Yeni

SALAVAT-I ŞERÎFEYE DEVAM ETMENİN FAZİLETLERİ HAKKINDA KISSA VE HİKAYELER


BİRİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Hafs Ömer'den (R.A.) şöyle rivayet edilmiştir:
Bir sene Beyt-i Muazzama'da salih bir zat, diğer bir kimsenin Tavafta, Arafat'da, Müzdelife'de ve sair mübarek mekânlarda, daima salavat-ı şerife ile meşgul olduğunu görür ve o zata:
— Ey kişi! Her bir makamın bir duası vardır, buyurulmuştur. Halbuki sen, bütün makamlarda salavat-ı şerife okuyorsun. Bunun sebebi nedir? diye sorar. O kimse de, bunun garib bir kıssası vardır, sana anlatayım der ve şöyle anlatır:
— Pederimle Horasan diyarında Hacca niyet edip yola çıktık. Giderken Küfe şehrine vardığımız zaman, pederim hastalanıp vefat etti. Pederimin yüzünü kapatıp, techîz ve tekfin işlerini tedarik için dolaşmaya çıktım. Geri dönüp geldiğim zaman, pederimin yüzünü açtığımda bir de ne göreyim, yüzü merkeb yüzüne dönmüş. Bu hale çok mahzun ve mükedder olup «Ya Rabbî! Bu diyar-ı gurbette kimsem yok. Bu hali kime arzeyleyim.» diye ağlayarak uyumuşum. Rüyamda nûranî bir kimse gelip, pederimin yüzünü açtı, mesh etti ve bana hitaben: «Niçin üzülüyorsun?» dedi. Ben de, nasıl üzülmeyeyim pederim ne hale gelmiş, dedim, Bana: «Cenabı Hak belâyı def etti.» buyurdu. Peederimin yüzünü açıp baktığım zaman ayın ondördü gibi parlıyordu. O zata:
— Sen kimsin? dedim. O da:
— Muhammed Mustafa'yım (S.A.V.) buyurdu.
Bunun üzerine derhal mübarek ayaklarına kapandım ve keyfiyeti sual ettim. Buyurdu ki:
— Pederin faiz yiyen bir kimse idi. Cenabı Hak faiz yiyenleri, âhiret günü merkeb yüzlü olarak haşr edecektir. Fakat pederin hayatı müddetinde, her gece 100 salavat okumadan yatmazdı. Cenabı Hak o salavat hürmetine, pederinin yüzünü o kadarcık değiştirdikten sonra, yine benim şefaatim ile insan suretine çevirdi, buyurdu.
Uykudan uyanıp, pederimin yüzünü açarak baktığım zaman, hakikaten tekrar insan suretine tebdil olmuş ve nur gibi parlıyordu. Nihayet Onu defnettim. İşte o zamandan beri, farzları eda ettikten sonra, salavat-ı şerife ile meşgul olurum.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Bir kadın Hasan-ı Basrî Hazretlerine gelerek:
— Benim bir kızım vardı, vefat etti. O'nu çok seviyordum. Rüyamda görmek istiyorum. Fakat bir türlü müyesser olmadı. Bana bir şey öğretin ki, rüyamda göreyim. Hasan-ı Basrî Hazretleri:
— Ey Hatun, yatsı namazından sonra dört rek'at namaz kılıp, her bir rek'atinde bir «Fatiha» ve bir «Elhâkümüt tekâsür» suresini oku. Namazdan sonra da salavat-ı şerife ile meşgul olarak uykuya yat. Böylece kızını görürsün.
Kadın aynen O'nun buyurdukları gibi yaparak yattı. Hakikate rüyasında kızını gördü. Fakat kızın elleri ve ayakları ateşten zincirlerle bağlanmış, katrandan elbiseler giydirilmiş olarak azab edilmekteydi. Uyanınca rüyasını hemen Hasan-ı Basrî Hazretlerine ifade eder. O da:
— Ey Hatun! Kızın için sadaka ver ve dua et. Ümid edilir ki, Hak Celle ve âlâ Hazretleri, kızından azabı kaldırıp rahmet eder, der.
Kadın, ağlayarak gider. Sadaka verir ve ibadet ederek duada bulunur. Cenabı Hak'dan kızının afvını temenni eder.
O gece Hasan-ı Basrî Hazretleri rüyasında görür ki: Cennet bahçelerinden bir bahçe ortasında, yüksek bir sedir kurulmuş ve üzerine gayet güzel bir kız oturuyor. Başının üzerinde de nurdan bir taç var. Kendisine kim olduğunu sorunca:
— Namaz kılmasını söylediğin kadının kızıyım, der. Hasan-ı Basrî Hazretleri:
— Annen seni başka bir surette görmüş ve çok üzülmüştü. Bu mertebeye ne ile nail oldun, diye sorar. Kız:
— Rüyada annemin gördüğü gerçektir. Biz 70 bin kişi idik. Hepimiz kabrimizde öylece azab olunuyorduk. Salihlerden bir zat geçerken kabrimin üzerine salavat-ı şerife okuyup, sevabını bize bağışladı. O'nun sevabından benim hisseme bu mertebe düştü, diye cevap verdi.
Hasan-ı Basrî Hazretleri uyandı ve o kızın annesini bularak, kızının halini haber verince, kadın son derece sevindi. Hz. Allah'a çok şükrederek, gece-gündüz salavat-ı şerifeye devam etti.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Hz. Peygamberimizden (S.A.V.) şöyle rivayet edilmiştir:
— Ümmetimden bir kimse,, bana bir salavat getirse, Cenabı Hak bir melek halk edip, o salavatı benim kabrime getirerek: «Ya Rasûlallah! Fülan şehirde, fülan mahallede bir kimse sana bu salavatı getirdi.» der. Ben de, var o kimseye 10 kerre salavat getir, yarın mahşer gününde hesabsız ve azabsiz olarak cennete dahil olsa gerektir derim. O melek daha sonra semaya yükselerek, Hak Celle ve Âlâ Hazretlerine o kimsenin bir kerre salavat getirdiğini arz eder. Cenabı Hak da:
— «Var o kuluma 10 kerre salavat getir.» buyurur. Eğer 10 kerre salavat getirdiğini haber verirse, Hz. Allah o kulunu cehennem azabından halâs ederek cennet ile müjdeler. Ve o salavat-ı şerifenin harfleri sayısınca bir melek yaratır ki, 360 başı ve o kadar yüzü, ağzı ve dili olduğu halde, kıyamete kadar tesbîh u takdîs okuyarak sevabını o kimseye bağışlarlar, buyurdu. (Sallallahu Aleyhi ve Âlittayyibîn'et-Tâhirîne, Ecmaîn)

