Yeni

HACCIN FAZİLETİ KISSA VE HİKAYELER


BİRİNCİ HİKÂYE

Şeyh İbrahim Edhem Hazretleri Mekke-i Mükerreme'nin mübarek halkasına yapışıp: «Ya Rabbî, eğer ben zayıf ve nahif kulunun haccını kabul eyledinse, bütün hüccac-ı müslimîn'in de haccını kabul buyur.» diye tazarrû ve dua eder. Bunun üzerine kendisine:
— Ya İbrahim Edhem! İzzet ve celâlim hakkı için, bu Beyt-i Muazzama'yı, kıyamete kadar hac ve tavaf edenlerin haccını kabul ve günahlarını afveyledim, diye hitab olunur.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Zünnûn-ı Mısrî Hazretleri bir gün dervişleri ile seyahat ederken çölde bir gence tesadüf ederek, nereye gittiğini sorarlar. Genç de: «Bizi yaratan Allahu Tebareke ve Teâlâ Hazretlerinin beytini ziyaret ve hacca gidiyorum.» diye cevap verir. Zünnûn-ı Mısrî Hazretleri, azığın ve bineğin hani, diye sorunca, genç:
— Azığım takva, bineğim ayaklarım ve himmetim Hazreti Mev-lay-ı Müteâl diye cevap verir.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Salih ve temiz nesebli bir zat, Hacca gider ve hac vazifesini yerine getirerek tekrar döndüğü zaman, arkadaşları latife olarak: «Hani hac ettiğine dâir bir delil ve berâtın. Bilmez misin ki, bir padişaha mutasarrıf olduğun yerin vergisini versen, eline bir kâğıt alırsın. Sen hac yaptın niçin berât almadın?» derler.
Bunun üzerine o kimse tekrar döner ve Beyt-i Muazzama'ya giderek kapısına sarılıp:
— Ya Rabbî, ben kuluna haccetmek takdir buyurdun. Halbuki haccımın kabul olunduğuna dair bir berât vermedin. Lütuf ve inayet ederek, berâtımı bana ihsan eyle, diye pek çok tazarrû ve niyazda bulunur.
Duası biter bitmez, hemen gâibten bir kâğıt gelir. İçerisinde kudret kalemi ile: «İşbu berât, Filan oğlu filanın, haccını kabul ettiğim ve günahlarını afvettiğim içindir.» diye yazılmış.
O kimse berâtı alır ve sevinç içerisinde arkadaşlarına getirir. O berâtı onlara gösterince hepsi hayret ve taaccüb içinde kalarak, o kimseden hayır dua niyaz ederler.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Mâlik Bin Dinar Hazretleri, bir sene arafatta vakfe'de iken, bütün hüccac «Lebbeyk» diye feryad ediyorlardı. Bu arada bir kimseyi gördü ki, hiç bir şey söylemiyor ve dua etmiyor. Mâlik Bin Dinar Hazretleri o kimseye:
— Ey kişi, senin halin nedir? Her makamın bir sözü vardır. Burada niçin «Lebbeyk» diye dua etmiyorsun? der. O da:
— Ya Mâlik, söyleyecek dilim yoktur, diye cevap verir.
Mâlik Bin Dinar, gözünü o kimseden ayırmayarak, devamlı takib eder. Güneş batmaya yakın bir zamanda o kimse, Cenabı Hak'ka müteveccih olup:
— Ya Rabbî, benim lisanım, kalbim ve bütün azalarım kusurludur Bunlar ile huzurundayım. Allahümme Lebbeyk! Deyince, hatiftan da:
— Lebbeyk ya abdî! Ben de sana yakın ve hâzırım. Duanı ve haccını kabul ettim, diye hitab-ı izzet olunur.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Sulehâdan bir kimse, veda etmek üzere Kâbe-i Şerifin örtüsüne sarılıp:
— Ya İlâhî! Bu aciz kulun, yollarda nice zahmet ve meşakkat çekerek geldim. Şimdi ise vatanıma gideceğim. Beni mahzun gönderme. Kabileme vardığımda «Rabbin sana ne eyledi? Sana ikramda bulundu mu?» diye sordukları zaman ne cevap vereyim. Emir senindir. Bütün eşya taht-ı kudretindedir. Her ne dilersen kaadirsin. Azab ile ikaab, adlin, af ile rahmetin de keremindir. Sen Ekramü'l-Ekramîn'sin, diye yalvarır. O esnada hatiftan:
— Ben seni, dünya ve âhirette azab ve ikaabdan ve cehennemden azad edip, haccını da kabul eyledim. Ehl-i iyaline vardığın zaman, benim Erhamü'r-Rahimîn olduğumu söyle, diye sırrına hitab olunmuştur.
* * *

