Yeni

GECE NAMAZINA DEVAM ETMENİN FAZİLETİ


BİRİNCİ HİKÂYE

İbrahim Edhem Hazretleri bir gün Hak Celle ve Âlâ Hazretlerine teveccüh edip «Ya Rabbî! Eğer beni cennetine koyacaksan orada arkadaşım kim, bana göster.» diye niyaz ve tazairûda bulunur. Rüyasında:
— Ya İbrahim! Basra'da Selametü's-Sevda isminde bir kadın vardır. Cennette o senin hatunundur, diye nida olunur.
İbrahim Edhem O'nu görmek üzere Basra'ya gider ve şehir halkından, haseb ve nesebçe güzel, aynı zamanda zahide olan Selametü's-Sevda isminde bir kadın olup olmadığını sorar. Basra'lılar ise öyle bir kadının olmadığını söylerler. O tekrar bu isimde hiç bir kadın yok mudur, diye sorar. Onlar da, o isimde bir kadın vardır fakat sizin aradığınız vasıflarda olmayıp, divane bir kadındır. Filan yerde koyun güder, derler.
İbrahim Ethem Hazretleri, o yere gider ve görür ki, tepe üzerinde bir kadın oturmuş, Cenabı Hak'ka münacât ediyor. Dağın eteğinde de koyunları kurtlar gütmektedir. Bu hali görünce biraz ileriye varıp «Essalâmü aleyki ya Selametü's-Sevda» diye selâm verir. O da «Ve aleykümüsselâm ya İbrahim Edhem» diye karşilık verir. İbrahim Edhem Hazretleri:
— Ey kadın, bu diyarda benim, ismimi ve şöhretimi bilen yoktur Sen nasıl bildin?
— Ey İbrahim Edhem! Cennette beni sana arkadaş ve hanım eder Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri haber verdi.
— Ey kadın, bu kurt ile koyunların arası ne acâib İslah olunmuştur?
— Ya İbrahim Edhem, ben Rabbim ile aramı İslah eyledim. O da koyun ile kurt arasını İslah eyledi, der.
Bunun üzerine İbrahim Edhem Hazretleri biraz ileriye gidip görmek murad edince, kadın:
— Ya İbrahim Edhem, uzak ol yakın gelme. Seninle yakınlığımız kıyamet gününde olacaktır, deyip müsaade etmeyince, İbrahim Edhem Hazretleri:
— Ya hatun, bize bir miktar nasihat et ki, İslah olalım der. O da yüzünü çevirip şöyle der:
— Hem muhabbet davasında bulunan, hem de geceleri yatıp uyuyan kimse yalancıdır.
İbrahim Edhem Hazretleri bu nasihattan, kendisine geceleri ihya etmesinin emredildiğini anlar ve döner. (K.S.)
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Evliyaullah'tan Abdulvâhid Bin Zeyd isminde bir zat soğuk bir gecede ihtilâm olup, gusletmek üzere suyun yanına gider. Bir de görür ki su buz tutmuş. Buzu kırar ve nasılsa gusledip namaz kılmak için -mescide gider. Çok üşüdüğünden dolayı kıyam ve kıraate kaadir olamaz.
Ancak namaz için bu kadar zahmet ve meşakkat çektim, namazdan da mahrum kaldım diyerek ağlamaya başlar. Bu esnada şöyle bir ses gelir:
— Ya İbn-i Zeyd! Niçin ağlarsın? Biz sana uyanıklık verip, yardım eyledik. Buzu kırıp gusl abdesti aldığın için bağışlandın.
Bunun üzerine biraz teselli bulur. Bu rahmet ve inayete gece namaz kılması ile ulaşmıştır.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Şeyh İshak Hazretlerinin avamdan, çok sadık bir arkadaşı vardı. Fakat şaraba son derece mübtelâ idi. Bir gün Şeyh Hazretleri:
— Ya kişi, daha ne zaman pişman olup tevbe ve istiğfar edeceksin? Artık tevbe et, diye nasihat eder. O kimse:
— Ya Şeyh, eğer sen filan güzellerin evlerinde güzel seslilerin avazlarını dinleseydin, menhiyata tevbe olunmadığını bilirdin, der.
Bunu duyar duymaz, Şeyh hemen bağırır ve:
— Ey kişi! Gecelerde ve seher vakitlerinde büyük evliyanın hacetleri için yaptıkları münacaâtı işitmiş olsaydın, sana o şarkılardan daha hayırlı olduğunu anlardın, buyurdu.
Bunun üzerine mezkûr zat ihlas ile tevbe eder ve ondan sonra da geceleri ihya etmeye çalışarak büyük velilerden olur.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

