Yeni

AŞK VE MUHABBET KISSA VE HİKAYELER


BİRİNCİ HİKÂYE

Râbia-i Adeviyye Hazretleri bir gün muhabbetullahın fazlalaşması ile sahraya çıktığı zaman bir kimse ile karşılaşır. O kimse Râbia'ya tama ile bakmaya başlayınca, Râbia:
— Ey kişi, niçin nâmahreme öyle bakarsın?
— Ey kadın senin muhabbetin canıma te'sir etti ve âşık oldum Onun için bakıyorum.
— Ey kişi, benim bir kız kardeşim vardır ve arkamdan geliyor. O daha güzeldir.
O kimse de kardeşini göreyim diye arkasına dönünce, Râbia, o kimsenin yüzüne ansızın bir tokat indirerek:
— Be hey yalancı herif. Sana muhabbet davası etmek ne kadar uzak. Seni görünce arif zannettim. Yanıma geldin âşık zannettim. Şimdi ise tecrübe ettim ve gördüm ki, ne âşık ve ne de arifsin. Aynı zamanda da muhabbet davasında yalancısın. Eğer muhabbet davasında sadık olsaydın, benden başkasına iltifat etmezdin, der ve muhabbete dâir iki beyit okur.
Hakikaten delilsiz muhabbet edenlerin davaları bâtıldır.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Şeyh Bâyezid-i Bestâmî Hazretleri bir gün çarşıda gezerken, iki avuçlarını da yummuş güzel bir cariye görür. Cariyeye avuçlarını açmasını emir buyürunca, cariye «Efendimin izni olmadan açamam.» diyerek, efendisinden izin alır ve tekrar gelerek avuçlarını açar. Avuçlarından birisinde: «Bize muhabbet edeni biz müflis ederiz.» yazılı. Diğerinde ise: «Bizden yüz çevirene vesvese veririz.» yazılıdır.
Hz. Bâyezid bunları okuyunca bağırıp:
— Muhabbetullah dahi böyledir. Bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet etse, dünyada müflis, fakat âhirette nice nimetlere nail olur, buyurmuşlardır.
Bunun için asıl muhabbetin Cenabı Hak'ka olması lâzımdır. Akıllı ve âlim olanlar fâniye muhabbet etmezler.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Şeyh Ebû Ömer Mazini Hazretleri bir gün, bir dağa çıktıkları zaman, gördüler ki, bir genç kışın en şiddetli soğuğunde ince bir gömlekle namaz kılıyor. Bir taraftan da üzerine kar yağmaktadır. Şeyh Hazretleri gencin yanına varıp:
— Ey genç, bu kar ve soğuğa nasıl tahammül ve sabrediyorsun?
— Ya Şeyh, bilmez misin ki, bir kimse Cenabı Hak'ka muhabbet eylese en şiddetli sıcak ve soğuklara tahammül eder, diye cevap verir.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Nuh Bin Mansur isminde arif bir padişahın, zamanın teki denecek güzellikte bir oğlu varmış. Padişahın askerlerinden birisi de bu şehzadeye muhabbet ile âşık olmuş. Bu iş o dereceye varmış ki, halk arasında yayılıp, padişahın kulağına kadar gelmiş.
Padişah bir gün şehzadeye, atına binip bir tarafta durmasını emreder ve O'nun âşkını anlamak için askerleri önünden geçirir. O bîçare âşık olan asker geçerken benzi sararır ve rengi değişir. Padişah feraset nuru ile, âşıkın o olduğunu anlar. Oğluna atından inerek, o askeri gücü yettiği kadar sıkmasını emreder. Şehzade de babasının emrini yerine getirince, dertli âşık o anda ruhunu teslim eder.
Bunun üzerine padişah:
— Bu kişiyi alın ve ta'zim ile bizim kabristanımıza defnedin, diye emreder.
Bir kaç gün sonra, padişaha arkadaşları, o kişiyi niçin kendi kabirlerine koydurduğunu sorarlar. Padişah:
— O kimseyi, muhabbet davasında sadık olup olmadığı hususunda imtihan ettik ve gördük ki, sadıktır. Onun için kendi kabrimize koydurduk. Bir kimse bize muhabbet ile helak olsa, o kimse bizdendir, diye buyurur.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Bağdad şehrinde bir kimsenin gayet güzel bir mahbubesi olup, Mezkûr kimse o kadına son derece aşıkmış. Bir gün kadın, hamama gider ve hamamdan çıktıktan sonra âşıkının yanına gelerek yüzünün peçesini indirir ve:
-— Benim yüzüme bak ki, güzel suretimi hatırlarsın.
