Yeni

ANNE VE BABAYA HÜRMETİN FAZİLETİ


BİRİNCİ HİKÂYE

Benî İsrail zamanında salih bir kimsenin üç tane oğlu varmış. Bir gün o zat ağır hastalanır ve artık hayatından ümid kesilince büyük oğlu, küçük kardeşlerini çağırır ve:
— Ey kardeşlerim, pederimizin epeyce malı var. Fakat bugün kendisinin hizmeti ise ağırdır. İsterseniz sizler malına varis olun ve hizmetini bana bırakın, isterseniz malı bana verin hizmetini sizler yapın, der.
Kardeşleri malı almayı tercih ederler. Babalarının hizmetini büyük biraderlerine bırakırlar. Büyük kardeşleri salih bir kimse olduğu için pederinin hizmetini kendisine nimet, ganimet ve ibadet bilir. Vefatına kadar bu hizmeti yapar. Fakat ailesinin bu işe hiç gönlü razı olmaz ve malı almadığı için O'nunla münakaşa eder. O ise ailesine:
— Ey hatun, ben babama miras için hizmet etmiyorum. Ancak Allah rızası için hizmet edip hayır duasını almak istiyorum. Hayır sizin bildiğinizin hilafınadır. Bir kimsenin dünya dolusu malı olsa da bereketi olmasa, onda hayır yoktur. Hayır ancak berekettedir, der.
Babasına hizmette hiç gurur etmeden devam eder.
Bir gece rüyasında kendisine şöyle derler:
— Git, filan yerde yüz akçe vardır. Onu al nafaka yap.
— Onda bereket var mıdır?
— Hayır yoktur.
— Bereket olmayan şey bana lâzım değildir, der.
Bu hali ailesine söyleyince, kadın yine almadığı için O'nunla münakaşa eder.
Ertesi gece rüyasında yine, «Filan yerde 10 akçe vardır, git al.» denilir. O yine bereket olup olmadığını sorar. Bereket olmadığını anlayınca yine almaz.
Üçüncü gece ise yine «Filan yerde bir altun vardır, onu al da harçlık yap.» denilir. O da bereketi olup olmadığını sorunca «Çok bereketlidir.» cevabını alınca, hemen gider ve onu alır. Sabahleyin ise altun ile pazara gider ve iki tane balık alır. Evine getirip karınlarını yardığı zaman görür ki, balıkların karnında çok kıymetli ve iki dirhem ağırlığında kırmızı cevher var. Birisini hemen pazara götürüp satmak ister. Fakat hiç kimsenin almaya gücü yetmez. Nihayet 30 bin akçe kıymeti ile padişaha satar. Akçeleri alarak eve gelir ve Cenabı Hak'ka şükürler eder.
Padişah o cevherin bir eşini daha araştırır fakat hiç kimsede bulamaz. Tekrar O'na soralım belki vardır diyerek gelirler. Fakat o bende vardır, lâkin 70 bin akçeden aşağı vermem der ve öylece satar. Son derece zengin olur.
Rüyasında: «Ey kişi, Cenabı Hak'kın sana bu kadar lütuf ve ihsanı ancak, pederine ihlas ile etmiş olduğun hizmet sebebi iledir. Âhirette olunacak ihsanı ise anlatmak mümkün değildir.
İşte bunun gibi bir kişi ebeveynine hizmeti kendisine nimet bilirse iki dünyada da devlet ve nimete nail olur.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Hz. Musa Aleyhisselâm bir gün İlhâm-ı Rabbânî ile Antakya şehrine gider. Şehrin kapısında salih bir zat ile karşılaşır. O zat:
— Ya Musa, bu şehirde hiç kimsede konuk oldun mu?
— Hayır ey kimse, olmadım.
— Eğer olmak isterseniz, buyurun diyerek evine davet eder. Hz. Musa Aleyhisselâm da «Davete icabet lâzımdır.» diyerek o zatın evine teşrif ederler.
O zat elinden geldiği kadar bir şeyler hazırlar ve Hz. Musa Aleyhisselâma ikramda bulunur. Yemekten sonra Musa Aleyhisselâm, Şam tarafına gideceği için o zata veda eder. O salih zat:
— Ya Musa, yürüyerek gitmekten, binek ile gitmek daha iyidir Binek ister misiniz? diye sorar. Hazreti Musa da «Olursa daha iyi» diye cevap verir.
