Yeni

CÖMERTLİĞİN FAZİLETİ KISSA VE HİKAYELER


BİRİNCİ HİKÂYE

Ümmü'l-Mü'minîn Hz. Âişe (R.A.) validemize, bir taraftan 100 bin akçe gelmişti. Hadimlerine, hepsini fukaraya tasadduk etmelerini emir buyurdu. O gün kendileri ve bütün hizmetkârları oruç idiler ve akşama da yiyecek bir şeyleri yoktu. İftarı su ile yaptılar. Hadimlerine:
— Bir akçe alıkoyup da onunla yiyecek bir şey tedarik etmediniz mi? diye sorunca, onlar da:
— Ey kadınların seyyidesi bir miktar alıkoyun diye emir buyurmadınız. O yüzden hepsini dağıttık, diye cevap verirler.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Muaviye (R.A.) Hazretlerinin âdet-i seniyeleri, her ne zaman Mekke-i Mükerreme'ye gidip hac ve tavaf etseler 30 bin akçeden az ihsan eylemezlermiş. İmam Hasan ve İmam Hüseyn Efendilerimize (R.A.) 100 er bin akçe ihsan eylemişlerdi. Bir gün İmam Hüseyn (R.A.) te'hir ederek akşama kadar Harem-i Şerife gitmediler ve akşam olunca vardıkları zaman, Hz. Muaviye O'na hitaben: — Ya Hüseyn! Geç teşrif buyurdunuz, ki, bizde bir şey kalmadı.
Hemen hazinedarına emir verir ve der ki: «Bugün sabahtan akşama kadar, eshaba ne kadar akçe verildi ise, onun mislini Hüseyn'e verin.
İmam Hüseyn Efendimiz de o meblağı kabul eder ve onun hepsini fakirlere dağıtır.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Kûfe'de zengin bir kimse, sonradan fakir düşer. Yetişkin bir de kızı olduğundan O'nu evlendirmeyi düşünür. Fakat elinde hiç bir şeyi kalmadığından gece-gündüz düşünmeye başlar.
Bir gün, fikirlerini bir dostu ile istişare edip o kimse kendisine şöyle der:
— Mekke-i Mükerreme'de İmam Hüseyn'e (R.A.) git. O çok cömert bir zattır. İnşallah ihtiyacını giderir. Ve muradınca kızını evlendirirsin.
O fakir kimse de hemen Mekke-i Mükerreme'ye gider ve halini İmam Hüseyn Efendimize anlatır. Hz. İmam hazinedarına, 1000 dirhem gümüş vermesini emir buyurur. Hazinedarı da emirleri üzerine 1000 dirhem gümüşü verdiği zaman, o kimse gitmez yine orada durur. Hazinedar:
— Ey kişi, seni Allaha emanet ettik artık git, der. Fakat o yine gitmez. Tekrar hazinedar:
— Be hey adam, bize kaidesinin kanını mı sattın ki, gitmeyip duruyorsun. O da:
— Kardeşimin kanını satmadım, yüzümün suyunu sattım, deyince, bu söz İmam Hüseyn Efendimizin hoşuna gider ve 1000 dirhem gümüş ile 1000 altun daha verir ve:
— Ey kişi! Evvelce verdiğim 1000 dirhem gümüş, Kûfe'den buraya geldiğin için, bu 1000 dirhem gümüş, yüzünün suyuna bedel ettiğin için ve bu 1000 altun da dostun bizim cömertliğimizi haber verip, sen de itikad ve itimad ettiğin içindir, diye buyurur.
O kimse de akçe ve altunları alarak, Cenabı Hak'ka şükürler eder.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Emîr Abdullah Bin Tâhir, Şeyh Ebû Abdullah Hazretlerini zindana attırmıştı. Bir gün Zeyd isminde bir kimse, elinde bir mektub ile gelir ve Şeyh Hazretlerine mektubu verir. Hz. Şeyh mektubu okuyunca ağlamaya başlar. Yanında olanlar «Ya Şeyh, niçin ağlıyorsun?» diye sorarlar. O da:
— Filan yerde bir amcamın oğlu vardı ölmüş. Benden başka da varisi olmadığı için 150 bin akçeyi bana bırakmış. Onun için ağlıyorum, der.
