Yeni

MARİFET VE İMANIN YOK OLMASI


BİRİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Hafs Ömer Hazretleri «Her akıllı ve âlim kimselere vacibdir ki, bu hikâyeden ibret alsın. Zira bunda bütün insanlara çok faideler vardır.» buyurmuş. Haberde gelmiştir ki:
— İblis Aleyhillâne, Cenabı Hak'ka ibadet edenlerin reisidir. Semanın her katında 40 bin yıl ibadet etmiştir. Her yılı 40 bin ay, her ayı 40 bin gün, her günü 40 bin saat ve her saati de dünya yıllarınca 50 yıldır.
Bunca zaman ibadet ettikten sonra (El-Euzü billah) kâfir olup, ebedî olarak huzurullahtan kovuldu.
Bir gün Zünnûn-ı Mısrî Hazretleri sahrada gezerken gördü ki, iki dağ arasından rengi ve akışı diğer sulara benzemeyen bir su akıyor. Menbaını anlamak üzere suyun akıntısına giderek bir mağaraya vardı. O mağaranın içerisinde iblis aleyhillâne bir taş üzerinde oturmuş ağlıyor. Akan su da O'nun göz yaşıdır. Hz. Zünnûn:
— Ya İblis, ne oldun, niçin ağlıyorsun?
— Ya Zünnûn, nasıl ağlamam? Benden başka ağlamaya müstehak var mı ki? Dergâh-ı izzete benden daha yakın bir mahluk yok iken, kapısından sürüp lanet etti.
— Niçin emre itaat etmedin?
— Ya Zünnûn, Hak Teâlâ Hazretlerine imtisal için inayet olmayınca kul ne eylesin, der.
Bunun üzerine Zünnûn-ı Mısrî Hazretleri de ağlayarak O'nun yanından ayrılır. Şeytan da isyanına devam edip gider. Ağlamasının riya olduğu meydana çıkar.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Eshâb-ı Kirâm'dan Salebe isminde bir zat, Rasûlü Ekrem (S.A.V, Hazretlerini o kadar severdi ki, nerede olursa olsun Efendimiz Hazretlerinin mübarek seslerini işitirlermiş. Lâkin kendisi çok fakir olduğu için evladü iyalinin setr-i avret edecek elbiseleri bile yokmuş. Ve bir çukur içinde otururlarmış.
Bu zat bir kaç defa Efendimiz Hazretlerine fakirliğinden şikayet eder ve Cenabı Hak'kın kendisine bir miktar dünyalık vermesi için dua temennisinde bulunur. Fakat Efendimiz Hazretleri «Ya Salebe! Haline razı ol ve hamdet, hakkını îfa edemezsin.» buyururlar. Salebe:
— Ya Rasûlallah, eğer Cenabı Hak beni zengin ederse emr-i ilâhî mucibince zekâtımı verip, hakkını îfa ederim, diye ahdeder.
Bunun üzerine Rasûlü Ekrem Efendimiz dua buyururlar ve Cenabı Hak o kimseye dünyalık olarak koyun verir. Ve koyunların adedi zamanla o derece çoğalır ki, Medine-i Münevvere'ye sığmaz ve sahralarda bile barındırılamaz hale gelir.
Bundan sonra Salebe, ibadetlerinde tembellik gösterip cemaatla namazı terk eder. Sadece akşam namazına gelir ve mescidin bir köşesinde yalnızca kılıp gider.
Bir gün, Hazreti Peygamber Efendimiz, Sâlebenin malını hesab edip, zekât vermesine dâir eshâb-ı kirâm'dan bir kimse gönderir. Fakat bu emir, O'nun dünyaya meylinden dolayı kendisine pek hoş gelmez. Ahmaklık eder ve işin sonunu düşünmeyip «Varın Hz. Muhammed'e deyin ki, haracı yahudiler verir, müslümanlar vermez.» der.
Bunun üzerine o sahabî döner ve henüz Efendimizin huzuruna gelmeden, Sâlebe'nin zekâtı inkâr edip, vermekten çekindiğini ve bu cihetle küfr üzere gideceğine dâir âyet-i kerime nazil olur. Rasûlü Ekrem Efendimiz de üç defa «Vah Salebe!» buyururlar.
Biraz sonra o sahabe gelir ve Sâlebe'nin sözünü tebliğ eder. O mecliste bulunan Sâlebe'nin akrabası bu keyfiyeti Sâlebe'ye haber verir. O da bir miktar malı yanına alarak, faydasız bazı özürler beyan edip, sadaka tarzında Efendimiz Hazretlerine getirir. Fakat Fahri Kâinat Efendimiz kabul buyurmazlar. Hatta Efendimiz irtîhal edinceye kadar her sene getirir, fakat asla kabul edilmez. Rasûlüllah Efendimiz Hazretlerinden sonra sırası ile, Hz. Ebû Bekrini's-Sıddıyk ve Hz. Ömerü'l-Fâruk'a (R.A.) getirmiş ise de Onlar:
— Biz, Hz. Rasûlüllahın kabul etmediğini kabul etmeyiz, buyururlar.
