Yeni

Cübbeli Ahmet Hoca 23. Mektup


اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Bizleri bu mübarek geceye kavuşturan Rabbime sınırsız hamd-ü senâlarda bulunur, bize bu mübarek gecenin faziletlerini beyan eden Nebiyy-i âli şâna, Ehl-i Beyt’ine ve cümle ashâbına sonsuz salât-ü selamlar ederim.
Cemaat-i Müslimîn, ihvân-ı dîn! Kadir gecesinden sonra en büyük geceye ulaşmış bulunuyoruz, ne kadar hamd etsek azdır, niceleri bu gecelerden gâfildir, hatta bu mübarek gecede içki içen, zina eden, hırsızlık yapan bile vardır, imansızlar zaten konumuz dışındadır.
Allâh-u Te‛âlâbu gecenin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
﴿حٰمٓ +وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ +إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ +فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ +أَمْرًا مِنْ عِنْدِنَا إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ +رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ﴾
“Hâ! Mîm! O (hidâyet yollarını) iyice açıklayıcı Kitâb (olan Kur’ân)a yemin olsun! Muhakkak Biz onu (bereketi bol olan) mübârek bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz dâima (kullarımızı önlerindeki tehlikelerden) uyarıcılar olduk. Her hikmetli iş onda ayrılır.
Katımızdan pek önemli bir iş olarak (ki, o geceden, bir daha seneki benzeri geceye kadar meydana gelecek ecellerin kesimi, hacca gideceklerin yazımı, zelzeleler, yıldırımlar ve harplerin kaydı ve bunlarla ilgili nüshalamanın başlaması bu önemli işimizin örneklerindendir)! Şüphesiz ki Biz dâima (kullarımıza elçiler) göndericiler olduk!
Senin Rabbinden (kullarına) büyük bir rahmet olsun için! Şüphesiz ki O (tüm işitilenleri hakkıyla duyan) Semî‛ de, (yaratıkların tüm halleri dâhil olmak üzere bütün malumatı çok iyi bilen) Alîm de ancak O’dur!” (Duhân Sûresi:1-6)
Beydâvî, Nesefî, HâzinveÂlûsî (Rahimehumullâh)gibi birçok mûteber müfessirin beyânı vechile; bu âyet-i kerîmelerde geçen mübârek geceden maksat; bazı müfessirlere göre kadir gecesi ise de, ‛Ikrime (Radıyallâhu Anh)ile müfessirlerden bir cemaate göre Beraat gecesidir. Bu görüş Kur’ân-ı Kerîm’in kadir gecesinde indirilmiş olmasıyla çelişmez.
Zira bu görüşün sahipleri indirilen şeylere âit zamiri Kur’ân’ı Kerîm’e değil de, ilerisinden anlaşılan: “Kaderle ilgili büyük bir emr”e râci kabul etmişlerdir.
Buna göre mana: “Biz Azîmüşşân eceller, rızıklar, zengin etme, fakir kılma, diriltme ve öldürme gibi önemli emirlerimizi Beraat gecesinde takdir edip, Cibrîl, Mîkâîl, İsrâfîlveAzrâîl’e bildirdik ki, bir dahaki seneye kadar kullarımız hakkında bu hükümleri icrâ etsinler” demektir.
Ebu’d-Duhâ(Radıyallâhu Anh)ın beyânına göre Allâh-u Te‛âlâşa‛bânın yarı gecesinde kaza ve kaderleri takdir eder, kadir gecesinde ise bu hükümlerin yazılı bulunduğu nüshaları erbâbı olan meleklere teslim eder.
Zemahşerî(Rahimehullâh)ın beyânına göre bir senelik hâdiselerin Levh-i Mahfûz’dan istinsâhı (kopyalanması)na Beraat gecesi başlanır, kadir gecesi bitirilir ve bu dosyalar dört meleğe tevdî edilir (ısmarlanır).
Bu nüshalar şunlardır:
1) Rızıklarla ilgili nüsha Mîkâîl (Aleyhisselâm)a,
2) Harplerle ilgili dosya Cebrâîl (Aleyhisselâm)a,
3) Zelzeleler, yıldırımlar ve yer çöküntüleriyle ilgili, bir de kulların amellerini zapt eden evrak birinci kat semânın görevlisi olan İsmâ‛îl isimli büyük bir meleğe,
4)Hastalıklar ve ölümlerle ilgili kayıtlar da ölüm meleğine teslim edilir.