— Ey kadın, hikmeti nedir ki, yüzünü gösteriyorsun. Bugün bende aşkına sabır kalmadı.
— Bugün hamamdan çıktığım zaman bir aynaya baktım ve kendimi seyrettim. Gördüm ki, hiç bana benzer güzellikte bir güzel kimse yoktur. Yüzümü senden başka kimseye göstermeye razı olmadığım için doğruca sana geldim.
— Ey kadın, bundan sonra ben sana bakmam.
— Niçin bakmıyorsun?
— Şimdiye kadar, sana olan muhabbetim, sana benden başka kimsenin bakmaması şartı ile idi. Şimdi ise sen, sana nazar etmişsin. Onun için sana muhabbetim kalmadı. Zira bu muhabbette kimseyi ortak istemem.
İşte muhabbetullah da böyledir. Hiç bir ortak kabul edilmez.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

Bir kimse, yine bir kadının arkasından Ona tama ederek giderken, kadın sorar:
— Niçin arkamdan geliyorsun?
— Seni seviyorum, onun için arkandan geliyorum.
— Yüzümü görsen ne yapardın? diyerek yüzünden peçesini indirince, o kimse bir de bakar ki, gözler görmemiş derecede güzeldir. O dertli kimsenin aşkı daha da artarak, kalbine bir ateş düşer. Kadın nihayet varıp evine girer. Âşıkı da evinin önünde oturup hayrete düşerek, acaba hayal mi görüyorum diye düşünceye dalar. Kadın evi üzerine çıkıp:
— Ya kişi, orada ne oturuyorsun. Var işine git. Yoksa akrabalarım seni görürse helak ederler.
— Ey zamanın güzel kadını, eğer sen beni istemeseydin reddeder ve güzel cemâlini göstermezdin. Ben de aşkın ateşine düşmezdim.
— Ey yiğit, herkes kendisini ancak âşıkına göstermek ister. Sen şimdi git biraz aşk ateşi ile yanarak seyran eyle, der.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Ârif-i Billah evliyaullahtan birisi: «Ya Rabbi! Bu fakir, hakir ve zayıf kulunu, yaratıp vücut libasını giydirerek, alçak dünyaya göndermekteki hikmetin nedir?» diye tazarru ve niyaz ettiği zaman, kendisine hitaben:
— Ey kulum! Seni yaratmaktan muradım, ancak kalbinde olan muhabbet içindir, diye hitab-ı izzet olunmuştur.
Kur'an-ı Azîmüşşan'da ki «Yuhibbühüm ve yuhibbûnehû, ilah» âyet-i kerimesi buna işarettir. Yani Cenabı Hak kullarını sever ve kendisini de kullarına sevdirir.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Meşayihten birisi, Nişabur şehrinde, eczane önünde dururken orada bir yük misk görür ve onu seyretmeye başlar. O esnada dükkânın içinde gayet güzel yüzlü bir genç görerek «Biraz da Allah'ın sanatına temaşa edelim,» diye o gence bakar. Ve genç şeyhin çok hoşuna gider. Biraz sonra orada mevcud bulunan bir mescide girip:
— Ya Rabbi! O genç kuluna bende son derece bir muhabbet hasıl oldu. O kulunu kendi rızayı şerifin için bin hatm-i şerif okumaya satın aldım. Bana müyesser eyle, diye tazaıruda bulunur. Tekrar bir abdest alarak hatme başlar. Aylarca okuduktan sonra nihayet tamamlar. Bir de bakar ki, o eczacı oğlunu getirerek:
— Ya Şeyh, bu evladımı sana verdim, hizmetinizde olsun, der. Fakat şeyh kabul etmek istamez. Eczacı ise son derece İsrar eder. Bunun üzerine eczacıya neden bu kadar İsrar ettiğini sorar. Eczacı da şöyle anlatır:
— Biraz evvel dükkânımda beni bir uyku bastırdı. Ve rüyamda taraf-ı izzetten: «oğlunu elinden tutup filan mesciddeki şeyhe teslim et. Zira o şeyh oğlunu bin hatm-i şerife bizden satın aldı. Biz de O'na verdik.» diye bir nida geldi.