Nihayet Salebe Hz. Osman (R.A-) zamanında, üzerinde kâfir nişanı zünnar ve haç olduğu halde, küfr üzere ölü olarak bir vadide cesedi bulunur. Cenabı Hak bütün Ümmet-i Muhammedi bu hal üzere ölmekten muhafaza buyursun!
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Hz. Musa Aleyhisselâm zamanında evliyaullahtan ve meşâyihi kiramdan ve büyük ulemadan Belam Bin Bâûr isminde bir kimse vardı ki, duası kabul olunur, mürşid-i kâmil, fazilet ve marifet sahibi bir zat idi. Tam 400 yıl gece - gündüz Cenabı Hak'ka ibadet etmişti. Hatta zaman olurmuş ki bir secdede dört gün dört gece durur, tesbih ve tahmid okurmuş. Hak Celle ve Âlâ Hazretlerinin vahdaniyyetine dâir 700 tane kitab te'lif ve tasnif etmiş. Ve mihrablarında oturup daima insanları irşad ile meşgul olurmuş. Bazan da 700 müridi ile birlikte havada uçarlarmış.
İşte bu vasıflarda bir kimseyi, Cenabı Hak ibadetinden reddedip, güneşe tapan kâfirlere ilhak eylemiş. Nitekim Kur'an-ı Kerim'deki «Femeselühû Kemeselil-Kelbi» âyet-i celîlesi bunun hakkında olduğu tefsirlerde yazılıdır.
Bu kıssanın tafsili ise şöyledir:
Hz. Musa Aleyhisselâm, Şam tarafında bulunan kavm-i cebbarin ile harbetmek üzere, Cenabı Hak tarafından memur edilir. Benî İsrail ile beraber Tur dağından hareket ederler. Benî İsrail 12 kabile olup her kabilede 50 şer bin kişi bulunmakla 600 bin kişi idiler. Hz. Musa Aleyhisselâmm böylece Şam havalisine hareketini, kavm-i cebbarin haber alır ve hemen şeyh Belam'a müracât ederler. Zira ekserisi Belam'ın müridleri ve halifesi idiler.
Hz. Musa Aleyhisselâmm Şam tarafına gelmesine hased ederler. İblis aleyhillâne de Belam'a:
— Eğer Musa bu tarafa gelirse, o peygamberdir bütün insanlar O'nun yanına giderler, sizin ise evvelki rağbetiniz kalmaz diye, bir takım iğva verir. Aralarında Şeyhe çok muhabbetli olanlardan bir kaç tanesi, sûret-i Hak'tan gözükerek:
— Şeyhimiz, efendimiz, Hz. Musa bu tarafa geliyormuş. Pek âla, ve lâkin onlar tamamen askerdirler. Bizim ise memleketimiz onları idareye tahammül edemez. Azizlerimiz zelîl ve memleketimizde kıtlık vaki olur. Lütfen siz, gelmemesi için dua edin, diye çok ricada bulunurlar.
Fakat şeyh buna asla rıza göstermez ve O peygamberdir. Onların, seyir ve hareketi vahy-i ilâhî iledir. Bu hususta, onların gelmemesine dua etmek, azgınlık ve âsi olmaktır. O ise büyük bir peygamberdir. Hepimizin peygamberi ve şeriatı ile de âmil olduğumuz halde, aleyhine ve takdir-i Hak'ka muhalif dua etmek kötü bir netice meydana getirir. O'nun gelişinde bereket vardır. Sayesinde bizler de rahatlarız diye, bir hayli nasihatlar ederek hepsini, men ve def eder. Onlar şeyhi ikna etmeye bir türlü çare bulamayınca başka yollar aramaya başlarlar.