Bunun üzerine o zat evinin üzerine çıkarak gökteki bulutlara bakar. Bir parça bulut gelerek «Ya veliyyullah muradınız nedir?» diye sorar. O da nereye gittiğini sorunca, Horasan tarafına gittiğini söyler. «Sana lüzum yoktur.» der ve o bulut gider.
Başka bir parça bulut gelir, O da Irak tarafına gittiğini söyler. Onu da gönderir.
Üçüncü bir bulut daha gelir ve ona sorduğu zaman, Şam tarafına gittiğini söyleyince «Ya bulut, sana bir emanetim vardır, aşağı in.» der. Bulut da aşağı inerek Hz. Musa Aleyhisselâmı alır ve kısa bir zaman zarfında Şam'a ulaştırır.
Musa Aleyhisselâm:
— Ya Rabbî! Benim itikadım o idi ki, bu zamanda arz üzerinde ben kulundan efdal ve ekrem bir kulun yoktur. Halbuki velilerinden bir kulunun duasına muhtaç oldum. Bu mertebe ve keramete o kulun nasıl ulaştı, deyince, Cenabı Hak:
— Ya Musa! O kuluma, o kerameti ebeveynine ziyade hürmet ve riâyet ettiği için verdim. Bu, dünyada olan ihsanımdır. Âhirette vereceğim nimetler ise hudutsuzdur, diye buyurmuştur.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Yine Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün münacatları esnasında «Ya Rabbî! Cennette benim arkadaşım kimdir, bana göster.» diye iltica eder. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:
— Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şemail ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler.
Hz. Musa Aleyhisselâm hemen hareket eder ve o kasabı bulur. Dükkânının karşı tarafında, bir miktar seyrederek ahvaline vâkıf olmak üzere oturur. Görür ki gayet gaddar ve zalim bir kimsedir. Sattığını hep eksik tartmaktadır. Hz. Musa'nın hatırına, bu kimse bana nasıl arkadaş olabilir, her halde o başka bir kimse olması lâzımdır, diye gelir. Tam o esnada Hz. Cebrail gelerek, o kimsenin olduğunu haber verir.
Hz. Musa Aleyhisselâm akşama kadar dükkânın önünde oturur ve akşam olunca, kasap bir miktar et alarak elindeki zembiline koyar ve evine gitmek üzere iken, Hz. Musa: «Ya kasap, beni misafir kabul eder misin? diye sorar. Kasap da «Buyurun, sizin gibi muhabbetli misafiri asla görmedim. Bu gece hizmetinizle şerefleneyim.» der ve beraberce giderler. Hemen Hz. Musa Aleyhisselâmm önüne yemekler ko-yar ve «Ey mübarek zat isterseniz siz yeyin. Şayet beraber yiyelim derseniz, bir miktar beklemeniz lâzım gelecek. Zira benim çok mühim bir işim vardır, müsâdenizle onu yerine getireyim.» der. Ve getirmiş olduğu eti iyice pişirip, evin köşesinde asılı bir zembıM aşağıya indirir. İçinden son derece küçük ve zayıf bir kadın çıkarır. O'nun ağzına yavaş yavaş eti verir. Karnını doyurduktan sonra altını da temizler ve tekrar yerine asarak Hz. Musa Aleyhisselâmın yanına gelir. Özür dileyerek birlikte yemek yemeye başlarlar.
Kadına yemek yedirirken kadının dudakları bir kaç defa hareket etmiş ve konuşur gibi olmuş. Bu hali Hz. Musa Aleyhisselâm farketmiş olduğu için o kimseye:
— Ey kişi, bu senin annen midir?
—Evet, annemdir. Çok ihtiyar ve mecalsizdir. Her gün böylece dükkândan geldiğim zaman hizmet ederim.
— Yemek yedirirken dudakları kıpırdadı. Sözü anlaşılır mı?
— Evet anlaşılır. Her ne zaman, karnını doyurup hizmetini yaptığımda «Ya Rabbî, bu oğlumu cennette Musa'ya arkadaş eyle.» diye dua eder.