Beyhakî(Rahimehullâh)ın beyânına göre kadir gecesi bir dahaki seneye kadar Kur’ân-ı Kerîm’den inzal edilecek (indirilecek) olan sûre ve âyetler takdir edilir. Beraat gecesi ise yeryüzünün yönetimiyle ilgili meleklerin takip ettiği diğer işler vuzûha kavuşturulur.
Dolayısıyla:“Her hikmetli ve önemli iş, tarafımızdan pek önemli bir iş olarak o gece ayrılır” kavl-i şerîfinde geçen:“Her muhkem iş” tâbiri, kadir gecesiyle ilgili olarak: “Kur’ân’ın cüzleri, sûre ve âyetleriyle alâkalı her önemli konu” diye tefsir edilir.
Beraat gecesi hakkında ise: “Kulların rızıkları ve ecelleri gibi önemli meseleleri” şeklinde izah edilir. (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, 5/253)
Bu yüzden ulemâ: “Recebin fazileti ilk gecesinden dolayı ilk onunda, şa‛bânın fazileti yarı gecesinden dolayı ortasında, ramazanın fazileti ise kadir gecesinden dolayı son onundadır” demişlerdir. (Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:42)
Leyle-i mübârekeden Beraat gecesinin kastedildiği görüşünü destekleyen birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur.
Nitekim Ebû Hureyre(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Eceller şa‛bândan şa‛bâna (belirlenip)kesilir. Hatta (Beraat gecesi)adamın ismi ölüler arasında (yazılıp)çıkmışken, o (başına geleceklerden habersiz bir şekilde)nikâh yapar ve çocuğu doğar.” (İbni Zencüveyh, Deylemî, no:2410; İbni Ebi’d-dünyâ, İbni Cerîr et-Taberî, 21/10; Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3839-40; İbni Hacer, Tesdîdü’l-kavs, 2/115; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/253-254)
Râşid ibni Sa‛îd(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Şa‛bânın yarı gecesi Allâh-u Te‛âlâ ölüm meleğine o sene öldürmek istediği her canlının rûhunu kabzetmesini vahyeder (bir dahaki seneye kadar öldüreceği canlıların isimlerini bildirir).” (Dînevrî, Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/254)
Büyük müfessir‛Ikrime(Radıyallâhu Anh):“Her hikmetli ve önemli iş o gece ayrıntılı bir şekilde yazılır” âyet-i kerîmesinin tefsiri hakkında şöyle buyurmuştur:“Şa‛bânın yarısının gecesinde senenin tüm işleri kesin karara bağlanır. Yaşayacak olanlar, ölecek olanlardan ayrılıp yazılır. Hacca gidecekler de yazılır, artık ne onlara bir kişi ilave olunur, ne de onlardan bir kişi eksiltilir.” (İbni Cerîr et-Taberî, 21/9-10; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/252-253)
‛Atâ ibni Yesâr(Radıyallâhu Anh)şöyle demiştir: “Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şa‛bân ayında tuttuğu kadar başka hiçbir ayda oruç tutmazdı. Bunun sebebi de o sene ölecek olanların ecellerinin o ayda(Levh-i Mahfûz’dan alınıp) nüsha (kopyalanarak görevlilerine ısmar)lanmasıdır.”(İbni Ebî Şeybe, el-Musannef, 3/103; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/253)
Âişe(Radıyallâhu Anhâ)şöyle demiştir: “Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şa‛bân ayında tuttuğu oruçtan daha çok hiçbir ayda oruç tutmazdı. Çünkü o ayda, o sene ölecek olanların ruhları nüsha(dosya)lanır. Hatta adamın adı ölenlerin arasında yükseltilmişken, o düğün yapar, ismi ölenler arasında kaldırılmış olan bir adam da (o sene öleceğinden habersiz bir şekilde) hacca gider.” (İbni Asâkir, Târîhu Dimeşk, 61/250; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/253-254)
İbni Receb(Rahimehullâh)bu rivayetlerin bir kısmını naklettikten sonra bizlere şu nasihatlerde bulunmuştur: “Ey uzun kuruntularıyla meşgul ve kötü amelleriyle mesrur olan kişi! Daima ölümden korkar halde ol. Zira sen ecelin ne zaman hücum edeceğini bilemezsin.”