Şeyhin gayet güzel, o civarda hiç emsali olmayan bir ailesi vardır. O'na hediye tarzında bir kısım kıymetli ve nadide şeyler ile kumaşlar getirip:
— Ey bizim muhterememiz, vilayetimizde Hz. Şeyhten ulu kimse ve senden iyi bir hatun daha yoktur. Hz. Musa, bu diyara doğru gelmektedir. O peygamberdir, geldiği zaman bütün insanlar O'na giderler. Hz. Şeyhin izzet ve hürmeti ve sizin de rağbetiniz kalmaz. Şeyh Hazretlerine ifade ettik razı olmadılar. Lütfen şeyhin izzeti ve sizin hürmetiniz için, Hz. Musa'nın gelmemesi için Şeyhe dua ettirin. Duaları müstecab olduğu şüphesizdir. Eğer dua ettirir iseniz, nihayetsiz mal toplayıp, zat-ı muhteremelerine takdim için gayret gösteririz derler. Ve kadını razı ederler, İblis aleyhillâne de iğvası ile ikna ettirmeye söz vererek, gece - gündüz şeyhe sûret-i Hak'tan bazan lütuf ve bazan da ağlamak ile, her nasılsa iğfal eder ve Hz. Musa Aleyhisselâmın Tur dağından hareketini haber alan Şeyh Beham, artık kâmil oldum zanneder. Kalbi marifet-i ilâhî'den ve esrar-ı vahdaniyetten habersiz olarak, ettiği ibadetlerde iblis gibi istidrac ettiğini idrak edemeyip ucub ve kibir sahrasında nefsu hevasına uyar. Bunlardan başka aklı noksan olan kadınına da tam muhabbet besleyip O'nun rızasını Hak'kın rızasına tercih eder ve benim duam dergâh-ı izzette kabul olunur diyerek dua edeceğine söz verir.
Şiir:
Kadına meyi edip sevmek, hakikatte hamakattır.
Ki onlara gönül vermek, şeriatta sefahettir.
İblis, Şeyhin Hak'kı gören gözü önünü kadın vasıtası ile örttü. Ve Şeyh gayret-i cahiliyye kuşağını beline kuşanıp, nefsi emmaresi ile mücadeleleri de bırakarak, Salihiyye dağında dua etmek üzere yola çıktı. Giderken:
— Ey Şeyh, nereye gidiyorsun, geri dön. O, Hak'kın emri ile gelen Kelîmullah'tır. Gerçi duan dergâh-ı izzette makbuldür ve lâkin sonu hayır değildir. İblis gibi nedamet çekersin, diye gizliden ses gelir.
Şeyh bir miktar durur. Fakat gayret-i cahiliyyesi ile" ve vefasız kadınının muhabbetini, iblis kalbine ilka etmekle, bu nida-yi Hakîkate uyanamayıp yola devam eder. Bir müddet gittikten sonra havada uçan kuşlar açık bir lisan ile:
— Ya Şeyh, nereye gidiyorsun, geri dön. Hepimiz, Ulûlazîm Rasûlü Âzam olan Hz. Musa'nın gelmesine ve bu diyarı şereflendireceğine seviniyoruz. Allahu Teâlâ Hazretlerinden kork. Son pişmanlık faide vermez, dedikleri zaman şeyh bir miktar daha durur ve şöyl düşünür:
— Ben iblisin ve kadının yanına ne yüzle giderim. Bir kısım kuşların sözleriyle mi döneyim. Sonra tevbe ve istiğfar ederim, nasıl olsa dergâh-i Hak'da kabul olunur.
Böylece yine yoluna devam ederken, ağaçlar açık bir lisan ile:
— Ya Şeyh, nereye gidiyorsun, Allahu Teâlâ Hazretlerinin rızasına muhalif harekette bulunma. Sonra pişman olursun. İblis ne derece yakın iken nasıl reddedildi ve melun oldu. Sonunda harab olursun, geri dön. O gelen Hz. Musa'dır. Bizler O'nun cemâline âşığız. Rızâya aykırı dua etmek senin fazlına ve takvana yakışmaz, derler
Fakat iblis aleyhillâne her taraftan O'nu sarmıştır. Bunlardan hiç birisi kulağına girmez ve merkebini dövüp yoluna devem etmek isteyince bu defa de merkebi asla yerinden hareket etmeyip, açık bir lisan ile:
— Ey âsi ve azgın insan, Cenabı Hak'kın emri ile gelen Kelîmullah'tır. Bütün mahlukat O'nun gelişine sevinirken sen, gelmemesi için dua etmeye gidiyorsun. Akibetinin iblis gibi olacağı açıktır. Beni de âsi etme. Öldürsen bir adım bile ileriye gitmem, der.
Bunun üzerine, gözleri örtülen o şeyh inad eder ve merkebinden iner, yürüyerek dua mahalline gider ve duasını yapar. Cenabı Hak hikmeti üzere duayı kabul buyurur. Şeyh de dönüp aklı kışa kadınına ve müridlerine bunu haber verir. Hep birlikte sevinirler.
Gelelim Hz. Musa Aleyhisselâma.
O Sultan-ı Azîm de kavmi ile beraber Tur dağından kalkıp Konkoçe sahrasına gelmişlerdi. Şeyh-i habisin duası da tam o zaman kabul olunmuştu.