— Ey kimse! Sana müjdeler olsun kî, annenin duası dergah-ı izzette kabul oldu. Musa benim, der ve ilham-ı ilâhî ile oraya geldiğini söyler.
O kimse de çok sevinir ve bütün günahlarına tevbe ve istiğfar ederek ibadet ile meşgul olmaya başlar.
Böylece annesine yapmış olduğu hizmet sebebi ile, salihler zümresine dahil olur.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün Beyt-i Muazzama'yı tavaf ederken, bir kimse görür ki, sırtında bir zembil olduğu halde tavaf ediyor. O'na «Ya kişi, niçin Beyte hürmet etmezsin? Arkandaki zembili bir yere bıraksan da, tâzimen öylece tavaf etsen olmaz mı?» der. O kimse de:
— Ya Şeyh! İçinde validem vardır. O'nu da tavaf ettiriyorum. Bununla yedi defadır, Şam'dan buraya kadar böylece gelip hac ettirdim. Acaba annemin hakkını ödeyebildim mi? der. Hasan-ı Basrî Hazretleri de:
— Ya kişi! Analık hakkını değil, bîr kerre karnında bir tarafa döndürdüğü hakkını bile îfa edemezsin. Zira, analık hakkı çok büyüktür, buyurur.
Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri hepimize ebeveynimizin hakkını îfa etmek nasib ve müyesser eylesin.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Sahâbe-i Kirâm'dan Hüzeyfetü'l-Yemânî (R.A.) Hazretlerinin, yine sahabeden çok âbid ve salih olan ükayl isminde bir komşusu vardı. Bir gün Hz. Peygamber Efendimizi (S.A.V) ziyaret kasdı ile Ukayl'in evine gider. Görür ki, kabir gibi bir kuyu, kazıp, içine girmiş ve kefen gibi bir de elbise giyerek, istiğfar ile meşgul olup ağlamaktadır.
Biraz sonra Hüzeyfe (R.A.) Rasûlü Ekrem Efendimize gelerek, Ukayl'in ölüm hastalığına mübtela olduğunu haber verir. Efendimiz Hazretleri de eshâb-ı kirâm'ı yanına alarak Ukayl'in evine teşrif ederler. Görürler ki, ruhunu teslim etmektedir. Hemen kelime-i şehadet telkin buyururlar. Fakat Ukayl'in dili dönüp bir türlü söyleyemez. Efendimiz Hazretleri «Buna ne hal oldu ki, kelime-i şehadet söyleyemiyor.» deyince, eshâb-ı kiram «Validesi O'ndan razı değildir. Başka bir günahını bilmeyiz.» derler.
Hemen validesini oraya getirirler ve «Oğlunun hali nedir? Niçin razı değilsin?» diye sorarlar. O da:
— Ya Rasûlallah! Oğlum âbid ve salih bir kimsedir. O hasta olunca, bir miktar süt pişirip içmesi için getirmiştim. Anneciğim niçin içeyim ki, Cenabı Hak âsiler hakkında «Ve sûkû mâen hamîmâ» ve «Serabîlühüm min katrânin» buyurmuştur. Korkarım ki, ben onlardan oldum, diye içmedi. Halbuki içmiş olsaydı, bir miktar yüreğim sükûnet bulacaktı. Bunun için kalbim huzursuz oldu ve üzüldüm, der.
Cenabı Peygamber (S.A.V.) kadına biraz nasihat buyurur ve oğlundan tam olarak razı olmasını temin eder. O anda Ukayl Hazretleri de tebessüm ederek kelime-i şehadet söyleyerek ruhunu teslim eder.
* * *

ALTINCI HÎKAYE

Şeyh İshak Hazretleri bir gün müslüman kabristanından geçer. Validesi de o kabirde bulunduğu için hususen gidip kabri başında ziyarette bulunmaz.
O gece rüyasında görür ki, validesinin hatırı rencide olmuş ve Hz. Şeyhden yüzünü çevirmiş bir haldedir. Yanına giderek «Ey benim valideciğim, bana niçin kırıldın?» diye sorar. Validesi «Bilmez misin ki, bir kimse ebeveyninin kabri yanından geçer de hususen ziyaret etmezse, O'nlara âsi olur.» der. Hz. Şeyh:
— Ey anneciğim, her geçildiği zaman ziyaret lâzım mıdır?
