Yeni

TAKVANIN FAZİLETİ KISSA VE HİKAYELER


BİRİNCİ HİKÂYE

Zamanın Şeyhi Ebû Abdullah Hazretleri ile Şeyh Ahmed Bin Hazî Hazretleri bir gün, sahraya dolaşmaya çıkarak bir yerde otururlar. Ahmed Bin Hazî oturduğu yerden taze bir ot koparır. Fakat bu, Şeyh Ebû Abdullah'ın hoşuna gitmez ve şöyle buyurur:
— Ya Şeyh Ahmed, bu otu koparmakla kendine beş şeyi lâzım aldın.
Birincisi: Kalbini Cenabı Hak'kın tesbihinden gâfil ve boş kıldın.
İkincisi: Allahu Teâlâ Hazretlerinin zikrinden başka şey ile meşgul oldun.
Üçüncüsü: İnsanların önderi olduğundan, çok kimselerin de size bakarak böyle yapmasına sebeb oldunuz.
Dördüncüsü: Bir şeyi Rabbini tesbihten men ettiniz,
Beşincisi: Kıyamette nefsinizi mes'ul olmaklığa lâyık ve lâzım kıldınız, buyurdu.
Bunun üzerine Şeyh Ahmed:
— Ya Şeyh Abdullah, bu diyarda senin gibi vaiz ve nâsih bir kimse daha yoktur, diyerek kusurunu itiraf eder ve pişman olur.
* * *

İKİNCİ HİKÂYE

Benî İsrail zamanında Mürdas isminde, zahid ve salih bir kimse vardı. Bir gün evinden çıkıp karşısında bulunan büyük bîr dağa giderek, şöyle bir bakınca içinden düşündü ki: Eğer bu dağ ova olsaydı, bu belde insanlarının ekinleri daha çok olurdu. Bu düşüncesi Üzerine hemen taraf-ı izzetten, sırrına:
— Ya Mürdas, o belde ehlinin rızkları senin üzerine midir ki, onlar için gam çekersin, diye hitab olunur.
Bunun üzerine Mürdas, hatasını anlar ve tevbe eder. Tevbesinin de Cenabı Hak tarafından kabul edilip, mağfiret edilenceye kadar, yiyip içmemeye yemin ederek seyehata çıkar. Nice günler pişmanlık ateşi ile yanıp gezerken, bir gün belde ehli Mürdas'ı görürler. Yemek hazırlayıp davet ederler. Fakat Mürdas, o düşüncesinden dolayı irtikab ettiği günahı Cenabı Hak'kın afvedinceye kadar yiyip içmeyeceğini onlara da ifade eder. Onlar ise:
— Bunda birşey yoktur. Sana gelecek olanlar bize gelsin, diye yemesi için İsrar ederler.
Fakat Mürdas ahdine vefa edip, yemeyi kabul etmediği için, Cenabı Hak tarafından o zamanın peygamberine denildi ki; Mürdas'a söyle o kimselerin içinden çıksın. Zira onlar Mürdas'a, o düşünce bir şey değildir. Ondan dolayı sana gelecek bize gelsin demelerine binâen, onlara azab-ı ilâhiyyem nazil olacaktır, diye vahyedildi, O peygamber de vahyi ilâhîyi, Mürdas'a tebliğ etti. Mürdas hemen onların içinden ayrıldı ve o kavme azab-ı ilâhi gelerek hepsini helak etti. Böylece Mürdas'ın tevbesi de dergâh-ı izzette kabul buyuruldu.
* * *

ÜÇÜNCÜ HİKÂYE

Şeyh Ebû Abdullah, bir gün, bir mecusî'nin avlusundan geçerken ayağı kayıp yere düşer. Ve tekrar yere dayanıp kalkarken de eline bir miktar çamur bulaşır. Hemen avlu sahibi mecusî'yi çağırarak, eline bulaşan çamurdan dolayı helâllik rica eder.
Hz. Şeyhin bu ittikası ve sözü Mecusî'ye çok te'sir eder ve:
— Ya Şeyh! Hiç bir din yoktur ki, bir kimse bu kadar hakka riayet etsin. Sizin dininiz Hak dindir, deyip kelime-i şehadet getirerek İslâm'a dahil olur.
* * *

DÖRDÜNCÜ HİKÂYE

İbrahim Edhem Hazretleri bir gece Mescid-i Aksa'ya gider ve kapılarını kapayarak tenhaca ibadet ile meşgul olur. Bir gün gecenin üçte birinden sonra bir de bakar ki, kapılar açılır ve bir şeyh ile 40 tane müridi içeriye girip ikişer rek'at namaz kıldıktan sonra, vaaz ve nasihat zamanında halka olup otururlar. Her nedense şeyh bazı düşüncelerinden dolayı susar. Müridleri de her halde yabancı birisi vardır da onun için konuşmuyor zannederek: «Ya Şeyh, burada bizden başka kimse olmamak gerekir.» dedikleri zaman şeyh:
— Bilmez misiniz ki, İbrahim Edhem 40 gündür burada ibadet eder. Fakat asla ibadetin lezzet ve halavetini duyamaz, buyurur.
İbrahim Edhem Hazretleri hemen şeyhin yanına gelerek:
— Ya Şeyh, hakikaten 40 gündür burada ibadet ediyorum. Fakat hiç lezzetini duyamıyorum. Sebebini de anlayamadım. Lütfen hikmetini beyan buyurun, diye niyazda bulunur. Şeyh de:
— Ya İbrahim Edhem, Basra'da bir hurmacıdan, hurma alırken bir hurma yere düşmüştü. Halbuki o, hurmacının olduğu halde sen alıp kendinin zannederek yemiştin. Bu surette, senin olup olmadığını araştırman lâzım iken, nasılsa unutmuştun. İşte sebeb budur, diye buyurur.
Bunun üzerine İbrahim Edhem, doğru Basra'ya gider ve hurmacıyı bulup, halini ifade ile helâllik diler. O da helâl eder. Lâkin bu vaziyet hurmacının kalbine son derece te'sir ederek, ticareti bırakır ve evliyaullahın yoluna sülük ederek âbid bir kimse olur.
Bir kimse alış verişinde kemâl mertebe doğru olup haram ve şüpheli şeylerden çok sakınırsa, ibadetin lezzetini ve sefasını bulacağı şüphssizdir.
* * *