Hz. Musa Aleyhisselâm ertesi gün kavmi ile beraber hareket ederler ve akşama kadar yol giderler. O gece istirahat etmek için konaklayıp, sabah kalktıklarında, kendilerini tekrar hareket ettikleri yerde bulurlar. Sahih rivayete göre bu hal tam -40 gün devam eder.
Nihayet Hz. Musa Aleyhisselâm Cenabı Hak'ka teveccüh edip «Ey bütün sırları ve gizlilikleri bilen Rabbim! Emrine uyarak gaza etmek için bu sahraya kadar geldik. Bu kadar zamandır ilerlemek için gayret ediyoruz, fakat bir türlü olduğumuz yerden ileriye gidemiyoruz. Bunun hikmeti nedir? diye müriacatta bulunur. Allahu Teâlâ Hazretleri de:
— Ya Musa! Kavm-i Cebbarın büyüklerinden duası dergâhımda kabul olunan Belam, senin o diyara gitmemen için dua etti. İşte bundan dolayı siz o sahradan ileriye gidemiyorsunuz, buyurdu. Hz. Musa Aleyhisselâm:
— Ya Rabbî! O Belam'ın çok sevdiği ne ise, senin emrine muhalefette bulunduğu için, onu al, diye tazarrûda bulunur.
Böylece, biçare Belam'ın duası kendi aleyhine döndü ve Cenabı Hak O'nun en sevdiği şeyi olan imanını aldı ve son nefesinde imansız olarak gitti.
Rivayet edilir ki, Belam'ın cennetteki makamı, Eshâb-ı Kehfin köpeği olan Kıtmir'e verilmiştir.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Salihlerden bir kimse, daima gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz kılarak bir yıl hac, bir yıl da gaza yapmak âdetlerinden idi. Bu zat bir gazada kâfirlerin eline esir düşer ve kâfir beyinin karşısına getirirler. Bey O'na kendi dinine girmesini teklif eder. Fakat o kabul etmez.
Bunun üzerine kâfir beyi son derece güzel bir kızı çeşitli elbiseler ve altunlar ile süsleyerek dervişin karşısına getirirler ve derviş kızı görünce, kalbine kızın muhabbeti düşüverir. Kâfir beyi bunu anlar anlamaz:
— Ey derviş, eğer bizim dinimize dönersen, bu kızı bütün kıymetli eşyası ile birlikte sana veririm, der.
Derviş başını aşağıya eğerek bir miktar düşünür. Kızın hayali ve muhabbeti kalbini istila eder. Böylece islâmî sevgisi yok olur. Başını kaldırarak kâfir beyine:
— Sizin dininize girmekle bana ne gibi teklifleriniz vardır, emredin, der. O da:
— Beline zünnar kuşanmak, hınzır eti yemek, şarab içmek ve bir sene hınzır gütmek gibi şartlarımız vardır. Bunları yerine getirdikten sonra kızı alacaksın, der.
Nihayet derviş bu şartları kabul eder ve yerine getirerek, hınzır güdüp ve geceleri de onların yanında yatmaya başlar,
Bazı müslümanlar o diyarda gazaya gidince O'nu görürler ve kendi aralarında O'nu kurtarmayı kararlaştırırlar. Yanına gittikleri zaman, belindeki zünnarı gördüklerinde:
— Ey kişi, sen âbid ve zâhid bir kimse idin, bu halin nedir?
O da kızın kıssasını anlatır. O müslümanlar «Biz seni buradan kaçıralım» diye teklif ederlerse de O, şeytana uyan derviş:
— Hayır, ben İslâm zamanımdaki geçen günlerime pişmanım. Niçin tekrar döneyim. Nefsi emmarem küfürden hoşlanıyor, diye küfründe sabit kadem olarak bu hal üzere ölüp gitmiştir.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Semerkand vilayetinde evliyaullahtan üç zat, hacca niyet ederek yola çıkarlar. Ermine şehrine geldiklerinde kışın şiddetli soğukları münasebeti ile içlerinden Ali isminde olanı ateş almak üzere gönderirler. Ali yolda giderken, bir nasranî kapısı önünde, son derece güzel bir kız görür ve o anda kalbi, kızın aşk ateşi ile yanmaya başlar.
Nihayet ateşi alır ve arkadaşlarına götürür. Fakat kızın hayali bir an bile fikrinden gitmez ve o şehirde kalmaya karar verir. Arkadaşları yollarına devam etmeye başlayınca, Ali «Benim bu şehirde mühim bir işim var. Onu göreyim, arkanızdan yetişirim,» diyerek arkadaşlarını gönderir. Kendisi de doğruca o nasranî evine giderek kızı, babasından ister. Kızın babası:
— Eğer bizim dinimize girersen kızı veririm, aksi halde vermem der.