— Evet lâzımdır. Zira her ne zaman kabrimin kenarına gelirsen yüzünü görmeye müştakım. Eğer ziyarete kastedersen çok menmuı olurum. Şayet ziyaret etmeden gidersen mahzun olarak arkandan bakarım.
Hz. Şeyh uyanır ve bu hal kendisine keşf olunduğu için şükür eder.
İşte bundan dolayı kabirleri ziyaret edip, onların ruhlarına okumak lâzımdır.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Eshâb-ı Kirâm'dan İmam Haris (R.A.) vefat edeceği zaman, Fahri Kâinat Efendimiz Hazretleri, eshâbı ile beraber O'nu görmeye giderler ve ruhunu teslim edeceği zaman da kelime-i şehadet telkin buyururlar. Fakat o söyleyemez ve susar. Efendimiz Hazretleri:
— Ya Haris! Niçin kelime-i şehadet getirmezsin ?
— Ya Rasûlallah, önümden ateşten bir dağ vardır ki, onu söylımeme mani oluyor.
— Ya Haris! Kelime-i şehadetten seni men eden hangi şeyi işledin?
— Ya Rasûlallah, Valideme söylemeden bir şey ile meşgul olmuştum. O beni men ediyor.
Fahri Kâinat Efendimiz, validesini çağırtır ve oğluna hakkını helâl etmesini, yoksa cehenneme gideceğini haber verir. Fakat kadın râzı olmadığını söyler.
Bunun üzerine Efendimiz Hazretleri eshabı ile beraber, O'nun kelime-i şehadeti söyleyebilmesi için Cenabı Hak'ka dua etmek isteyince, hemen Hz. Cebrail gelir ve:
— Ya Rasûlallah! Cenabı Hak selâm etti. Hâris'in validesi râzı olmadıkça ben de razı değilim, buyurdu.
Fahri Kâinat Efendimiz tekrar annesine döndü ve afvetmesini arzu etti. O da kabul ederek hakkını helâl etti. Hz. Haris, o anda kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etti.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Şeyh İshak Hazretlerine, bir kimse gelir ve:
— Ya Şeyh, bu gece rüyamda seni, çok kıymetli cevherler ile süslenmiş olarak gördüm, der. O da:
— Doğrusun. Zira validem vefat etmezden evvel, sakalımı ayakları altına döşemiştim. Onun ecir ve sevabı, Hz. Allah indinde zayi olmadığı için, Cenabı Hak sana onu keşfettirmiştir. Sen de ebeveynine hürmet ve riayet et ki, Rabbinin izzet ve ihsanına nail olasın, diye nasihat buyurmuşlardır.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Hz. Süleyman Aleyhisselâm zamanında bir kimsenin şarap içen bir oğlu varmış. Bu halinden babası hiç memnun olmadığı için O'na daima kızar ve azarlar.
Bir gün oğlu sarhoş halinde her nasılsa babasına vurur ve gözünü çıkarır. Babası da gözünü eline alarak şikayet etmek üzere Süleyman Aleyhisselâma gelir. Süleyman Aleyhisselâm hemen oğlunu çağırtır. Fakat oğlu ayıldığı zaman, yapmış olduğu bu işe son derece pişman olarak babasının gözünü hangi eli ile çıkardığını sorar. Ve sağ eli ile çıkardığını anlar. Hemen sol eline bir bıçak alarak sağ elini keser ve doğru Süleyman Aleyhisselâmın yanına giderek:
— Ya Nebiyyallah! Benim yaptığım işin cezası nedir? diye sorar. Hz. Süleyman Aleyhisselâm da «Elinin kesilmesidir.» diye buyurunca, o hemen kesilmiş elini O'nun önüne koyuverir.
Babası ise bu hali öğrenince:
— Ey benim oğlum, niçin böyle ettin? Ne olaydı benim bin gözüm olupta her birini çıkaraydın ve keşke böyle yapmayaydın, der.