Daha sonra da mektubu getiren kimseye «Yanında dünyalık bir şey var mı?» diye sorar. O da «Dört akçe vardır.» diye cevap verince, Hz. Şeyh:
— Amcamın oğlundan bana miras kalan 150 bin akçeyi sana verdim. Git o dört akçenin biriyle kâğıt, kalem ve mürekkeb al getir ve sana kâğıt yazayım. Oradan akçeleri alırsın. Kalan üç akçe ile de ekmek ve su al getir ve zindan ehli yesinler.
O kimse de hemen gider ve Şeyhin emri üzere istediklerinin hepsini getirir. Evvelâ kâğıdı yazar ve o kimseye verir. Sonra da ekmek ve suyu zindandaki insanlara dağıtır ve iki rek'at namaz kılarak:
— Ya Rabbî, bu ehl-i zindana vermiş olduğum ekmek ve suyun sevabını amcamın oğlunun ruhuna hediye ettim, vasıl eyle, diye dua eder.
Zindandaki kimseler:
— Ya Şeyh, o 150 bin akçeyi, böylece tasadduk etseydiniz, ecir ve sevabı, bu dört akçeden daha hayırlı olmaz mıydı?
— O Allahu Teâlâ hakkı için, bu dört akçe hasenatın hesabı 150 bin akçe hasenatın hesabından daha kolaydır, buyururlar.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Bir takım şâirler, padişahın evsafını medh u sena yolunda kasideler yazarak, padişaha takdim ederler. Padişah da onlara sadece bir akçe ihsan eyler. Bunun üzerine şâirler, bir tahta üzerine bazı latifeler yazıp, padişahın havuzuna bırakırlar. Padişah onu görür. Eline alıp ve okuyunca, o şiirlerin acele yazılmış olduğuna dâir bazı beyitler yazar ve yanına da 200 akçe koyar.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

İbrahim Edhem Hazretleri tıraş olmak üzere berbere gider ve elindeki akçe dolu kesesini berberin önüne koyup, başının tıraş edilmesini söyler. Berber tıraş etmeye başladığı sırada dışarıdan bir fakir gelerek «Allah için birşey verin» der. Berber hemen İbrahim Edhem Hazretlerinin verdiği keseyi o fakire verir.
İbrahim Edhem Hazretleri, kesede olan akçelerden, berberin haberi olmadığını zannederek:
—- Ey Berber, kesede hayli akçe vardı.
— Ya Şeyh, benim kalbimde dünya muhabbeti yoktur. Muhabbet-i Cebbar vardır.
— Ey berber, benim başım yerine sakalımı tıraş et. Zira ben kendimi cömert zannediyordum. Sen benden ileri geçtin, buyurur.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Nişabur şehrinde Halef isimli bir beyin, bir tane doğan kuşu varmış ki, bir salmada iki tane av getırirmiş. Başka bir şehrin Ahmed isimli beyi de ava çok meraklı olup yine bir gün ava çıkar. Avlanarak Nişabur şehrine kadar gelir. Hemen Halef Beye haber verirler. O da Ahmed Beyi karşılayarak, büyük tazîm ve hürmet ile sarayına götürür. Üç gün ziyafet verir ve dördüncü gün, ikisi beraberce ava giderler. Ahmed Bey, Halef Beye:
— Birader, sizde bir doğan varmış ve bir salmada iki tane av getirirmiş. Bunun aslı var mı? diye sorunca, Halef Bey hemen doğanı salıverir ve biraz sonra iki ayaklarında iki tane av ile geri döner. Ahmed Bey bunu görünce:
— Doğrusu taaccüb edilecek şey. Bu zamanda böyle bir doğan hiç bir padişahta yoktur, der. Halef Bey de:
— Hakikaten hiç kimse böyle bir doğana sahib değildir. Lâkin ben onu size hediye ettim. Lütfen kabul buyurunuz, deyince Ahmed Bey başını aşağıya eğerek biraz düşündükten sonra, başını kaldırır ve:
— Ya Halef! Cömertlik ancak bu kadar olur. Senin kadar cömert bir kimseye tesadüf etmedim. Zira beni karşılayıp üç gün ziyafetten sonra böyle, hiç kimsenin sahib olmadığı doğanı, hediye etmenize, doğrusu son derece memnun oldum. Ömrümde hiç bu kadar haz duymamıştım, sonsuz teşekkür ederim. Ben de buna karşılık sizin hediyeniz yanında hiç birşey sayılmayacak olan, 12 oğlum ile 1000 atlı hizmetkârımın hepsini, sizlere hizmetçi olmak üzere bahşettim. Tenezzülen kabul ediniz, der.