Kızın sevgisi Ali'nin kalbini tamamen kapladığı için, kalbindeki Allah ve Rasûlüllah sevgisini giderir ve o teklifi kabul ederek mürted olur. Beline zünnar ve omuzuna da haç takarak domuz gütmeye başlar.
Arkadaşları hacdan dönüşlerinde tekrar o şehre uğrayıp Ali'yi araştırırlar. Bir de görürler ki, Ali'nin belinde zünnar ve omuzunda haç olduğu halde hınzır güdüyor. Ali, arkadaşlarını görünce kaçar Ve bir ağaç altına gizlenir. Onlar da arkasından giderek yanına varırlar ve «Ya Ali, bu ne haldir?» diye sorarlar. Ali de bir kıza âşık olduğu için, o hale düştüğünü anlatır. Arkadaşları «Ya Ali, Kur'an'dan bir şey hatırında yok mudur?» deyince, Ali «Rubemâ yeveddüllezîne keferû âyet-i kerimesini okur.
Arkadaşları her ne kadar iman arzettilerse de Alî kabul etmez ve küfrüne devam ederek o hal üzere ölür.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

Belh şehrinde, Ebû Salih isminde bir kimse 40 yıl mescidde müezzinlik hizmetiyle müşerref olur. Bir gün ezan okurken, çok güzel - bir mecusî kızı görür. Bir anda kıza âşık olur. Kalbinde kızın sevgisinden başka hiç birşey kalmaz. Ve «Kişinin, sevgilisinin rızasında olması gerektir.» diyerek, doğruca kızın babasına gider ve kızını ister. Kızın babası ise, dinini bırakmasını ve zünnar kuşanıp şarap içmesini şart koşar.
Dertli ve cahil müezzin, rıza-yı Hak'ka muvafık bir amel işlememiş olacak ki, imanın zevki kendisinde kalmadığı için, teklifleri kabul eder. kızı alıp gerdeğe giderken düşer ve boynu kırılarak küfür üzere ölür. Mecusîler de cesedini eski bir hasıra sarıp, bir viraneye atarlar.
Müezzin o civarda gayet meşhur olduğu için halk araştırır ve o viranede perişan bir halde bulurlar. Mecusî'nin evinde öldüğü de meydana çıkar. Mecusî getirilir ve müezzinin diyeti istenir.
Bunun üzerine mecusî hadiseyi etraflıca anlatınca, birşey lâzım gelmez diye hüküm verilir.
Müezzini de evlatlarına teslim etmek isterler. Fakat hiç birisi kabul etmezler ve sonunda cesedini mürtedler mezarlığına koyarlar.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Geçmiş zamanda Bersîsa isminde, Zâhid, âbid ve kemâlat sahibi bir zat vardı ve gündüzleri oruç tutar geceleri de namaz kılardı. Kendisinden bir hata ve isyan sadır olmadıktan başka, o diyarda çok meşhur olup, gelen hastalar duası berekâtı ile şifa bulurdu.
O diyar padişahının dillere destan güzellikteki kızı hasta olur ve doktorlar bir türlü çare bulamazlar. Her ne kadar tedavi edilirse de günden güne hastalığı ağırlaşır. Padişahın adamlarından birisi, kızı Bersîsa'ya göndeerip dua ettirilmesi fikrini söyler. Zira Bersîsa çok zühd ve takva sahibidir. Bu hususta asrının tekidir, diyerek padişaha ifade eder. Padişah da «Doğru, beyhude doktorlara müracât etmektense bu daha münasibdir.» der ve kızını bir takım hediye ve güvendiği adamları ile O'na gönderir.
Henüz kız yolda gelmekte iken bundan Bersîsa'nın haberi olur ve Bersîsa «Bu kadar hastalar ibadetimin nuru ile şifa bulmaktadır.» yolunda kalbine ucub ve gurur getirir. Bu arada iblis aleyhillâne de Bersîsa'ya gelerek:
— Ya Bersîsa! Padişahın kızı hastadır ve dua ettirmek üzere sana getiriyorlar. Lâkin kız o kadar güzeldir ki, anlatmak mümkün değildir. Getiren adamlara «Buna yalnızca dua etmek lâzımdır» de ve kızı tam olarak temaşa et. Görki benî âdemde ne güzeller varmış, diyerek O'nun kalbine bir miktar kızın sevgisini yerleştirir.