Bunun üzerine, Hz. Süleyman Aleyhisselâm eshabına dönerek, işte babanın oğluna olan şefkatine ve oğlunun babaya olan hürmetine bakınız, der ve o kimsenin gözünü, oğlunun da elini yerlerine koyarak «Ya Rabbi! Babalara ihsan eylediğin şefkat ve evlatlara verdiğin hürmet hakkı için bunlara acil şifa ihsan buyur.» diye tazarrû ve dua edince, Cenabı Hak derhal kabul edip Onlara eski sıhhatlerini ihsan buyurur.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Bir gün Rasûlallah (S.A.V.) Hazretleri, Ebû Zeri Gıfarî'ye:
— Ya Eba Zer, gidelim garibleri ziyaret edelim.
— Ya Rasûlallah, garibler kimlerdir?
— Garibler şol kimselerdir ki, hiç kimse gidip onları ziyaret etmez.
Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri bununla kabir ziyaretini kasdeder ve birlikte müslümanların kabristanına giderler. Fahri Kâinat Efendimiz bir kabir başında biraz durur mübarek gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar akıtarak ağlar. Ebu Zer Hazretleri, sebebini sual edince, O Şefîü'l-Ümem Efendimiz «Ya Ebâ Zer, Şu kabirde ümmetimden birisi azab olunmaktadır. O'na ağlarım,» buyurur. O esnada Hz. Cebrail gelerek:
— Ya Rasûlallah! Niçin ağlarsınız! Sizin ağlamanızla melekler de ağlarlar.
— Ey Kardeşim Cebrail! Şu kabirde olan kimse için ağlarım ki, acaba kimdir?
-- Ya Rasûlallah, ensar yiğitlerindendir.
— Acaba günahı nedir?
— Ya Rasûlallah! Ümmetinin günahını söylemek bize lâyık değildir.
Bunun üzerine Fahri Kâinat Efendimiz dua buyurunca Cenabı Kaadir ve Kayyum Hazretleri, o mevtaya hayat verip kabrin içinde «Aman ya Rasûlallah! Dört bir tarafımı ateş kapladı. Bu ise valideme eza ettiğim içindir. Mürüvvet senindir Ya Rasûlallah.» diye nida eder.
Daha sonra Hz. Peygamber Efendimiz, Ebû Zer Hazretlerine, o kabirde bulunan bütün mevtaların sahiplerini çağırmasını emir buyurur. Ve bütün mevta sahibleri gelerek her biri kendi yakınları başında dururlar. O kimsenin kabri başı yine boş kalır. Rasûlüllah Efendimiz Hazretleri:
— Ya Ebâ Zer! Eğer bu kimsenin annesi vefat etmiş ise, kıyamete kadar böyle azab olunacağı açıktır, buyurur. O esnada uzaktan gayet ihtiyar bir kadın düşe kalka ve ağlayarak gelip o kimsenin kabri üzerinde durur. Rasûlü Ekrem Efendimiz:
— Ey Hatun! Bu meyyit senin midir?
— Evet Ya Rasûlallah, gözümün nuru ve gönlümün sürürü evladımdır.
— Oğlunuzdan razı mısınız?
— Hayır, razı değilim. Zira bir gün ibadet ederken, sarhoş gelmiş ve mihrabımdan atarak kolumu kırmıştı. Ben de Allahu Teâlâ senden razı olmasın diye dua etmiştim.
— Ya Hatun! Oğlunu bağışla, seni de bağışlasınlar.
— Ya Rasûlallah, kalbim çok kırılmıştı, esirgemeye meylim yoktur.
— Ya Hatun! Kulağını oğlunun kabrine tut.
Kadın da kulağını kabre tutar ve oğlunun daha önce Rasûlallah Efendimize ettiği ilticayı, annesine de yaptığını duyunca, gayri ihtiyarî olarak:
— Ya Rasûlallah! Günahını afvettim ve razı oldum. Allahu Teâlâ Hazretleri de razı olsun ve rahmetler etsin, der. Kabir içinden oğlu da:
— Ey anneciğim, cürm ve günahımı afvedip beni nimet ve rahmetlere nail eyledin. Hz. Allah da senden razı olsun, diye nida eder.
Böylece hepsi sevinerek oradan ayrılırlar.
* * *
islam