DÖRDÜNCÜ HİKAYE

İbn-i Mes'ud (R.A.) Hazretlerinden şöyle rivayet edilmiştir:
Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri bir gün buyurdular ki; Yarın kıyamet gününde, ümmetimden bir takım kimseler cennetin yolunu bulamayıp, hayretler içerisinde gezerken, Cenabı Hak lütuf ve inayet buyurarak onlara, cennetin yolunu gösterir. Hepsi cennete girerler, buyurdu. Eshâb-ı Kiram, o kimselerin kim olduklarını sorunca, Efendimiz Hazretleri:
— Onlar, yanlarında benim ismim zikrolunduğu halde gafletlerinden dolayı salavat-ı şerife getirmeyip, sonradan okuyan kimselerdir, buyurdu.

BEŞİNCİ HİKÂYE

Rasûlüllah (S.A.V.) Hazretleri, mi'rac gecesi çok acâib şeyler görmüşlerdir. Onlardan bir tanesini şöyle anlattılar:
Bir melek gördüm ki, Cenabı Hak iki kanadını yakmış. Hz. Cibril'den sebebini sual ettiğim zaman. Hz. Cibril:
— Ya Rasûlallah! Hz. Allah bir kavmin helakini arzu ederek; o meleği vazifelendirmişti. Melek, o kavmi helak etmeye gittiği zama içlerinde bir masum çocuğu annesinin memesini emer halde gördü. Onlara merhamet ettiği için Cenabı Hak'ka iltica etti. Hak Celle Âla Hazretleri de emri ilahî'yi tehir ettiği için onun kanatlarını yaktı, dedi.
Hz. Peygamber (S.A.V.), «Ya Cibril! Buna hiç tevbe yok mudur diye sual etmesi üzerine, Hz. Cibril:
— Ya Rasûlallah! Kur'an-ı Kerîm'de «Ben tevbe edenleri mağfiret ederim.» buyuruldu, dedi.
Bunun üzerine Cenabı Fahri Âlem (S.A.V.) Efendimiz Hazretleri, Hz. Hak Celle ve Âlâ'ya, o meleğin tevbesinin ne olduğunu sual etti. Hazreti Allah:
— Ey Rasûlü ZîŞanım! O melek sana 10 defa salavat getirirse O'nun tevbesi odur, diye buyurdu.
Cenabı Peygamber (S.A.V.), hemen bu emr-i ilâhîyi, mezkûr meleğe ğe ihtar ettiler. Melek de derhal 10 kerre salavat-ı şerife okudu. Cenab-ı Hak, o meleğe evvelkinden daha ziyade kanatlar ihsan ederek uçurdu. Bunu öğrenen diğer melekler de salavat-ı şerife ile meşgul olmaya başladılar.
Bu hikâye mi'rac hakkında varid olan hadis-i şeriflerden alınmıştır.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