كُـــلُّ امْـــرِئٍ مُــصَـــبِّـــحٌ  فِي أَهْــلِـــهِ
وَالْـمَـوْتُ أَدْنٰى مِــنْ شِرَاكِ نَعْـلِهِ
“Ölüm, takunyasının kayışından daha yakınken,
Herkes, ailesi arasında sevinçlidir sabah erken.”
أُؤَمِّــلُ أَنْ أُخَـــلَّـــدَ وَالْـــمَـــنَــايَا
تَـدُورُ عَـلَــيَّ مِــنْ كُلِّ النَّـوَاحِي
وَمَــا أَدْرِي وَإِنْ أَمْــسَــيْـتُ يَوْمًا
لَـعَــلِّــي لَا أَعِيـشُ إِلَى الصَّـبَــاحِ
“Her taraftan ölümler yağarken üzerime,
Ben de umuyorum ki ebediyyen yaşatılacağım.
Bir gün akşama kavuşsam da, bilemiyorum ki,
Belki de sabaha kadar yaşatılmayacağım.”
Görüyorsunuz bu mübarek gecede ecellerimiz belirleniyor, demek merhûme validemin eceli geçen sene kesilmiş ki bu sene Beraat gecesine kavuşamadı, belki bazımız da seneye Beraat gecesine kavuşamayacağız. Ne kadar fâni, geçici, boş bir hayat! Bir var, bir yok, bir de baktın, yerinde yeller esmiş, sanki hiç evinde oturmamışsın, mahallende dolaşmamışsın, elbiselerini giymemişsin, arabana binmemişsin, yatağında yastığında yatmamışsın.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in buyurduğu gibi:
«كَأَنَّ الدُّنْيَا لَمْ تَكُنْ وَكَأَنَّ الْأٰخِرَةَ لَمْ تَزَلْ.»
“Sanki dünya hiç var olmadı, âhiret de hiç kaybolmadı.”
Gelin aldanmayalım, bu mübarek gecede uyanık olup dua edelim de hayırlı uzun ömürle muammer olalım, size ileride hayırla uzun yaşamak için ne yapacağınızı yazacağım, iyi dinleyin, bir harf kaçırmayın. Dua yaparsak ölsek de iyi ölürüz, imanla çene kaparız, ebedî âhiretimizi kazanırız inşâallâh.
Beraat gecesinin fazileti hakkında birçok hadîs-i şerîf vârid olmuştur. Biz de burada bunlardan bir kısmını zikredelim:
Ali(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Şa‛bânın yarı (on beşinci) gecesi olunca, gecesini (ibâdette) kıyamla geçirin, gününü de oruç tutun.
Şüphesiz Allâh-u Tebârake ve Te‛âlâ o gece güneş batımında (inmekten, çıkmaktan, hareket ve intikalden münezzeh olarak, Zât’ına yakışan bir inişle) en yakın semâya iner de, fecrin doğuşuna (imsak oluncaya) kadar: ‘Bağışlanmak isteyen var mı onu mağfiret edeyim, rızık isteyen var mı ki onu rızıklandırayım, belâya tutulan var mı ona afiyet vereyim, yok mu şöyle isteyen, yok mu böyle isteyen?!’ diye nidâ eder. Artık kim ne isterse mutlaka ona muradı verilir.” (İbni Mâce, İkāmetü’s-salât, no:1388, 1/444; Beyhakî, Şu‛abu’l-îmân, no:3542, 3555, 5/354-362)
Bazıları her gece hakkında böyle hadîs-i şerifler bulunduğunu söyleyerek Beraat gecesinin faziletini inkara yeltenmişlerse de, bunlar hadîs-i şerifler arasındaki farkı fark etmekten âciz kimselerdir. Zira o hadislerde gecenin son üçte birinden bahsedilmekte, bunda ise güneş batar batmaz bu tecellinin başladığı bildirilmektedir.