Nihayet kızı bir çok hediyeler ile beraber, Bersîsa'ya getirirler Bersîsa, iblisin iğvası üzere kızı yalnız bırakmalarını söyler ve getiren adamların gitmesini emreder. Onlar da takvasına güvenerek kızı bırakmak isterler
O gece Bersîsa nefsine uyar. Bundan kimsenin haberi olmasın diye de kızı boğarak öldürür ve odasının bir yerine gömer. Şayed sorarlarsa «Dua ettim sıhhat buldu. Geceleyin de çıkıp gitmiş.» demeye karar verir.
İblis, hemen insan suretine girerek padişaha gider ve Bersîsa'nın yapmış olduğu hainliği haber verir. Fakat padişah buna asla inanmaz. Bunun üzerine iblis:
— Benden yalan sadır olmaz, bu işi biliyorum. İsterseniz odasının altını kazıp kızın cesedini bulursunuz, der.
Sabah olur olmaz, padişah kızını almak üzere adamlarını gönderir. Bersîsa şaşırır ve hazırlamış olduğu cevabı söyler. Fakat onlar odanın altını kazıp kızın cesedini oradan çıkarırlar. Bersîsa'yı da alarak padişaha getirirler.
Padişah çok üzülür ve ağlar. Bütün ulemâ ve sulehâyı toplayarak, Bersîsa hakkında ne muamele yapılmasını sorar. Onlar da «Efendim, şeytanın hile ve oyununa gelmiş cezası idamdır.» diye cevap verirler. Tam idam edileceği sırada iblis gelerek:
— Ya Bersîsa, bu işleri sana kim yaptı?
— Sen yaptın.
— O halde seni asılmaktan kim kurtarır?
— Sen kurtarırsın.
— Evet ben seni kurtarırım, lâkin bana secde etmelisin.
— Nasıl secde edeyim, ne halde olduğumu görmüyor musun?
— Baş işareti ile secde et, kâfidir.
Bunun üzerine Bersîsa başı ile iblise secde eder etmez, melun O'nun imanını alır ve oradan uzaklaşır. Bersîsa da idam olup kâfir olarak ölür.
Cenabı Hak Kur'an-ı Keriminde meâlen şöyle buyurmuştur: «Şeytan lane, mü'minleri idlâl edip kâfir yaptıktan sonra, muhakkak ben senden beriyim, ben Allah'tan korkarım, der.»
Cenabı Hak bütün mü'minleri iblis aleyhillânenin sapıtmasından muhafaza buyursun. Âmin.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Belh şehrinde âlim, fazıl ve zâhid bir kimsenin, çok çocuklu ve zengin, nasranî bir komşusu vardı. O zâhid, komşusunun oğullarını daima dine davet ederdi. Onlar da «Pederimiz ölüp mirasını paylaştıktan sonra, müslüman oluruz.» diye cevap verirlerdi.
Nihayet pederleri ölür. Zâhid de her zamanki gibi onları dine davet eder; Oğlanların hepsi toplanırlar ve bir şarap meclisi kurarak eğlenmekte oldukları sırada içlerinden gayet güzel ve genç bir mecusî, bir kadeh şarap doldurarak:
— Ey zâhid! Her zaman bizi Din-i İslâm'a davet edersin. Sen şunu iç bakalım ne olur, diye zahide bir takım dil dökünce bîçare zâhid dayanamaz ve şarabı içer. Sarhoş ve kendinden geçmiş bir halde evine döner. Oğlu ve ailesi «Sen bir ehl-i ilim ve zâhidsin, şarabı içerek, dünya ve âhirette rüsvay olmak layık mıdır?» dedikleri zaman, O'nun gücüne gider ve şöyle der:
— Elbette bu gece ben, belime zünnar kuşanırım, diye ağır bir yemin eder. Ve kendisinden imanın lezzeti gidip, kalkarak küfür ve dalalet yolunu tutar. Beline zünnar kuşanıp mürted olur. O gece yattığı zaman ölür. Cesedini de mürted mezarlığına defnederler.
Hak Sübhanehu ve Teâlâ Hazretleri Kelâm-ı Kadîm'inde meâlen şöyle buyurur: «Dünya hayatının zahirine itibar edenler, bâtın, hakikat ve marifetten gafildirler.»
Yani bu kimselerden, maarif-i ilâhîyeyi ve iman-ı Hakîkiyi tahsil edenler çok nadirdir. Her şeyi en iyi bilen Hz. Allah'tır.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Semerkand'da salih ve dindar bir kimse nice yıllar ibadet ile meşgul olur. Bir gece rüyasında görür ki, bir kâğıda ihlas sûresi yazılmış ve onu dili ile yalayıp mahveder. Bu hali bir rüya tabircisine anlatınca tabir eden kimse kendisine şöyle der: Kendini hatadan muhafaza et.
Bundan sonra o kimse bütün malını tar-u mar eder ve çıkıp doğruca Mekke-i Mükerreme'ye gider. Orada 10 sene mescidi şerifte hizmet eder. Bir gün şöyle düşünür: 10 kerre hac yaptım, gideyim 1( kerre de gazada bulunayım.