Bunun üzerine Halef Bey:
— Doğanımız her zaman iki av yaparken, bu kerre de bu büyük ve keremli beyin 12 oğlu ile 1000 atlısını avladı, doğanın da kıymeti arttı diyerek bir takım latifeler yapar.
Böylece iki bey, aralarında uzun müddet muhabbet ederler ve bir birlerine son derece yakınlık hasıl olur.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Muaviye (R.A.) Hazretlerinin medh u senasına dâir iki tane şiir arab fasihlerinden bir kimse yazarak kendisine takdim ettiği zaman o kimseye 30 bin akçe ihsan ettiler. Fakat şâir der ki:
—- Medhe bu miktar azdır.
— Niçin azdır?
— Dünya acılarından istemekten acı bir şey yoktur. Bu miktar akçe isteme acısını bile def etmez.
Bu söz Hz. Muaviye'nin çok hoşuna gider ve 300 bin akçe daha verir.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Abbasî halifelerinden Harun Reşid, Huseyb ismindeki kimseyi Mısır'a vali tayin edince, şâirlerden Ebû Nuvas Huseyb hakkında bir kaç kıt'a şiir yazar. Şiirler Huseyb'in hoşuna gittiği için o şâire 4 bin akçe ihsan eder.
Fakat şâir Ebû Nuvas, Huseyb belki verdiği bu akçelere pişman olursa geri veririm, diye düşünerek, akçeleri evine götürerek bir yere saklar.
Bir zaman sonra Harun Reşid, Huseyb'i vazifesinden alır ve Huseyb fakir bir hale düşer. Günlük yiyecek dâhi bulamaz. Utancından tenha yerlerde ve yüzüne örtü örterek gezer.
Nihayet Ebû Nuvas, O'nun bu haline vakıf olarak, evinde sakladığı akçeleri yüklenip, Huseyb'e vermek üzere götürür. Huseyb «Bizim istediğimiz bir veya iki akçedir, bu kadar değildir.» deyince, Ebû Nuvas:
— Ya Huseyb, filan zamanda bu akçeleri bana sen vermiştin. Şimdi ise fakir hale düştüğün için, sıkıntıdan kurtulman için geri veriyorum, der. Fakat Huseyb yine kabul etmez. Niçin kabul etmediğini sorunca da:
— Ya Ebû Nuvas! Bir kimse, ihsan ettiği zaman nasıl medh u senaya müstehak olur ise, o ihsanını, tama ederek geri aldığı zaman da kötülenmeye müstehak olur. Gücümüz yettiği zaman ihsan eyledik. Şimdi fakir olup gücümüz yetmez ise, hic olmazsa o cömertlik vasfı ve nâmı olsun bize, bakî kalır, diyerek kabul etmez.
Ebû Nuvas da O'nu tekrar medh u sena eder ve akçeleri geri götürür.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Hz. Şeyhten rivayet edilmiştir:
Şâirlerden birisi, salih, fazıl ve cömert bir zatı medh u sena eder. Fakat o zatın şâire verecek hiç birşeyi bulunmadığı için şöyle der:
— Gel beni kadıya götür ve 10 bin akçe dava et, ben de kabul edeyim. Sonra beni hapsettir. Akrabam çok zengin insanlardır, o akçeleri verip beni kurtarırlar.
Şâir de aynen O'nun dediğini yapar ve o zat hapse girer. O zatın dediği gibi, akrabaları hemen şâire 10 bin akçeyi vererek O'nu kurtarırlar.
Cömertlik ve kerem Cenabı Hak'kın indinde çok makbul bir sıfattır.
* * *
islam