Yeni

NEFSİN İSTEKLERİNE KARŞI OLMANIN FAZİLETİ


BİRİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Nasr Semerkandî'den rivayet edilmiştir.
Mâlik Bin Dinar Hazretleri Basra'da gezerken, bir bakkal dükkânında taze incir görür ve gönlü arzu eder. Fakat yanında dünyalık hiç bir şey olmadığı için, mübarek ayaklarından nalinlerini çıkarır ve bakkala onun karşılığında incir vermesini teklif eder. Bakkal ise nallarını alıp bakar ve bu hiç bir şey etmez diyerek kabul etmez. Mâlik Bin Dinar Hazretleri de yürüyüp gider. Orada bulunanlar ise bakkala «Sen ne yaptın, bu zat Mâlik Bin Dinar'dır.» deyince, bakkal pişman olur ve bir tabak inciri arkasından gönderir. Fakat bu defa da O kabul etmez. Bakkal tekrar bir kölesinin başına bir tabla dolusu incir koyar ve «Eğer bu inciri kabul ettirebilirsen seni âzad edeceğim.» diye vâdeder. Köle de azad olmak arzusu ile hemen arkasından yetişir ve çok yalvararak, kabul etmesini ister. Fakat yine kabul etmez. Köle «Benim âzad olmaklığıma merhamet ederek kabul buyurun.» deyince Mâlik Bin Dinar Hazretleri:
— Ey köle! Bu hususta sana âzad olmak varsa, bana da azab olmak var. Zira yemin ettim. Ömrümün sonuna kadar incir yemeyeceğim. Bu, yeminimi dünyalık için bozamam, diye cevap verir.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Yine Şeyh Ebû Nasr Semerkandî'den rivayet edilmiştir:
Mâlik Bin Dinar Hazretlerinin vefatı yaklaştığı sırada, akraba ve ahbabları etrafına toplandılar ve:
— Ya Şeyh! Canınız bir şey arzu ederse emir buyurunda hemen getirelim, derler. O da:
— Bir kaba, bir miktar süt ve bal koyarak, içine de ekmek doğrayıp getirin, der.
Hazır bulunanlar, derhal onları tedarik edip getirdiler. Hz. Şeyh kabı mübarek ellerine alarak:
— Ey nefsim, 30 yıldır sabrettin. Ömründen bir saat kaldı. Ona da sabreyle, der ve bir müddet sonra ruhunu teslim eder.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Şeyh Ebû Abdullah Hazretlerinin de vefatı yaklaştığı zaman, yanında bulunanlar:
— Ya Şeyh, canınız bir şey arzu ediyorsa hemen getirelim, derler. O da:
— Çok zamandan beri ayva kurusunun hoşafını arzu ederim. Mümkünse getirin, buyurur.
Hemen en iyisinden ayva kurusu bulup getirdiler. Hz. Şeyh:
— Pek kurudur, çiğneyemem. Biraz pişirip getirin ve hoşaf olsun da, eshabımla beraber yiyeyim, diye arzu eder.
Onlar da hemen şeyhin istediği gibi hazırlayıp getirirler. Bir kısmını müridleri önüne koyarak, bir miktar da Hz. şeyhe getirdikleri zaman bakarlar ki, Hz. Şeyh ruhunu teslim etmiş.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