Âişe(Radıyallâhu Anhâ)şöyle anlatmıştır: “Şa‛bânın yarısının gecesi olduğunda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)benim şalımın içinden sıyrılıp çıktı. Ben: ‘Hanımlarından birine gitmiştir’ diye endişelenip kalktım. Onu evde aramaya başladım. Ayağım secde halindeyken onun mübârek ayaklarına değdi.
Secdede o kadar uzun kaldı ki Allâh-u Te‛âlâonun ruhunu secdede kabzetti sandım. Ayaklarına dokunduğumda hareket edince, yaşadığını anlayarak çok sevindim.
Secdede söylediği dualardan şunlar aklımda kaldı:‘Karartım da, hayalim de Sana secde etti, gönlüm Sana iman etti, işte elim ve onunla kendi aleyhime işlediklerim!
Ey her büyük şey için kendisine umut bağlanan büyük Allâh! Ey büyük zât! Büyük günahları affet! Yüzüm kendisini yaratan, kulağını ve gözünü yar(ıp yarat)ana secde etti. Nimetlerini Sana karşı ikrar ediyorum.
Büyük günahlarımı itiraf ediyorum. Ben nefsime zulmettim, öyleyse beni bağışla. Zira günahları Senden başkası affedemez. Azâbından affına sığınıyorum. Hışmından rahmetine sığınıyorum. Gazâbından rızana sığınıyorum. Senden Sana sığınıyorum. Zât’ın pek yüce olmakta daim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem. Sen Kendini övdüğün gibisin.’
Sonra mübarek başını kaldırıp şöyle dua etti:‘Ey Allâh! Bana şerden arınmış bulunan, takva sahibi olan, kâfir ve bedbaht olmayan bir kalp bağışla.’
Daha sonra tekrar dönüp secde yaptı ve şöyle duada bulundu:‘Yâ Rabbi! Sana kardeşim Dâvûd (Aleyhisselâm)ın dediği gibi diyorum. Seyyidim için yüzümü toprağa sürüyorum. Efendimin cemâli için tüm yüzler toprağa sürülmeye değer.’
Daha sonra başını kaldırdığında, ben kıskançlıkla onun peşine düştüğümden utanarak: ‘Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlellâh! Sen bir vâdidesin, ben ise başka bir vâdideyim (sen neler düşünüyorsun, ben ne düşünüyorum?)’ dedim.
O zaman bana:‘Ey Humeyrâ! Bilmez misin ki bu gece şa‛bânın yarı gecesidir. Bu gecede Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar Allâh’ın (cehennemden) âzatlıları vardır’ buyurdu.
Ben de kendisine: ‘Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin durumu nedir (ki ondan bahsettiniz)?’ diye sorunca:‘Araplar içinde onlardan fazla sürüye sahip olan bir kabile yoktur. Ancak ben (affolunacaklar arasında) altı kişiden bahsetmiyorum ki bunlar; içki içmeye devam eden, ana babasına isyan eden, zinâya ısrar eden, sıla-ı rahimi kesen, heykel tasvir eden ve söz gezdirendir’ buyurdu.
O zaman ben: ‘Yâ Rasûlellah! Sizin bu gece secdenizde bir duada bulunduğunuzu işittim ki, bu zamana kadar bu duayı yaptığınızı hiç işitmemiştim. Secdede diyordunuz ki:
‘Azâbından affına sığınıyorum, gazâbından rızana sığınıyorum, Senden Sana sığınıyorum. Zât’ın yüce olmakta dâim oldu. Sana karşı övgüyü sayıp bitiremem, Sen Kendini övdüğün gibisin’deyince:‘Sen bunu belledin mi?’ diye sordular.
Ben: ‘Evet’ deyince: ‘Bunları iyi öğren ve öğret. Çünkü Cibrîl (Aleyhisselâm)bana bunları secdede tekrar tekrar söylememi emretti’ buyurdular.
İşte Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)böylece sabah vaktine kadar ayakta ve oturarak namaza devam etti. Sabah olduğunda iki ayağı da iyice şişmişti.
Ben onları oğuştururken: ‘Anam babam sana feda olsun! Kendinize çok zahmet verdiniz, Allâh-u Te‛âlâsizin geçmiş ve gelecek günahlarınızı bağışlamamış mıydı?! Şöyle yapmamış mıydı?! Böyle yapmamış mıydı?!’ diye sayınca: ‘Ey Âişe! (Madem ki O bana bu kadar lütuflarda bulundu) şimdi ben çok şükreden bir kul olmalı değil miyim?! Bu gecede neler olduğunu bilir misin?!’ buyurdu.