Rasûlüllah (S.A.V.) Hazretleri bir gün sahraya çıkıp dolaşırlarken mübarek kulaklarına «Ya Muhammed!» diye bir nida geldi. Etrafa baktıkları zaman gördüler ki, bir âhû, ârâbî tarafından tuzak ile tutulmuş. Ârâbî ise orada yatmaktadır. Hz. Rasûlü Ekrem Efendimiz, onların yanına yaklaşınca âhû, feryad ederek:
— Ya Rasûlallah! Ben ve evladlarım üç gündür açız. Bu ârâbî beni av etti. Bana şefaat edip, bu tuzaktan kurtar, diyetazarrûda bulundu.
Âhû'nun bu yalvarışına uyanan ârâbî bir anda korktu ve ayağa kalktı. Hz. Rasûlüllah (S.A.V.):
— Ey Ârâbî, korkma kalbini hoş tut ve bu âhû'yu âzad eyle, buyurdu. Ârâbî:
— Niçin âzad edeyim? Ava çıkalı üç gün oldu, bu âhû'dan başka bir şey elde edemedim, dedi.
Bu arada âhû, ağlamasını fazlalaştırarak, Ya Rasûlallah, yavrularım çok küçüktür, gidip emzireyim yine gelirim, dedi. Cenabı Peygamber (S.A.V.):
— Ey Âhû, korkarım gelmezsin, deyince âhû: «Ya Rasûlallah! Eğer gelmezsem faiz yiyenlerin, akşam namazını kılmadan yatanların ve senin mübarek ism-i şerifin zikrolunduğu zaman, salavat okumayanların en şerlisi olayım, dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlü Ekrem, âhû'ya kefil olup, yine gelmek üzere salıverdiler. Âhû gittikten sonra, ârâbî tekrar yatıp uyudu. Hz. Resûlüllah ise orada bekledi. Bir saat geçtikten sonra âhû geldi. Fakat zayıflığından ayakları üzere durmaya mecali kalmamıştı. Hz. Rasûlü Ekrem (S.A.V.):
— Ey Âhû, niçin geldin?
— Ya Rasûlallah! Eğer gelmeseydim, kıyamet günü hem mahcub hem de senin şefaatinden mahrum olurdum.
— Niçin geç geldin?
— Ya Rasûlallah! Üç gündür bu ârâbî'nin tuzağında tutulmuş olarak kaldığım için, yavrularım açlıktan çok halsiz düşmüşlerdi. Onları emzirdim, hem de ayrılık günü olduğu için ağlaştık. Bunun için biraz bekledim. Kusurumu afvedin, diye massret beyan etti. Bu arada îrâbî uyandı ve âhû'yu Rasûlü Ekrem'in önünde ağlar vaziyette görünce, hemen kalkıp:
— Ya Rasûlallah! Bana İslâm-i arzeyle, zira bir kimse ki âhû ile görüşüyor ve âhû boğazlanmaktan korkmayıp kıyamet azabından corktuğu için sözünü yerine getiriyor, artık hiç şüphem kalmadı, sen hak Peygambersin, diyerek İslâm'a dahil oluyor.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Rasûlüllah (S.A.V.) Hazretleri, bir gün minberin birinci basamağına çıktıkları zaman «Âmîn», ikinci basamağına çıktıkları zaman «Âmîn» ve üçüncü basamağına çıktıkları zaman keza yine «Âmîn» diye buyurmuşlardı. Eshâb-ı Güzîn bunun sebebini sual ettikleri zaman efendimiz şöyle buyurdu:
— Ey eshâbım, minberin birinci basamağına ayağımı bastığım zaman, kardeşim Cebrail gelerek: «Ya Rabbî! Bir kimse, sıhhat ve âfiyetle ramazan'a yetişir de ibadet, tâat ve istiğfarda bulunmaz ise, o kimseyi esirgeyip rahmet eyleme.» dediği zaman, ben de «Âmin» dîye byurdum.
İkinci basamağa bastığım zaman, Cebrail: «Ya Rabbî! Bir kimse anne ve babasına yetişip de, onların rızasında bulunmaz ise onu bağışlama.» dediği zaman, ben de «Âmîn» dedim.
Üçüncü basamağa bastığım zaman, Cebrail: «Ya Rabbî! Habibinin ismi yanında zikrolunduğu zaman, salavat-ı şerife okumayan kimseye rahmet etme.» deyince ben de «Âmîn» diye mukabelede bulundum.
Bu kıssadan hisse odur ki, mü'min ve mü'minata lâyık olan, Cenabı Fahri Âlem Efendimizin (S.A.V.) ism-i şerifleri zikrolunduğu zaman derhal salavat-ı şerife okumaktır. (Allahümme-salli ala Muhammedin ve âlihî ve eshâbihî't-Tâhirîne Ecmaîn)
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Yahudinin birisi bir gün müslüman bir zata yalan isnad ederek devesini aldığını söyler. Muhakeme için Hz. Rasûlüllahın huzuruna gelirler. Yahudi, yanında getirdiği şahidleri de konuşturarak, kendisini haklı çıkarır. Böylece şer'i şerife göre müslümanın elinin kesilmesine hüküm verilir.
O müslüman, Cenabı Hak'ka teveccüh ederek: «Ya Rabbî! Sana hiç bir şey gizli değildir, işin hakikatine vakıfsın. Ben mazlumum. Yahudi, bana iftira ediyor. Bu hususta şahid de getirdi. Benim halimi Rasûlüne keşfeyle.» diye tazarruda bulundu. Daha sonra da:
— Ya Rasûlallah! Senin hükmüne razıyım. Lâkin yahudi bana iftira ediyor. Getirmiş olduğu şahidler de yalancıdır. Açık bir sır açık bir mu'cize vardır ki, senin mu'cizelerine nihayet yoktur. Keyfiyeti bir de deveden sual buyurun. O zaman münafıkların yalanları açığa çıkar, dedi.
Bunun üzerine Rasûlü Ekrem (S.A.V.), deveyi getirtip sual ettiği zaman, deve açık bir lisan ile: «Ya Rasûlallah! Bunlar münafık ve yalancıdırlar. Ben müslümanın helâl malıyım. Bunlar, müslümana iftira etmişlerdir.» deyince, Rasûlü Ekrem Efendimiz o müslümana:
— Ey kimse, salih amellerden ne işledin ki, deve senin için konuştu? buyurduklarında, o kimse:
— Ya Rasûlallah! Çok şey bilmem. Ancak her gece yatarken zât-ı risâletinize 10 kere salavat-ı şerife getirmek âdetimdir, der.
Sonra da Hazreti Rasûlü Ekrem:
— Ey kimse, bana salavat-ı şerife getirmekle, dünyada elin kesilmekten ve âhirette de azâb olunmaktan kurtuldun, buyurur.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