İmam-ı Âzam Hazretleri sabaha kadar uyumaz ve namaz kılmakla meşgul olurdu. Vefatından sonra, komşusunun küçük bir kızı annesine:
-— Ey anne, komşumuz İmam-ı Âzam Hazretlerinin evinin üstünde bir ağaç vardı, o ağaç ne oldu?
— Evladım, o ağaç değildi. İmam-ı Âzam Hazretleri, yaz günlerinde evinin üzerinde namaz kılar ve kıyamda çok fazla dururdu. Sen onu ağaç zannetmişsin. Halbuki şimdi vefat ettiği için o ağaç zannettiğin şeyi göremiyorsun.
O Sultan-ı Âzam için cennete sirac-ı ümmet buyurulup, kendisine bu kadar ilimlerin verilmesi hep geceleri ihya etmesinden olmuştur.
Hatta 30 sene yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kıldığı meşhurdur. (Rahmetullahi Aleyh)
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Hasan-ı Basrî Hazretleri zamanında bir kimsenin, bir oğlu olup O'nu bir miktar okuttuktan sonra sanata vermek ister. Fakat çocuk hiç bir sanatta devamlı çalışmaz, daima kaçarak mescidlerde ibadet ile meşgul olurdu. Hatta ibadete o kadar düşmüş idi ki, geceleri bile uyumaz, sabaha kadar namaz ile meşgul olurdu. Bu hal babasına hoş gelmez ve bîr kısım ahbabı ile, oğlunun bu halini istişare ederler. Arkadaşları «O'nu evlendir, zira dünya gailesi başına kalır ve çaresiz olarak sanata devam eder.» derler.
Babası da bu fikri münasib bularak oğlunu evlendirir. Zifaf gecesi olduğu zaman oğlu geline:
— Bizim her gece vazifemiz vardır. Onu yerine getireyim. Sonra seninle sohbet ederiz, diyerek gelinden izin ister. O da izin verir. Hemen kalkıp abdest alır ve sabaha kadar namaz kılar. Hiç gelinin yanına varmaz.
Babası bu hali öğrenince, gelinine izin vermemesini tembih eder. Ertesi gece olunca yine geline:
— Eğer bu gece de bana izin verir de vazifemi yerine getirirsem, yarın gece seninle sohbet ederim, diyerek yine izin alır ve namaz kılmaya başlar.
Babası bundan da haberdar olunca, gelinine izin vermemesini iyice tembih eder. Üçüncü gece o yine geline yalvarıp, bu gece de bana izin verirsen vazifemi yaparım ve üç gece tamamlanmış olur. Yarın gece ise emir senindir, diyerek o gece de izin alır ve namaza başlar.
Bu hal geline de te'sîr eder, inayet-i Hak yetişerek kalbi iman nuru ile dolar ve «Erkeklerden rahmet-i Hak'ka vasıl olan olur da, kadınlardan olmaz mı, ben de Rabbime ibadet ederim.» diyerek kalkıp abdest alır ve namaz kılmaya başlar. Efendisi namazda, tam âdâb üzerine, Kur'an-ı Kerim'den cehennem ehlinin azabları hakkındaki âyet-i kerimeyi okuyunca, gelin hemen bir «Ah!» çeker ve «Allah için tekrar oku.» der. O da aynı âyetleri tekrar okur. Gelin yine «Ah!» diye feryad ederek kendinden geçer ve yere düşer. Efendisi namazını bitirir bitirmez hemen gelinin başını dizleri üzerine alır ve su serperse de, gelin orada ruhunu teslim eder. Bunun üzerine gelini bırakır ve kendisi mihraba geçerek:
- Ey bütün sırlara vâkıf olan Rabbim, biliyorsun ki, bu gece ibadetten sonra zevcem ile sohbete ahdetmiştim. Halbuki O'nu vuslatın ile şereflendirdin. Benim de ruhumu kabzet ki, konuşmamız civar-ı rahmetinde olsun, diye tazarrû eder ve O da Cenabı Hak'kın rahmetine kavuş'ir
Ertesi gün her ikisinin de anne ve babaları gelir ve o vaziyeti görünce feryad-u figan ederler. Haklarında birçok mersiyeler söylerler. Kabirleri de çok meşhur bir ziyaretgâh olur.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