Ben: ‘Ey Allâh’ın Rasûlü! Bu gecede neler var?” dediğimde: ‘Âdem oğullarından bu sene doğacakların tamamı bu gece yazılır. Âdem oğullarından bu sene öleceklerin tümü bu gece kaydedilir, amelleri bu gece yükseltilir, rızıkları da bu gece indirilir’ buyurdu.
Bu sefer ben: ‘Yâ Rasûlellâh! Allâh’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez mi?’ dediğimde:‘Allâh’ın rahmeti olmadan kimse cennete giremez’ buyurdu.
Tekrar ben:‘Siz de mi yâ Rasûlellâh!?’ deyince, mübârek elini başının üstüne koyarak üç kere:‘Allâh rahmeti ile beni kuşatmazsa ben de giremem’ buyurdular.” (Beyhakî, Fadâilü’l-evkāt, no:26-29, sh:126-132; Şu‛abü’l-îmân, no:3556-3557, 5/362-365; Münzirî, et-Terğîb, no:1546, 2/124; Süyûtî, ed-Dürru’l- Mensûr, 13/257-260)
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in birinci ve ikinci secdelerde ve iki secde arasında okuduğu bu duaların metni Şa‛bân risalemin 166-170. sayfalarda mezkurdur, ezberleyip okuyabilen sünnet-i seniyyeye ittibâ etmiş olur, Arapçasını bilmeyenler manasını namazda okuyamazlar ancak namazdan sonra okuyabilirler.
Bu mübarek gece, ibadetle ihya edenlere cennetin vacip olduğu beş geceden biridir, nitekim Mu‛âz ibni Cebel (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Beş geceyi (ibâdetle geçirerek) ihya edene cennet vacip olur. (Bunlar da)terviye (zülhıccenin sekizinci) gecesi, arefe (zülhıccenin dokuzuncu) gecesi, nahr (zülhıccenin onuncu) gecesi (olan Kurban bayramı gecesi), fıtr (ramazan bayramı) gecesi, bir de şa‛banın yarı (Beraat) gecesidir.” (İsmâ‛îl Hakkî, Rûhu’l-beyan, 8/403)
Bu mübarek gece, duaların reddedilmediği beş geceden biridir. Nitekim Ebû Ümâme el-Bâhilî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:“Beş gece vardır ki, onlarda (şartlarına uygun olarak yapılan) dua reddolunmaz, bunlar da recebin ilk gecesi, şa‛bânın yarı gecesi, cuma gecesi, ramazan bayramı gecesi ve kurban bayramı gecesidir.”(İbni Asâkir, Târîhu Dimeşk, 10/408; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, no:2975 2/196; Beyhakî, Şu‛abu’l-îmân, no:3440, 5/288; Abdürrezzâk, el-Musannef, no:7927, 4/317)
İmâm-ı Münâvî(Rahimehullâh)bu hadîs-i şerîfin izahında şöyle buyurmuştur: “Bu geceleri ibâdetle geçirmek, kendilerinde dua ve yalvarışı çok yapmak sünnettir. Selef-i sâlihîn (geçmiş büyükler) kesinlikle bu gecelerde ibâdete devam etmişlerdir.” (Feyzu’l-Kadîr, no:3952, 3/454)
Bu mübarek gece, Allâh-u Te‛âlâ’nın sabaha kadar hayırları açtığı dört geceden biridir, nitekim Âişe (Radıyallâhu Anhâ): “Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğunu işittim” demiştir:
“Allâh-u Te‛âlâ bütün hayırları dört gecede,(sabah) ezan(ının vakti oluncay)a kadar(kulların üzerine) boşaltırcasına açar ki bunlar, Edhâ(kurban bayramı) gecesi, fıtr(ramazan bayramı) gecesi,şa‛banın yarı(sı olan Beraat) gecesi ki onda ecelleri ve rızıkları(Levh-i Mahfûz’dan) nüsha (kopya)la(yıp, görevlilerine teslim ede)r.(O sene) hacca gidecekleri de o gece yazar. Biri de arefe (zülhiccenin dokuzuncu) gecesidir.”