BEŞİNCİ HİKÂYE

Salihlerden bir kimse Hasan-ı Basrî Hazretlerine zahitlikten sual eder. Hasan-ı Basrî Hazretleri hemen evine gider ve döndükten sonra cevap verir. O salih zat:
— Ya Hasan-ı Basrî, evinize gidip geldikten sonra cevap vermenizin sebebi nedir?
— Ey kimse, evimde dört ölçek buğday buldum. Halbuki o buğday benim evimde mevcud iken, sizlere veya başkalarına zahitlikten bahsedip, nasihatta bulunmayı lâyık görmediğim için, o buğdayların hepsini fukaraya tasadduk ettim. Sonra da gelip size cevap verdim, diye buyurmuşlardır.
* * *

ALTINCI HİKÂYE

İmam Muhammed Hazretlerinden rivayet edilmiştir: Bir kimse bevl ettikten sonra o anda istinca edecek bir şey bulamayıp, birinin duvarına silinir. Fakat sonunda ziyadesiyle pişman olarak sahibinden izin almadım, hata ettim diye, 40 gün ağlar. Nihayet duvar sahibini bularak helâl etmesini rica eder. Fakat o da helâl etmeyince ağlamaya devam eder.
* * *

YEDİNCİ HİKÂYE

Şeyh Ebû Abdullah Hazretleri mürid ve halifeleri ile bir gece Mescid-i Aksa'ya itikâfa girerler. Namaz kıldıktan sonra müridleri mescidin mumları etrafına toplaşarak kitab mütalâasına başlarlar. Hz. Şeyh ise oradan kalkıp gider. Halifeleri:
— Efendim, bizim yanımızdan niçin kalkıp gidiyorsunuz, diye sorarlar. Hz. Şeyh:
— Bu mescidin yağ ve mumları efraf-ı âlemden gelir. Helâl midir, haram mıdır? Ve niçin gelmiştir? Hakikatini bilmedikçe ışığında oturmam, diye cevap verir.
* * *

SEKİZİNCİ HİKÂYE

Yine Şeyh Ebû Abdullah Hazretlerinin evlerinde tek gözlü bir kadın, 30 yıl hizmet ve ibadet etmiş, bir gün Hz. Şeyhin huzurunda, o kadının sözü geçer. Şöyle saliha, böyle zahide diye vasfederler. Hz. Şeyh «Söylediğiniz kadın nerededir?» diye sorar. Onlar da:
— Efendim, sizin evinizde olan tek gözlü kadından bahsediyoruz, derler. Bunun üzerine Hz. Şeyh yemin ederek:
— 30 senedir o kadın bizdedir. Bir gözlü olduğuna vakıf değilim, buyurur.
Demek ki, onda şevk ve muhabbet-i ilâhî o derece imiş ki, başka hiçbir eşyayı görmüyor.
* * *

DOKUZUNCU HİKÂYE

İmam Ahmed Bin Hanbel Hazretlerinin, zühd ve takvası ile perhizkârlığı son dereceye ulaşmıştı. Hatta Bağdad şehrindeki nahsulü, Hz. Ömer (R.A.) gazilere vakfetmiştir, diye, kendi gıdası olan buğdayı Musul'dan getirtirmiş. Bir sene getirtmiş olduğu buğdayın içinde biraz karınca olduğunu görünce, o karıncalı buğdayı bir şey içine koymuş ve arkadaşlarına paylaştırmak üzere tekrar Musul'a göndermiştir.
Nitekim hadis-i şerifte «Yer yüzünde olanlara sizler rahmet ve şefkat edin ki, semada olanlar sizi esirgeyip rahmet ve şefkat -etsinler.» buyurulmuştur.
Buradaki rahmet edilmesi lâzım gelen şeyler, akıl sahibleri ise de, takva ehli için bütün mahlukata şümulü vardır.
* * *

ONUNCU HİKÂYE

İmam Muhammed Hazretlerinden rivayet edilmiştir:
Hz. İsa Aleyhisselâm bir gün kabristandan geçerken, kabir ehlinden birini azabda görür. Ve o azaba ne sebeble müstehak olduğunu sual eder. Cenabı Hak'kın izni ile o mevta açık bir dille:
— Ya Ruhullah! öleli 4 bin yıl oldu. Daha ölüm acısı gitmemiştir Bundan başka, bir gün yemek yerken dişlerimin arasında bir miktar yiyecek kalmıştı. Onu çıkarmak için, bir kimsenin avlusundan diken almıştım. İşte bu azaba sebeb odur, diye cevap verir.
* * *
islam