Yine Şeyh Ebû Nasr Semerkandî'den rivayet edilmiştir:
Ebû Hüseyin isminde âbid, zâhid ve salih bir zat, bir gün evinden çıkıp giderken, bir hizmetkârın elinde, bir tabak taze hurma görür. Nefisleri ziyadesiyle meyi ettiği için, O'nun arkasından gitmeye başlar. Biraz gidince önlerine bir çarşı çıkar ve orada bir kalabalık yanında dururlar. Münakaşanın sebebi ise; Bir hırsız, birisinin cebinden akçelerini çalmış ve onun için münakaşa ediyorlarmış. Hırsızı bulmak için etrafı araştırmaya başlayınca, eski elbiseleri ile Ebû Hüseyin'i görürler ve yankesici işte budur diye hemen zindana götürürler. Meğer o hizmetkâr da elindeki hurmayı, zindanda bulunan efendisine götürüyormuş. Ebû Hüseyin zindana girdiği zaman bakar ki, o hizmetkâr da arkasından giıer ve elindeki hurmayı zindandaki efendisinin önüne koyar. Efendisi de zindancıya, Ebû Hüseyin'in ellerini çözerek yanına getirmesini söyler. Zindancı ise «O'nun elini çözmem, zira bu adam yankesici imiş.» der. Bunun üzerine efendi: «Olsun elleri bağlı olarak getir, sana on akçe vereceğim.» deyince, zindancı da eli çözmemek şartı ile yanına götürür. Efendi hurmadan birer birer Ebû Hüseyin'in ağzına vermeye başlar. Ebû Hüseyin de doyunca Cenabı Hak'ka şükürler eder. Sonra Allahu Teâlâ Hazretlerine iltica ederek:
— Ya Rabbî! Bu hurmaya beni mübtelâ ettin ve yemeyi de takdir buyurdun. Lâkin hapse attırmadan, ihsan eylesen olmaz mıydı. Yine de hikmetini sen bilirsin, deyince, sırrına nida olundu ki:
— Ya Ebâ Hüseyin! Bir kimse leşe talib olsa, o kimse kelblerin hareketi üzere olur.
Bunu duyar duymaz o hemen mütenebbih olur.
Aradan çok geçmeden o yankesici bulunur. Ebû Hüseyin Hazretlerinden çok özür dileyerek hemen zindandan çıkarırlar.
O'nun bu kadar zahmet ve mihnete duçar olması, bir anlık için nefsine uymasından dolayı olmuştur. Hem de helâl olduğu halde. Ya haram şeyleri arzu eden kimselerin hali acaba ne olur, bundan kıyas etmek lâzımdır.
* * *

BEŞİNCİ HİKAYE

Yine Şeyh Ebû Nasr Semerkandî'den rivayet edilmiştir:
Zamanın üstadı olan Şeyh İshak Hazretlerinin âdeti, her su içtikleri zaman, bardağın ağzına bir mendil örter öyle içerlermiş. Müridleri bu halin sebebini sordukları zaman, gözleri yaş ile dolarak:
— Ey dervişler! Hacıların susuzluğunu müşahede edeliden beri, iştah ile su içmeyi arzu etmediğim için, bardağın ağzına bir mendil kapar ve su içer gibi olurum, diye cevap vermiş.
* * *