İbrâhîm ibni Ebî Nüceyh(Radıyallâhu Anh)bu dörde ilaveten cuma gecesini de zikrederek bu sayıyı beşe çıkarmıştır.(el-Hatîb, Ruvâtü Mâlik, Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, 13/255; Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/347; İbni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:48; Ebu’l-Ferac ibnü’l-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:62)
Bu mübarek gece üç yüz rahmet kapısının açıldığı, cennet kapılarının açıldığı ve birinci kat semadan Arş’a kadar meleklerin secdeye kapanıp biz günahkâr ümmetlerin günahları için mağfiret talebinde bulunduğu bir gecedir.
Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh) Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şa‛bânın yarısının gecesi Cibrîl (Aley- hisselâm) bana gelerek: ‘Yâ Muhammed! Başını semaya doğru kaldır’ buyurdu.
Ben: ‘Bu ne gecedir?’ dediğimde: ‘Bu, Allah-u Sübhânehû’nun üç yüz rahmet kapısı açtığı bir gecedir ki onda, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan(Müslüman)ların tümünü bağışlar, ancak büyücü, kâhin (gayptan haber veren), içki içmeye devam eden yahut faiz ve zinâyı bırakmayanları, tevbe etmedikleri sürece affetmez’ buyurdu.
Gecenin dörtte biri geçince Cibrîl (Aleyhisselâm)tekrar inerek: ‘Yâ Muhammed! Başını kaldır’ buyurdu. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)başını kaldırdığında bir de ne görsün? Cennetin tüm kapıları(ardına kadar) açılmış, dünya semâsından Arş’a kadar tüm melekler secdede Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ümmeti için istiğfarda bulunuyorlar ve her semâ kapısında bir melek bulunuyor.
Birinci kapıdaki melek: ‘Bu gece rukû edenlere müjdeler olsun!’ diye nidâ ediyor.
İkinci kapıdaki melek: ‘Bu gece secde edenlere müjdeler olsun!’ diye nidâ ediyor.
Üçüncü kapıdaki melek: ‘Bu gece dua edenlere müjdeler olsun!’ diye nidâ ediyor.
Dördüncü kapıdaki melek: ‘Bu gece zikredenlere müjdeler olsun!’ diye nidâ ediyor.
Beşinci kapıdaki melek: ‘Bu gece Allâh korkusundan ağlayanlara müjdeler olsun!’Diğer bir rivayette:‘Bu gece hayır yapanlara müjdeler olsun!’ diye nidâ ediyor.
Altıncı kapıda müvekkel (görevli)melek: ‘Bu gece tüm Müslümanlara müjdeler olsun!’ diye sesleniyor.
Yedinci kapıda bulunan melek ise: ‘Bu gece bir şey telep eden (isteyen)var mı ki, muradı kendisine verilsin?’ Diğer bir rivayette:‘Bu gece Kur’ân okuyanlara müjdeler olsun!’ diye çağırıyor.
Sekizinci kapıda duran melek de: ‘İstiğfar eden var mı ki kendisi için(günahları) mağfiret olunsun?’ diye bağırıyor.
Bunun üzerine: ‘Ey Cibrîl! Bu kapılar ne zamana kadar açık olacak?’ diye sorduğumda: ‘Gecenin başından fecrin tulû‛una(imsak vakti girinceye) kadar’ buyurduktan sonra:‘Bu gece Kelb kabîlesinin koyun sürülerinin tüyleri kadar(çok) sayıda Allâh-u Te‛âlâ’nın ateşten âzatlıları vardır!’ buyurdu.”(Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye,1/347; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/142)
Bu mübarek gece Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e bütün ümmetine şefaat izni verilerek razı edildiği gecedir, nitekim Âişe (Radıyallâhu Anhâ) şöyle anlatmıştır: “Şa‛bânın yarısının gecesi (Beraat gecesi) Nebî(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)i secdede dua ederken gördüm.
Derken Cibrîlinerek:‘Şüphesiz ki Allâh-u Te‛âlâ bu gece senin şefaatinle ümmetinin üçte birini cehennemden âzâd etti’buyurdu.
