Yeni

Sırat


39.Sırat

Takva sahiplerini, binek üzerinde ikram ile Rahmân'a götürdüğümüz gün, mücrimleri de yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün)! (Meryem/85-86)
Onları cehennemin yoluna götürün. Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. (Saffat/23-24)
Bütün bu dehşetlerden sonra Allah Teâlâ'nın bu ayetleri hakkında düşün! Bu dehşetlerden sonra insan köprüyü geçmek için sevkolunur. Köprü, cehennem üzerine kurulmuş kılıçtan keskin ve kıldan incedir! Kim şu dünya âleminde dosdoğru bir yol üzerinde bulunursa, ahiret köprüsü üzerinde hafif olup kurtulur.
Dünyada istikametten ayrılan, yükünü günahlarla ağırlaştırıp isyan eden, köprüye ilk attığı adımda kayar ve helâk olur. Şu anda köprüyü ve inceliğini gördüğünde kalbine girecek korkuyu düşün. Köprüyü gördükten sonra gözün köprünün altındaki simsiyah cehenneme ilişir. Sonra kulağına ateşin şiddetli sesi, öfkesi gelir. Halinin zayıflığına, kalbinin ızdırabına, ayağının titremesine rağmen, kıldan ince kılıçtan keskin köprü üzerinde yürümeye zorlanırsın. Oysa günahlarla ağırlaşan bu bedenle yeryüzünde bile yürümen zordur. Acaba bir ayağını köprünün üzerine koyduğunda keskinliğini hissettiğin, önünde insanların kayıp düştükleri ve cehennem zebanileri tarafından çengellerle çekildikleri zaman ikinci ayağını kaldırmaya mecbur olduğun zaman durumun ne olacaktır? Onların ateşe baş aşağı nasıl düştüklerini, ayaklarının havada nasıl kaldığını müşahede ettiğinde durumun ne olacaktır? Bu manzara korkunç bir manzaradır. Ne zahmetli bir yokuş, ne dar bir geçittir orası! Öyle ise köprü üzerinde sırtında günahların ağırlığı olduğu halde yürüdüğünü, köprüye çıktığını ve halkın cehenneme yuvarlandıklarını müşahede ettiğini,, Hz. Peygamberin (s.a) 'Yâ rabbî! Selâmet kıl! Selâmet kıl!' dediği ce-hennemin derinliğinden azap ve helâk isteyenlerin sesinin kulağına yükselip geldiğini, köprü üzerinden birçok insanların kayıp düşüşünü gördüğünde durumunu düşün. Acaba ayağın kayarsa, pişmanlığın sana fayda vermezse helâk olmayı isteyip İşte benim korktuğum buydu! Keşke hayatım için tedbir alsaydım. Keşke peygamberle beraber yol edinseydim! Vay hâlime! Keşke falanca adamı dost edinmeseydim. Keşke toprak olsaydım. Keşke unutulmuş olsaydım. Keşke annem beni doğurmasaydı' dediğinde halin nice olur?
İşte o zaman ateş seni yaka paça yakalar! Bir tellâl şöyle bağırır: 'Cehennemde ümitsiz olun! Benimle konuşmayın.
Bağırmaktan, inlemekten,, derinden nefes almak ve imdâd is-temekten başka yol kalmaz. Acaba bütün bu tehlikeler önünde olduğu halde şimdi aklını nasıl görürsün? Eğer bunlara inanmıyorsan, kâfirlerle beraber cehennem derekelerinde ebedî kalırsın? Eğer inanmış, fakat gaflete dalıp hazırlanmak hususunda gevşeklik göstermişsen zararın ve tuğyanın ne büyüktür? İmanın seni Allah'ın rızasına, ibadet yapıp, günahları terketmeye yöneltmezse, o imanın sana ne faydası yardır? Eğer önünde köp-rünün dehşetinden başka bir dehşet olmasa, köprünün üstünden sağlam geçsen dahi, o geçişin tehlikesinden duyulan korku da sana yeter!
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Köprü, cehennemin parçaları arasında kurulur. Köprüyü peygamberlerden, ümmetiyle beraber ilk geçen ben olurum. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. O günde peygamberlerin duası 'Yârab! Selâmet kıl! Yârab Selâmet kıl!' şeklindedir.
Cehennemde (çölde bulunan) s a'dan dikeni gibi çengeller vardır. Siz sa'dan dikenini gördünüz mü?
- Evet ya Rasûlullah gördük!
- O çengeller sa'dan dikeni gibidirler. Onların büyüklüğünü Allah'tan başkası bilmez. İnsanlar amellerinden ötürü tutulur. Onlarından kimi amelinden ötürü helâk olur, kimi küçülür, sonra kurtulur.215
Ebû Saîd el-Hudrî, Hz. Peygamberin (s.a) şöyle dediğini rivayet ediyor:
İnsanlar cehennem köprüsünün üzerinden geçer. O köprünün üzerinde demir dikenler, çengeller vardır. Sağdan soldan insanları kaparlar. Köprünün iki tarafında melekler vardır. O melekler derler ki: "Yârab! Selim kıl! Yârab! Selâmet bırak!' İnsanların kimi şimşek gibi geçer, kimi rüzgâr gibi, kimi at gibi, kimi süratli bir yürüyüşle, kimi normal bir yürüyüşle yürür, kimi sürüngenler gibi sürünür, kimi zorlukla yürür. Cehennem ehline gelince, onlar cehennemde ne ölürler, ne yaşarlar. Bazı insanlar birtakım günah ve hatalardan dolayı muâhaze olunurlar. Yanarlar, kömür olurlar, sonra şefaat için izin verilir.216