ALTINCI HİKAYE

Dördüncü kat semada iki melek kendi aralarında, Cenabı Hak tarafından ne ile memur olundukları hususunda konuşurlar.
Birisi der ki: Hak Celle ve Âlâ Hazretleri beni şöyle acâip bir hizmet ile memur etti; Filan şehirde bir yahudi olup, ölümü yaklaştığı zaman canı balık arzu etmiş. Halbuki yakınlarında olan nehirde balık yoktur. Filan denizden balık sürüp o nehire getirdim. Oradaki avcılar da hemen balıkları tutup yahudiye doyuncaya kadar yedirdiler. Zira mezkûr yahudinin dünyada bir hasenesi yoktur. Ancak Hak Celle ve Âlâ O'nun arzusunu bu dünyada yerine getiriyor ki, âhirette hiç bir şey ihsan etmeyecektir.
İkinci melek ise, benim, memuriyetim senden daha acîbdir. Filan şehirde bir âbid ve zâhid kimse 30 yıldır uzlet edip, dünyaya zerrses meyl etmemiş. Gece - gündüz ibadet ve tâat ile meşgul olmuş. Ve hatta kendisinden bir isyan sadır olmamış. Ancak afvoluncaya kadar bir belaya mübtelâ olmuş. Halbuki vefatı da yaklaştığı için bir hatası kalmış ki, çoktan beri bir zeytin yağı arzu etmekte olup her nasılsa tedarik etmiş ve henüz ysmezden evvel, emr-i ilâhî mucibince o yağı dökmüş. Ondan dolayı biraz üzülmüş. Fakat ona mükafat olarak, o bir hatası da afvolunup, kiramen katibin defterlerinde hiç hatası olmaksızın âhirete intikal edecektir, denilmiş.
Şimdi bundan anlaşılıyor ki, dünyaya meyl ve muhabbet etmek, ve her arzuyu hiç düşünmeden yerine getirmek hayır alâmeti değildir. Nitekim, Fahri Kâinat Efendimiz Hazretleri: «Dünya mü'minin zindanı, kâfirin cennetidir.» diye buyurmuşlardır.
Cenabı Hak kâfirlerin muradını verince, arzusuna kavuştuğu için O'na cennet olur. Mü'minlere de âhirette hatır ve hayale gelmedik ilâhî nimetler verileceği için, dünyada her arzuları yerine gelmediği için de O'nlar için cehennem demek olur.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