ALTINCI HİKAYE

Ebü'l-Kaasım Nasr Âbâdî Hazretleri, Kâbe-i Muazzama'da bulunduğu sırada, şimal rüzgârı esdikçe, Beyt-i Şerifin örtüsü de rüzgâr istikâmetinde hareket ederek kalkıp inermiş. Ebü'l-Kaasım Hazretleri, Kâbe-i Şerifin örtüsüne yapışarak: «Ya Ra'na ve Ya Şerif! Sakin ol. Bu hareketin nedir? Hak Celle ve Âlâ Hazretleri sana bir kerre «Tahha-ra beytî» buyurdu ise, bana 80 kerre «Ya abdî» diye buyurdu, demiştir.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Abdullah Hazretlerinden rivayet edilmiştir:
Adaletli emirlerden biri olan Hasan Hazretleri hacca gittiği zaman, maiyyetinde her birinin elbise ve silahı biner akçe olan 20 kölesi vardı. Emîr Hasan Hazretleri, Mekke-i Mükerreme'ye girerek Beyt-i Muazzama'yi görünce, yanındaki kölelerine hitaben:
Hepinizi Allahu Teâlâ ve Tebarek Hazretleri için âzad ettim. Üzerinizde bulunan şeyler de sizlerin olsun, diyerek muhabbetullahın galebesinden, kendinden geçinceye kadar ağlamışlardır.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Yine Şeyh Ebü'l-Kaasım Hazretleri 60 defa haccetmişti. Son haccında hepsini iki ekmeğe satıp, ekmekleri de fukaraya tasadduk ettikten sonra Kâbe-i Şerifin halkasına yapışarak:
— Ya Rabbî! Bütün sırı ima vakıf ve haberdarsın. Şimdiye kadar ibadetimden 60 haccım vardır diye dava ederdim. Şimdi ise ondan da beri olarak müflis oldum. İflasımı esirge ve günahlarımı afveyle. Sen Erhamü'r-Rahimîn ve Ekramîn'sin diye dua eder ve oradan bir adın bile bir tarafa gitmez. Bu hal üzere orada ruhunu teslim eder.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

İbrahim Bin Havvas Hazretleri, hacca giderken «Eğer yanımda bir miktar akçe olsaydı, Kâbe-i Şerife vardığımda, bazı yiyecek şeyler alarak iftar ederdim.» diye hatırından geçirir. Bir de bakar ki, dört bir tarafında altunlar görür. Alıp baktığı zaman altunların üzerinde:
— Ya Havvas oğlu, seninle beraber altun ve gümüş olmasa, biz seni iftar ettirmeye kaadir değil miyiz zannedersin, diye yazılıdır.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Şeyh Ebü'l-Kaasım Nasr Âbâdî Hazretleri, hacca giderken yolda Mâveraünnehr ehalisinden bir kimse, kafile reîsi ile münakaşa eder ve bazı kötü sözler söyler. Hz. Şeyh o geçe rüyasında, kötü söz sarfeden o kimseyi görür ki; kötü bir kimse ile münakaşa ediyor. Ve daha sonra Şeyh Hazretlerinin sırrına şöyle hitab olunur:
— Ya Şeyh, şu kimseye muhabbet eyle. Zira 30 yıldan beri, hacıları develerine bindirip benim evime ziyaret ve tavafa getiriyor.
Hz. Şeyh uyanınca hemen kafile reisini çağırır ve münakaşa ettiği kimseden özür dilemesini söyler. O da derhal özür dileyip kusurunun bağışlanmasını ister.
islam