Böylece hadîsin sonuna kadar zikretti.
İbn Mes'ud, Hz. Peygamberin (s.a) şöyle dediğini rivayet ediyor:
Allah, öncekileri ve sonrakileri belli bir günde toplar. Kırk gün ayakta gözleri göklere dikili vaziyette hükmün faslını beklerler.217
Râvî hadîsi 'Mü'minlerin secde vakitlerini belirten kesimine varıncaya kadar' zikredip şöyle dedi:
Sonra mü'minlere 'Başlarınızı kaldırın!' denir. Mü'minler başlarını kaldırır. Onlara amelleri nisbetinde nurları veri-lir; kimine büyük bir dağ gibi nur verilir. O nur onun önünde yürür, kimine ondan daha küçük bir nur verilir, kimine ondan daha küçük bir nur verilir, kimine bir hurma ağacı kadar, kimine daha küçük bir nur verilir. Hatta so-nuncuları olan bir kişiye ayağının baş parmağı üzerinde bir nur verilir. O nur bazen ışık verir. Bazen de söner. Işık verdiğinde ayağını atar, yürür. Söndüğünde yerinde kala-kalır.218
Sonra Hz. Peygamber (s.a), onların nurları nisbetinde köprü üzerinden geçtiklerini zikretti:
Onlardan kimi gözün kapanıp açılması kadar çabuk geçer, kimi şimşek gibi, kimi bulut gibi, kimi kayan yıldız gibi, kimi atın koşusu gibi, kimi bir erkeğin koşusu gibi geçerler. Hatta nuru ayağının baş parmağında verilen kimse, geçerken yüzüstü, eller ve ayaklar üstünde emekler. Bir elini çeker, diğer eliyle tutar. Bir ayağı tutar, diğer ayağı çeker. Ateş onun yanlarına kadar gelir.
Râvî der ki: O kurtuluncaya kadar böyle olur. Kurtulunca köprünün başında durur ve 'Hamd Allah'a mahsustur. Muhakkak Allah Teâlâ bana öyle bir nimet verdi ki hiç kimseye verilmemiştir; zira cehennemi gördükten sonra beni cehennemden kurtardı' der. Böylece onun elinden tutulur, cennet kapısında bulunan bir göle götürülür ve yıkanır, temizlenir.
Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle dediğini rivayet ediyor:
Köprü, kılıcın keskinliği veya kılın inceliği gibidir. Melekler mü'min erkekler ile mü'min kadınları kurtarırlar. Cebrâil (a.s) benim belim (kemerim)den tutar. Ben 'Ey rab! Selim kıl, selim kıl!' derim. O günde kayan erkekler ile kayan kadınlar pek çoktur.219
İşte bunlar köprünün dehşet ve felâketleridir. Öyle ise köprü (sırat) hususunda uzunca düşün. İnsanların kıyamet dehşetlerinden en sağlam kalanı dünyada iken bu hususta çok düşünenidir. Allah Teâlâ iki korkuyu bir araya getirmez. Kim dünyada iken bu dehşetlerden korkarsa, âhirette bunlardan emin olur. Korkudan gayem, kadınların rikkati (inceliği) gibi bir rikkat değildir ki bu durumları dinlediğin zaman gözün yaşarıp kalbin rikkate gelir. Fakat az bir zaman sonra unutur, tekrar oyuna dalarsın. Bu tür rikkat korku değildir. Herhangi birşeyden korkan bir kimse, ondan kaçar. Herhangi birşey uman bir kimse onu arar. Seni kurtaracak olan korku, seni Allah'ın yasaklarından menedip, ibadetine teşvik eden korkudur. Kadınların rikkatinden daha uzağı, ahmakların korkusudur. Ahmaklar bu dehşetleri dinledikleri zaman, dilleriyle istiâze ederler. Onlardan biri şöyle der:
Allah'tan yardım talep ediyoruz. Allah'a sığmıyoruz! Yâ rabbî! Bizi kurtar, kurtar!'
Oysa onlar bu sözlerine rağmen helaklerinin sebebi olan günahlarda ısrar ederler, Bu bakımdan şeytan, böyle kimselerin istiazesine güler. Sahrada bulunduğu ve arkasında bir kale olduğu halde kendisine saldıran yırtıcı hayvandan kaçıp kaleye sığınmaz da hayvanın saldırısına rağmen diliyle 'Senin şerrinden şu aşılmaz kaleye sığmıyorum! Bu kalenin yıkılmaz binasından ve kuvvetli temelinden yardım talep ediyorum' diyen bir kimseye gülündüğü gibi, böyle ahmaklara da gülünür.
Bir kimse yerinde oturduğu halde bu duayı yaparsa bu dua, bu kimseyi yırtıcı hayvandan nasıl kurtarır?
Ahiretin dehşetleri için de ancak doğru olarak 'Lâ ilâhe illâllah' demek kaledir. Doğru olmasının mânâsı; Allah'tan başka se-nin için bir maksûd ve mabudun olmaması demektir. Kim hevasını ilah edinmişse, o kimse tevhid hususunda doğruluktan uzaktır. O kimsenin durumu tehlikelidir!
Eğer bütün bunları yapmaktan aciz isen, Hz. Peygamber'e muhib ol! Onun sünnetini yüceltmeye, ümmetinden salihlerin kalplerini gözetmeye gayret et! Salih kimselerin dualarıyla bereketlen, Bu takdirde, onun veya onların şefaatine nail olup sermayen az olsa da şefaat sayesinde kurtulman umulur!
215) Müslim, Buhârî
216) Müslim, Buhârî
217) Müslim
218) İbn Adîy, Hâkim
219) Beyhakî, Şuab'ul-İman

islam