Nihayet şeyh de kabul eder. O genç senelerce şeyhin hizmetinde bulunur.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Aşk ve sevda ile herkesçe meşhur olan Mecnûn, Leylâ ismindeki amcasının kızını sevmektedir. Bir gün Mecnûn'un babası Leylâ'nın pederine:
— Ey birader, niçin muhtereme kızın Leylâ'yı, oğlum Mecnûn'a nikâh etmezsin?
— Kardeşim, senin evladın benim evladım demektir. Kızımı vermememin sebebi; Mecnûn'a şefkat ve merhametimden dolayıdır. Zira, Mecnûn Leylâ'nın düşkünü olup, onları birbirine alıp-vermek ölümlerine sebep olur. Ve bu husus bizleri de çok üzer. Eğer bu sözümün doğru olup olmadığını anlamak istersen, şöylece tecrübe edebiliriz: Ben Leylâ'ya amcanın oğlu seni görmek istiyor, filan yerde dur, diye emir ve tembih edeyim. Sen de Mecnûn'a yine filan yerde durup Leylâ'ya bakmasını tembihle. Bakalım neler göreceğiz, der. Bu fikri Mecnûn'un babası da münasib görerek, keyfiyeti oğluna söyler.
Nihayet Mecnûn, tembih olunan yerde beklemeye başlar. Leylâ da arab âdeti üzere uzun ve ince bir elbise giyip, o yerden geçmek üzere yürür. Mecnûn'un aşkı son haddini bulmuştur. Tam önünden geçmekte iken, dertli ve aşkından sadık olan Mecnûn, değil Leylâ'yı görmek O'nun eteğinin tozunu görür görmez hemen yere düşüp kendinden geçer.
Babaları da bu hali görünce birbirlerini tasdik ederek, işte hakiki aşk böyle olur derler.
Bir müddet sonra Mecnûn kendine gelince, ne olduğunu sorarlar. O da:
— Leylâ'nın eteğinin tozunu görünce, dayanamayarak kendimden geçtim. Kendisini görmeye nasıl dayanayım, diye cevap verir.
Beyt:
Ah! minel aşkı ve hâlâtihî.
Ahraka kalbî bi-harârâtihî.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün Tur'a giderken, bir kimseye rastlar. O kimse:
— Ya Musa, Cenabı Hak'ka niyaz et. Bana amcamın kızını nikâh ve tezvic etsin, der.
Bir müddet gittikten sonra ikinci bir kimseye tesadüf eder. O kimse de:
— Ya Musa, benim için iltica eyle. Çok fakir bir haldeyim. Ehl-i iyalim de vardır. Bana bir miktar dünyalık ihsan buyursun.
Yine biraz gittikten sonra, üçüncü olarak çıplak bir kimseye tesadüf eder. O kimse ise:
— Ya Musa, benim için, o çok çok ihsan eden Cenabı Hak'ka dua eyle. Bana bir-iki akçe kıymetinde bir eski elbise ihsan buyursun ki, onunla setr-i avret edeyim.
Hz. Musa Aleyhisselâm münacât mahalline giderek, mükaleme esnasında o üç kişinin ilticalarını Cenabı Hak'ka arzeder. Taraf-ı izzetten:
— Ya Musa! Evvelce gördüğün kimseye amcasının kızını takdir ettim, O'nu nikâh etsin. İkinci kimseye de söyle, filan yerde bir hazine var. Alsın ve ihtiyacına kullansın. Üçüncü kimseye de söyle ki, O'na dünyada zerrece bir şey vermem, diye buyurulmuştur. Hz. Musa Aleyhisselâm:
— Ya Rabbi, sır ve hikmeti sana malûmdur. Hiç bir nebî ve mukarreb melek bilmez, o çıplak ve cok muhtaç olan kimseye, zerre kadar bir şey vermemendeki hikmetin nedir? diye sual edince. Cenabı Hak:
— Ya Musa! Her kuluma, dünya ve âhirette birer nasib takdir ettim. O çıplak kimseye de hisse olarak benim muhabbetim düştü. O'na söyle eğer benim muhabbetimi, dünyaya değişirse, O'na o derece dünyalık verilim ki, saymaya bile gücü yetmez, buyurur.
Nihayet Musa Aleyhisselâm dönüp gelerek, o kimselere, emr-i ilâhiyi tebliğ edince, o çıplak kimse, hemen şöyle tazarru ve duada bulunur:
— Ya Rabbi, eğer benim etimi, bıçakla parça parça etseler, yine de senin muhabbetini benden gideremezler. Bana, dünyadan daha alçak bir şey yoktur.
* * *
islam