Bâyezid-i Bastamî Hazretleri, bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra mescidden dışarı çıkmak üzere bir ayağını dışarı attığı zaman, tam o esnada İmam Ebû Abdullah Hazretleri, kendisini ziyarete gelir ve mescidin iki kapısı önünde karşılaşıp sohbete başlarlar. Hakâyık ve esrardan konuşmaya dalarlar ve muhabbet-i ilâhî'den dolayı son derece zevk ve şevk içerisinde oldukları için sabahın olduğunu fark edemezler. Müezzin efendi «Sabah namazının vakti gecikti» diyerek geldiği zaman, sabahın olduğunu fark ederler. İmam Abdullah Hazretleri:
— Bu gece ne güzel bir gecedir ki, sabahı duyulmadı, der. Hazreti Bâyezid de:
— Bu hal, muhabbetullah ile bize acâib değildir. Zira bu şehirde bir genç, bir kıza âşık olmuş da, bir gece akşam namazından sonra ta sabaha kadar kız yukarıda oğlan aşağıda sohbet etmişler. Neşelerinden o kadar kendilerinden geçmişler ki, sabah ezanını yatsı ezanı zannetmişler de kız «Babam yatsı namazından gelmeden içeriye gireyim» derken bir de bakarlar ki sabah olmuş.
Onlar Hak'kın gayri bir sevgi uğrunda, sabahın olduğunu fark edemezler de, muhabbetullah ve zikrullah ile iki velînin sabahın olduğunu duymamaları acâib midir? buyurur
Bir kimsede muhabbetullah olursa, O'nun gözüne zikrullah ve ibadet ile uyku girmezmiş.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

İmam Ebû Abdullah Hazretlerinin vefatı yaklaştığı zaman, dervişi ve hizmetkârı olan Memun Bin Ahmed Selmî'ye şöylece vasiyet eder:
— Ey oğul, beni defn ettikten sonra, Horasan diyarında Semerkand'da Ebû Muhammed Sıgâr'ı bul. O benim talebemdir. Onların yanından başka yerde durma. Ve Horasan'a giderken, Lübnan dağında olan cemaat-ı müslimîn'e uğra. Onların kimisi sana çok hürmet ederler. Sen de onlara hürmet göster. O cemaat 10 bölüktür. Bir bölüğü benim meşâyihimdir. Bir bölüğü arkadaşımdır. Bir bölüğü de talebemdir, deyip ruhunu teslim eder.
Vasiyeti üzerine O'nu defn edip, Horasan'a doğru yola çıkar ve mezkûr dağa uğrar. Orada 4 binden fazla insan olduğunu görür. Kimisi Memun Bin Ahmed'e hürmet eder ve kimisine'de O hürmet ve tazim gösterir. O insanların her birleri dağda kendilerine birer hücre yapmışlar. Dağın ortasında da büyük bir mihrab olup, beş vakit namazlarını da cemaat ile orada kılarlar. Yatsı namazından sonra da herkes kendi hücresine çekilip, gece yarısından sonra kalkıp ve abdest alarak sabaha kadar ibadet ile meşgul olduklarını görür. Onların her birinden nice ibretler aldıktan sonra da yoluna devam eder.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Şeyh Atâ Selmî Hazretleri 40 yıl gece uyumayıp ibadet ile meşgul olmuş. Bir gün kızı kendisine:
— Ey babacığım, bütün insanlar yatıp uyurlar sen niçin uyumazsın? Oda:
— Ey kızım. Baban geceden korkar. Zira Allahu Teâlâ Hazretleri Kelâm-ı Kadîm'inde şöyle buyurmuştur diyerek «Karyelerin ehli emin mi oldular ki, Onlar uyurlarken bizden Onlara helak erişir.» mealindeki âyet-i kerimeyi okur. İşte ben bundan dolayı uyumuyorum, der.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Râbia-i Adeviyye gece olduğu zaman hizmet elbisesini giyer sabaha kadar ibadet eder ve böylece de münacâtta bulunurmuş:
— Ya Rabbî! Gün battı ve gözler uyudu. Dünya beylerinin kapısı kapandı. Her âşık maşuku ile yalnız kaldı. Bu câriye-i naçiz de boş ve yalnız kaldı. İnayet, lütuf ve marifet buyurup, cehennemden azade eyle ve cemâlinle müşerref kıl. Rızâ-i ilâhiyeni nasib ve müyesser eyle.
İşte bütün evliyaullahın geceleyin halleri ve münacâtları böyledir. (Rahmetullahi Aleyhim Ecmaîn)
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Süleyman Dârânî Hazretleri gece sabaha kadar mihrablarında ibadet eder ve uykuları galebe çalınca da:
— Ey nefis, ölümü ve ölümden sonraki halini düşün, diye nefislerine hitab ederlermiş.
Böylece uykularını men ile sabah namazına kadar ibadette bulunurmuş.
* * *
islam