Fakat gazalardan birisinde kâfirlere esir düşer. Kendisini kâfir beyi önüne götürdükleri zaman, dininden dönmesini teklif ederler Kabul etmez. Daha sonra kıymetli mücevherat ve çok güzel bir kız yanına getirerek, tekrar teklif ederler. Şayet kabul ederse kızı kendi dişine vereceklerini söylerler. Zavallı O, kızı görünce hemen kalbini kızın sevgisi yerleşir ve kabul eder. «İki zıd birleşmez» kaidesince Allah sevgisi kalbinden çıkar. İmanın nuru gidip mürted olur. Sonunda o hal üzere de ölür gider.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Hz. Musa Aleyhisselâmın, hem amca oğlu, hem de eniştesi olan Kâarun, önceleri Musa Aleyhisselâma iman ediyordu. Gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz ile meşgul olurdu. Ve lâkin çok fakir v ehl-i iyaline bakmakta zorluk çekerdi. Hak Celle ve Âlâ Hazretleri Musa Aleyhisselâma Tevrat'ı şerifi altun ile yazmasını emir buyurunca, Hz. Musa:
— Ya Rabbî, halimi biliyorsun, ben fakirim diye tazarrû etti.
Bunun üzerine Cenabı Hak Hz. Musa'ya simya ilmini öğretir v Hz. Musa da o emri yerine getirir. Daha sonra Hz. Musa Aleyhisselâm Kâarun'un fakirliğini ve ehl-i iyalinin çekmekte olduğu sıkıntıyı düşünerek, hem bedenî hem de mâlî ibadetini yerine getirip ecir sahibi olmasını düşünerek O'na da simya ilmini öğretir.
Kâarun ilm-i simyayı öğrenir öğrenmez, kâr-ı ibadet bu imiş diyerek nihayetsiz mal sahibi oldu. Bir rivayette, hazinelerinin anahtarlarını 70 ve diğer bir rivayette 100 deve götürürdü. Mücahid (R.A. da derki, her bir anahtar ile 70 hazine kapısı açılırdı.
Kâarun her hangi bir yere gidecek olsa, altun elbiseli ve altun lalıçlı 1000 erkek ve 1000 kadın dört bir tarafında giderlerdi. Velhasıl Benî İsrail iki kısmı olup, bir kısmı Musa Aleyhisselâmın, bir kısmı da Kâarun'un taraftarı idiler.
Bu hal içerisinde Kâarun, nafile ibadetleri bırakmış ve farzları da acele kılmaya başlamıştı.
Nihayet Kâarun'un zekat vermesi hakkında vahy-i ilâhî gelir ve Hz. Musa Aleyhisselâm bunu Kâarun'a tebliğ eder. Kâarun malımh zekâtını hesab edince, bakar ki çok büyük bir yekûn tutuyor. Kalbi dünya sevgisine meyleder ve muhabetullah gider. Bir türlü o zekâtı veremez.
Hz. Musa Aleyhisselâm, O'na giderek, emr-i ilâhîye itaat etmesini, dünya sevgisini Hz. Allah'ın muhabbetine tercih etmemesine dâir pek çok nasihat eder. Fakat Kâarun bunlara hiç kulak vermez. Hatta Hz. Musa Aleyhisselâma buğzederek, haşa iftira etmeyi tasarlar. Ve:
— Ya Musa, Mısır ehlini toplayalım ve o cemaat içinde seninle bahis edelim. Eğer açık delil ile bana gâlib olursan, malımın zekâtını veririm. Ve eğer ben sana gâlib olursam, sen de bundan sonra peygamberlik davasından vazgeçip bir köşeye çekilirsin, der.
Kâarun hemen güzel bir fahişe kadını kandırarak, Hz. Musa ile mübahese edeceğimiz mecliste bulunup, cemaat içinde «Ya Musa, benimle filan vadide zina etmedin mi? Hatta üzerimdeki çocuk da senindir.» dersen, sana o kadar çok mal veririm ki, ölünceye kadar sana ve evladına yeter, diyerek kadını kandırır ve razı eder.
Ertesi günü Mısır ahalisi, Kâarun'un geniş olan evinde toplanırlar. Hz. Musa Aleyhisselâm da gelir. Cemaat Hz. Musa Aleyhisselâmdan biraz vaaz etmelerini arzu ederler. O da bir kürsü üzerine çıkarak vaaz etmeye başlar. Vaazının bir yerinde Şöyle buyurur:
— Bir kimse hırsızlık yaparsa elini keserim. Bir kimse eşkıyalık yapsa, başını keserim ve bir kimse evli olup zina etse taşlayıp helâk ederim.
