selâm verir. Selâm vermekle namazdan çıkmaya niyet eder.
Birinci selamla sağındaki meleklere ve müminlere selâm vermeye, ikinci selâmla da diğer tarafındakilere vermeye niyet eder. Sünnet, selâmın uzatmadan, harekesiz okunmasıdır. (Örneğin es-selâm kelimesini uzatmaksızm aleyküm ile birleştirip geçiştirmelidir. Bazı âlimlere göre selâmın cezmi imamın onu acele okuması demektir ki imama uyanlar, ondan önce selâm vermesinler).62
Buraya kadar anlattıklarımız, tek başına kılınan namazla ilgili idi..
Tekbirleri işitecek derecede sesli getirmelidir. İmam ise, fazilete nail olmak için imamlığa niyet etmelidir. İmam, imamlığa niyet etmezse bile cemaatın namazları imama uymaya niyet ettikleri takdirde sahih olduğu gibi, cemaat sevabına da nâil olurlar. Namazı tek basma edâ eden gibi imam da istiftah duâsıyla eûzüyü gizlice okur.
İmam ve cemaat sesli okunan namazda 'Âmin' kelimesini âşikâre söyler. İmam ile cemaatın âminleri beraber olmalıdır. Cemaat amin kelimesini imamdan sonra dememelidir.İmam Fâtiha'yı bitirdikten sonra nefes almak için az bir zaman susmalıdır. İmama uyan da cehrî namazlarda bu zaman zarfında Fatiha'sını okumalıdır ki imamın zammı sûresini dinleme imkânına sahip olabilsin.
Cehrî namazlarda imama uyan, imamın sesini işitmediği takdirde zammı sûreyi okur. (Eğer işitirse dinlemelidir). İmam, başını rükûdan kaldırırken 'Semiallâhu limen hamide' der. İmama uyan da aynı kelimeleri tekrarlar. İmam, rükû ve secdede üç defadan fazla tesbih okumamalıdır. Birinci tesehhüdde 'Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammedin' ibaresinden daha fazla birşey ilave etmeye yetkili değildir.
Üçüncü ve dördüncü rek'atlarda. da Fâtiha'dan başka birşey okuyamaz. Namazı çok uzatmamıalıdır. Son teşehhüd de salavât-ı şerife miktarından fazla olacak bir dua okumamalıdır.
Selâm verirken cemaat ile melekler üzerine selâm vermeye, cemaat da, selâmlarıyla imama cevap vermeye niyet etmelidir. Cemaat selâmını tamamlayıncaya kadar imam kıpardamamalıdır. Selam vermelerinden sonra imam yüzünü cemaata çevirmelidir. Eğer arkasında kadınlar da varsa onlar gidinceye kadar yüzünü çevirmemesi daha evlâdır. İmam kalkmadıkça cemaattan hiç kimse kalkmamalıdır.
İmam istediği tarafa, sağına veya soluna dönebilir. Ancak sabah namazının kunut duasını sadece kendisine tahsis etmeyip, 'Ey Allahım! Bizi hidâyet et!' deyip ve umumî bir şekilde ve açıktan yapar; cemaat da âmin der. Kunut duâsında ellerini göğsü hi-zasına kaldırır. Duânın sonunda elleriyle yüzünü mesheder; çünkü bu konuda hadîsler nakledilmiştir.63
Eğer bu hususta hadîs olmasaydı, teşehhüdün sonunda olduğu gibi kıyas, elleri kaldırmamayı gerektirirdi.
58) Taberânî, (Muaz'dan zayıf bir senedle)
59) Müslim, (İbn Ömer'den); Ebu Dâvud ve Tirmizî (Cübeyr b. Mut'im'den)
60) Müslim, (Hz. Ali'den)
61) Beyhakî, (İbn Abbas'dan); Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâî, (sahih olarak)
62)Ebu Dâvud ve Tirmizî, (Ebu Hüreyre'den sahih olarak)
63) İmam Gazâlî dışında bu hususu belirten bir kimseye rastlanılmamıştır.

islam