Bunun üzerine Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)duayı artırınca Cibrîl(Aleyhisselâm) tekrar nüzûl ederek:‘Muhakkak Allâh-u Te‛âlâ sana selam söylüyor ve: ‘Ümmetinin yarısını gerçekten ateşten âzâd ettim’ buyuruyor’ dedi.
Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)duayı ziyadeleştirince Cibrîl(Aleyhisselâm) üçüncü defa gelerek: ‘Şu bir gerçek ki Allâh-u Te‛âlâ senin şefaatinle ümmetinin tamamını cehennemden âzâd etmiştir. Ancak hasmı olanlar, düşmanlarını razı edinceye kadar onları âzâd etmemiştir”buyurdu.
Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)(bu müjdelerle yetinmeyip, tüm ümmetini kurtarmak için) duayı artırınca, sabaha doğru Cibrîl(Aleyhisselâm)son bir kez inerek: ‘Şüphesiz ki Allâh-u Te‛âlâ fazl-u rahmetiyle ümmetinin hasımlarını razı edeceğine (ve böylece hepsini bağışlayacağına) dâir güvence verdi’ buyurdu da ancak o zamanNebî(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)razı oldu.” (İsmâ‛îl Hakkî Bursevî, Rûhu’l-beyan, 8/404)
Bu mübarek gece cennetlerin donandığı ve kumlar kadar çok kulların cehennemden berat aldığı bir gecedir, nitekim Kâ‛b (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Şüphesiz ki Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde Cibrîl(Aleyhisselâm)ı cennete göndererek süslenmesini emreder ve ona:‘Muhakkak ki Allâh-u Te‛âlâ senin bu gecende, gökteki yıldızlar adedince, dünyanın günleri ve geceleri sayısınca, ağaçların yaprakları adedince, dağların ağırlığınca ve kumlar kadar (çok sayıda günahkâr kulunu) gerçekten (cehennemden) âzâd etmiştir’ buyurur.” (İbni Receb el-Hanbelî, Letâifü’l-me‛ârif, sh:264; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis,1/144; Ebu’l-Ferac ibnü’l-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:64-65)
Hakîm ibni Keysân(Radıyallâhu Anh)şöyle demiştir: “Allâh-u Te‛âlâşa‛bânın yarısının gecesinde kullarına tecellîde bulunur. Her kimi o gecede temize çıkarırsa, bir daha seneye kadar o kulunu tezkiye (tertemiz muhafaza) eder.”(Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/347; Ebu’l-Ferac ibnü’l-Cevzî, Kitâbü’n-Nûr fî fedâili’l-eyyâmi ve’ş-şuhûr, Süleymaniye Kütüphanesi, Nazîf Paşa, Mikrofilm arşivi, no:1575, varak:62)
Bu gecenin fazileti hakkında hiçbir rivayet olmasaydı bile bu söz yeterli olurdu. Zira hiçbir gecenin fazileti hakkında: “Bu geceyi ibadetle geçirirseniz, günahlarınızdan tertemiz olursunuz ve bir daha seneye kadar günah kirlerine bulaşmazsınız” diye bir söz vârid olmamıştır.
Bu gecenin “Beraat” ve “Sakk” (vesîka) gecesi adını alması hakkında ulemâ şu beyanları yapmıştır:
Tahsildar beytülmâle âit cizyesini, haracını ve vergisini aldığı kimselere, bu hususta bir berat makbuzu yazıp verdiği gibi Allâh-u Te‛âlâ da tevbe edip amel-i sâlih işleyen kullarına bu gecede cehennemden berat (kurtuluş fermanı) yazar.
Nitekim Ömer ibni Abdülazîz(Radıyallâhu Anh)a verilen beraatı ileride zikredeceğim.
Bu gecede sa‛îdlere gazaptan berat verildiği gibi, şakîlere de rahmetten berat (uzaklık) verilecektir ki bunların kimlikleri “Bu Gecede Affolunmayanlar” bölümünde gelecektir. Bu hale düşmekten Allâh-u Te‛âlâ’ya sığınırız.
Demek ki bu gece birine: “Kulluk vazifelerini hakkıyla yerine getirdin, öyleyse ateşten beratını al” denilecek, bir diğerine ise: “Allâh-u Te‛âlâ’nın haklarını hafife aldın, kulluk görevlerini îfa etmedin, o halde Cebbar Te‛âlâ’dan beratını al” denilecektir.