İmam-ı Yusuf Hazretleri ilk zamanlarında çok fakir idi. Sonradan zengin olmaları ise, Harun Reşid'e vermiş olduğu bir fetva sebebi ile ile olmuştur. O fetva ise şu sebebe mebni idi:
Harun Reşid, ailesi Zübeyde Hatun ile münazara ve münakaşa esnasında, hatunu kızarak «Ya cehennemlik» diye hitab eder. O da «Eğer ben cehennemlik isem, benden boş ol.» diye karşılık verir.
Fakat Zübeyde Hatun'a çok muhabbeti olduğu için, söylediği söze pişman olarak, bütün ulemayı toplar ve kendisine şifa olacak fetva ne ise onu ister. Fakat ekserisi talakına hükmederler. Nihayet İmam-ı Yusuf Hazretleri davet olunur ve mesele O'na sorulduğu zaman, Harun Reşid'e:
— Ey zamanın halifesi, ömrünüzde, bir şeyi arzu edip de, Cenabı Hak'tan korkarak o şeyi terkettiniz mi?
— Evet ya İmam, filan zaman şöyle bir şeyi nefsim çok arzu etmişti. Hem de her an o şeyi yapmaya gücüm yettiği halde, Cenabı Hak nazır ve hâzırdır diyerek, korkarak o şeyi terk ettim.
— Ya Halife, o halde siz ehl-i cennetsiniz, diye hükmeder ve «Ve emma men hâfe makâme rabbihî, ilah» âyet-i kerimesini okur. Böylece talak vâki olmadığına dâir fetva verir.
Harun Reşid de sevincinden dolayı, çokça ihsanda bulunur ve İmam-ı Yusuf Hazretleri zenginliğe kavuşur.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Salihlerden bir kimse Şeyh Atâullah Hazretlerini ziyarete gider ve görür ki, şeyhin önünde bir kırık bardak duruyor ve kendileri de devamlı ağlıyor. O kimse bunun sebebini sorduğu zaman, Hz. Şeyh:
— Nice yıldır soğuk suya iştihara vardı. Bu bardağı da yeni alarak içine su koydum ve soğuması için evin üzerine bırakmıştım. Bir de rüyamda gördüm ki, bir takım huriler geldiler, lâkin bana yaklaşmadan uzakta durdular. Onlara «Sizler kimler için yaratıldınız?» diye sorduğumda bana hitaben:
Soğuk su içmeyenler için yaratıldık, cevabını verdiler.
Ben de uyanır uyanmaz, mütenebbih oldum ve hemen bardağı kırdım. İşte ağlamamın sebebi budur, diye cevap verir.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Hz. İsa Aleyhisselâm, Şam civarında seyahat ederken, ateşe tapan ihtiyar birisine tesadüf ederek, O'nu dine davet buyurur. İhtiyar buna fena halde kızarak, gücü yetmiş olsa, hemen İsa Aleyhisselâmı öldürecek derecede huzursuz olur ve:
— Ya İsa, imana geldiğim zaman beni ne yaparsın. Sen benim kudretimi bir gör bakalım der ve elini uzatarak, silahlar ile donanmış bir kimse getirir. İsa Aleyhisselâm «Ya ihtiyar, bu nedir?» diye sorunca, ihtiyar da «Kendisinden sor.» diye cevap verir. Hz. İsa o kimseden kim olduğunu sorunca o kimse:
Ben Hind padişahıyım. Sind padişahı ile muharebe edecek iken şöyle bir anlaşma yaptık: Askerimiz kırılmaktansa, ikimiz meydana çıkıp cenk edelim. Hangimiz yenerse, o savaşı kazanmış olsun. Böylece meydana çıktık ve ben O'nu yendim. Atından aşağı indirip başını kesmek üzere iken, ansızın bir el gelip beni alarak buraya getirdi.
Bunun üzerine Hz. İsa Aleyhisselâm:
— Ey ihtiyar, bu iş değildir, elini arşurrahmana yetiştir. Yoksa imana gel.
— Ya İsa, ben bu mertebeyi, ancak nefsime muhalefet ile buldum. Vakta ki, bana iman teklif ettiğin zaman, nefsime o derece ağır geldi ki, gücüm yetse seni öldürecektim. Anladım ki bu teklifiniz de nefsime güç geldiğinden, hakkımda çok hayırlı olacaktır. O halde bana imanı arzeyle dedi ve kelime-i tevhidi okuyarak İslâm'a dahil oldu.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz Hazretlerinin hane-i sadetlerine bir müsafir gelmişti. Fakat o anda müsafire ikram edecek bir şey yoktu. Eshâb-ı Kirâm'a: «Benim müsafirimi kim ağırlar.» diyerek müsafiri onlara arzetti. Eshâb-ı Kîrâm'dan bir zat da hemen kabul ederek evine götürdü. Ailesine, bu müsafirin Rasûlü Ekrem Efendimiz tarafından gönderildiğini ve O'nun müsafiri olduğunu söyleyince kadın:
— Merhaba ey Fahri Kâinat Efendimizin müsafiri, diyerek ta'zimde bulundu ve istirahat edeceği yeri gösterdi.
Daha sonra da efendisini çağırarak «Yemeğimiz çok azdır. Ancak müsafire kâfi gelir. Ne yapacağız.» diye sordu. O da şöyle dedi:
— Ya hatun, bir gece Allah ve Rasûlü için aç olalım. Çocukları nasıl edersen et akşamdan uyut. Yemeği ortaya getirdiğim zaman da, her hangi bir sebeb ile lambayı söndürelim ve müsafiri yemeğe davet edelim. O bizi de yer zannederek karnını doyursun. Biz ise kaşığı boş götürüp getirelim.
Kadın da bu fikri gayet iyi karşılayarak, akşam olunca aynen kararlaştırdıkları gibi yaparlar. Ertesi gün müsafir kabul eden sahabe, Rasûlü Ekrem Efendimizin huzuruna vardığı zaman, Efendimiz Hazretleri O'na bakarak tebessüm eder ve «Ey eshabım bu geceki hadiseyi sen mi ifade edersin, yoksa ben mi edeyim deyince o zat:
— Ya Rasûlallah! Siz daha iyi bilirsiniz, ifade buyurun der.
Efendimiz Hazretleri de keyfiyeti tafsilatı ile ifade buyururlar. Ve çok büyük ecir ve sevaba nail olduklarına dâir haklarında nazil olan «Ve tü'sirûne ala enfüsihim, ilah» âyet-i kerimesini de okurlar.
* * *
islam