Hemen dinsiz Kâarun ayağa kalkar ve «Ya Musa, sen de zina etsen ne yaparsın?» deyince, Hz. Musa Aleyhisselâm da «Eğer ben de (haşa) zina etsem, Cenabı Hak'kın emri bana bile böyledir.» der.
Bu arada, akılsız Kâarun o fahişeye işaret edip «Ya Musa senin zina ettiğine dâir, benim şahidim vardır. Zira şu kadın bana söyledi ki, sen bununla filan vadide zina etmişsin. Hatta karnındaki çocuk da senden imiş, diyerek, Hz. Musa'yı halk arasında mahcub etmek düşüncesi ile, o fahişeyi ayağa kaldırır. Ve ey kadın söyle ki bütün insanlar duysun,» der.
O kadın da söz verdiği gibi yalan ve iftiraya başlayacağı sırada, Cenabı Hak, O'nun lisanını döndürüp, iftira edeceği yerde şöyle anlatır:
— Ey Benî İsrail! Doğrusu Hz. Musa'nın bu işten haberi yoktur. Kâarun'un söylediği yalan ve iftiradır. Zira Kâarun, beni çağırıp bir Çok mal vadederek, bu yolda Hz. Musa'ya iftira etmemi tembih etti. Halbuki Hz. Musa, Kalîmullah'tır. Öyle bir zata böyle bir adiliği isnad etmeye Allah'tan korkarım.
Bunun üzerine Hz. Musa Aleyhisselâm gayretüllah ile gadablanıp:
— Ey Allah düşmanı: Bu iftiradan muradın nedir? Beni mahcub edip, Cenabı Hak'kın emri olan zekâtı vermemek midir? der ve kendi hanelerine döner. Secdeye varır ve münacât ederek «Ey bütün gizliliklere ve sırlara vakıf olan Rabbim! Kâarun'un iftirasını sen bilirsin, gayret senindir, der ve O'nun aleyhine dua eder. O anda Hz. Cibril gelerek:
— Ya Musa! Hz. Allah, Kâarun'un helaki için yeri emrine âmâde kıldı, diye haber verir.
Hz. Musa Aleyhisselâm kalkar ve doğruca Kâarun'un yanına gider. Kâarun melun, yüksek bir sedir üzerinde gurur ile oturmaktadır. Hz. Musa Aleyhisselâm asasını yere vurur ve «Yut» diye yere işaret eder. O anda yer Kâarun'un sedirini yutar ve melun üzerinden sıçrar. Tekrar «Ya yer yut» diye emredince, Kâarun'un dizlerine kadar yutar. Kâarun «Aman ya Musa!» diye yalvarmaya başlar. Fakat Hz. Musa asla iltifat etmez. Tekrar «Ya yer yut!» deyince, yer Kâarun'u ve kendisine tâbi olanları, bütün mal ve evladı ile beraber hepsini yutuverir.
Başka bir rivayette de, Hz. Musa'ya o iftirayı edip 4 bin adamı ile beraber sahraya çıkmıştı. Hz. Musa Aleyhisselâm, melunu yakalaması için yere emretmesiyle yer bir anda hepsini yutar. Hz. Musa Kâarun'un yalvarışlarına asla iltifat etmez.
Allahu Teâlâ Hazretleri «Ya Musa! Kâarun ve adamları senden dört defa yardım istediler. Kabul ve afvetmedin. Eğer ben azîmüşşana bir kerre, aman ya Rabbi, demiş olsalardı, hepsini afvederdim» buyurur.
Bunun üzerine Benî İsrail arasında, haşa Hz. Musa, Kâarun'un malına ve hazinelerine tama ederek O'nu yere geçirdi diye bir takım lakırdılar ettikleri için, Hz. Musa Aleyhisselâm yere tekrar «Yut» diye emredince, bu defa yer bütün mal ve hazinelerini de yutar.
Ehl-i işaret, Kâarun'un helakine sebeb üç şeydir, demişler. Birisi, dünya sevgisi. İkincisi, emr-i lâhîye muhalefetle zekâtı vermemesidir. Üçüncüsü de Hz. Musa Aleyhisselâma iftira etmiş olmasıdır.
Bir adama dünya teveccüh etse, fakir ve zayıflara ihsan etmekle malı eksilmez. Belki kat kat artar. Bir kimseden dünya yüz çevirse, o kimse dünyaya ne kadar hırsla sarılsa, yine de iki yakasını bir yere getiremez ve belki perişan olur.
Bu bakımdan kişi, az çok ne ise Cenabı Hak'kın ihsan ettiğine razı olup şükretmesi lâzımdır.
* * *
islam