Selef-i Sâlihîn'den, Muhammed bin Salih isimli zat, tahsili zamanında, Bağdad'a giderek, Şeyhi'l-Kurra Ebû Bekr bin Mücahid'den ta'lîm ve kıraat öğreniyordu. Bir gün ders esnasında, eski elbiseli bir ihtiyar geldi ve selâm verdi. Şeyh Ebû Bekr de O'na gayet hürmet ederek yerine oturdu. Hoş geldiniz dedikten sonra ihtiyarın halinden sordu. O da:
— Hamdolsun iyiyiz, lâkin bir oğlumuz dünyaya geldi, bazı şeylere ihtiyacımız oldu. Fakat dünyalık hiçbir şeye sahib değilim. Bu gece hüzn ve endişe ile yatmıştım. Rüyamda Hz. Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimizi gördüm. Bana hitaben: «Ya kimse, mahzun olma. Vaktin veziri İsa bin Ali'ye git ve benden selâm söyle. O her cuma gecesi bana 1000 salavat getirmeden yatmazdı. Bu cuma ise 700 salavat getirdi. Sonra bir iş için, padişah tarafından çağırıldı. Tekrar dönüşünde de 300 salavat getirerek yattı. Bu alâmeti kendisine ihtar et. Sana 100 akçe versin.» buyurdu. Ben de beraberce gitmek için zatınıza geldim, deyince Şeyh Ebû Bekr hemen yerinden kalktı ve ihtiyarı alarak o vezirin yanına götürdü. Ve:
— Ey zamanın veziri, bu ihtiyar, taraf-ı risâlet'ten size gönderilmiştir. Bunun şu şekilde bir ihtiyacı vardır, diyerek rüyayı ve emr-i Rasulüllahı teblîğ etti. Vezir, hazîne memuruna emir verip 100 akçeyi ihtiyara takdim etti. Sonra da:
— Ey ihtiyar, bu 100 akçe şunun için ki, her cuma gecesi 1000 salavat getirdiğim, Hz. Allah ile kendi aramda bir sır olduğundan, bu sırrı açıkladığın için. 100 akçe daha verip, bu da taraf-ı risâlet'ten gönderildiğin için. 100 akçe daha verip, bu da elhamdülillah benim salavatımın, Cenabı Peygambere vasıl olduğunu müjdelediğin için. 100 akçe daha verip bu da evinden kalkıp buraya kadar geldiğin için, verdim diyerek daha başka vesileler ile akçe adedini 1000 e çıkarır.
Fakat ihtiyar, Hz. Peygamberin emri 100 akçedir fazlası bana lâzım değildir, diyerek 100 akçeyi alır ve gider.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

Belh şehrinde, çok zengin bir tüccarın iki oğlu olup, kendi vefatından sonra malını o iki oğlu paylaşmışlardı. Mîras içerisinde, Hz. Rasulü Ekrem'in mübarek sakallarından üç aded kıl bulunuyordu. Büyük:
— Bunların biri senin biri benimdir, geri kalan birisini de ortadan ikiye bölüp paylaşalım, dedi. Küçük ise:
— Hayır, böyle şey olamaz, bir kimse Hazreti Rasûlü Ekrem'in mübarek sakalını kesemez, diye muhalefette bulundu. Büyük oğul:
— Eğer bu kıllara senin o kadar hürmetin varsa, bütün malları bana ver bu üç kılı sen al, dedi.
Küçük bu teklifi canına minnet bilip, bütün malları kardeşine bıraktı ve üç tane mübarek kılı aldı. Her ne zaman onlara bakarsa, salavat-ı şerife getiriyordu. Aradan çok zaman geçmeden, büyük oğulun bütün malı telef oldu, fakir ve müflis bir hale düştü.
Küçük ise tam aksine son derece mal ve mülk sahibi oldu ve nihayet vefat etti. O zamanın azizlerinden birisi, Hz. Rasûlü Ekrem Efendimizi rüyasında görür. Efendimiz Hazretleri: «Her kimin bir haceti zuhur ederse, o tüccarın küçük oğlunun kabrini ziyaret etsin, işi hallolur.» diye buyururlar.
Rüyayı gören zat bunu ilân ederek, merhumun kabri o diyarda muteber bir yer halini alır. Hatta kabrinin önünden geçerken, herkes atından iner ve yürüyerek geçermiş.
O, bu mertebeye, Hilye-i Muhammediyye'ye hürmet ve salavat-ı şerifeye devam etme sayesinde nail olmuştur. (Allahümme salli âlâ nebiyyi'r-Rahme ve şefîu'l-ümmeti- Muhammed ve âlihî't-tayyibîne't-tâhirîne ecmaîn);
* * *
islam