Abdülkādir el-Geylânî (Rahimehullâh)ın beyanına göre bu gecede iki berat vardır, eşkiyâ Rahman(ın yüce rahmetine mahzar olmak)dan, evliyâ ise hızlân (Allâh-u Te‛âlâ’nın yardımından mahrum kalıp, rüsvaylığa uğramak)dan berat alırlar.
Bu mübarek gecenin en büyük özelliği kadir gecesi gizli iken bu gecenin açıkça bildirilmiş olmasıdır.
Nesefî (Rahimehullâh)ın beyanına göre Allâh-u Te‛âlâ bazı şeyleri bazı hikmetlerle gizlemiştir:
1) Ramazan ayının tümünde ibadete çok çalışılsın diye kadir gecesini gizlemiştir.
2) Cuma gününün tümü dua ile geçirilsin diye onda bulunan kabul saatini gizlemiştir.
3) Tüm isimleri ile Kendisine dua edilsin diye “İsm-i Âzam”ını (en büyük ismini) esmaü’l-hüsnâsı içinde gizlemiştir.
4) Müslümanlardan hiçbirine hor bakılmasın diye velîsini kulları içerisinde gizlemiştir.
5) Hiçbir ibâdet küçümsenmesin diye rızasını taatları arasında gizlemiştir.
6) Hiçbir günah hafife alınmasın diye gazâbını mâsiyetleri içerisinde gizlemiştir.
Beraat gecesi ise ecellerin belirlendiği, amellerin arz edildiği hüküm ve kaza gecesi, gazap ve rıza gecesi, kabul ve red gecesi, ulaşma ve engellenme gecesi, saadet ve şekāvet (bahtiyarlık ve bedbahtlık) gecesi, ikram ve ihânet gecesi olduğundan açıkça tayin edilmiştir ki kullar o geceyi bilsinler de onda yapacakları dualarla belaları savuşturabilsinler.
Rivayete göre Hasen-ı Basrî (Radıyallâhu Anh) şa‛banın on beşinci günü evinden çıktığı zaman, mübareğin yüzü, ölüp mezara defnedildikten sonra kabrinden çıkartılmış kişinin yüzü gibi olurdu.
Ona bunun hikmeti sorulduğunda: “Vallâhi denizin ortasında gemisi parçalananın musibeti bile benim başıma gelenden büyük olamaz” derdi.
Kendisine bunun sebebi sorulduğunda ise: “Çünkü ben günahlarımdan eminim, sevaplarımdan ise şüpheliyim. Bilmiyorum ki amellerim kabul mü edilecek, yoksa bana geri mi iâde edilecek” diye cevap verirdi. (Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/348; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/143-144; İsmâ‛îl Hakkî, Rûhu’l-beyan, 8/402-403)
BERAAT GECESİNİN AMELLERİ
1) Bu mübarek geceyi ibadetle geçirmek herkesin kalbinin öleceği yani telaştan kelime-i şehadet okumayı bile unutacağı günde insanın imanını kurtarmasına vesile olur.
Nitekim ‛Amr ibni Osman ibni Kesîr ibni Dînar (Radıyallâhu Anhüm)dan rivayete göre Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim şa‛bânın yarı (on beşinci) gecesi ile iki bayram gecelerini (ibadette) kıyamla geçirirse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” (Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/143; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-ummâl, no:24107, 8/548)
Hadîs-i şerifte geçen “Kıyam”tabirinden, lügat anlamındaki “Ayakta durma” manası kastedilmemiş, ancak ibadet ve taatta geçirme mefhumu murat edilmiştir.
“Kalbi ölmez”ifade-i nevebiyyesine, ulemâ birkaç türlü mana vermiştir.
a) Başka bir hadîs-i şerifte dünya ehlinden “Ölüler”diye bahsedilmesinden yola çıkanlar buraya: “Dünya sevgisiyle kalbi ölmez, bu yüzden hiçbir şey onu âhireti kazanmaya çalışmaktan engelleyemez” manası vermişlerdir.
b) Bazısı ise: “Ne canı çıkarken, ne kabirde, ne de kıyâmette kalbi şaşkınlığa düşüp de imanını kaybetmez” demişlerdir.
Hadîs-i şeriflerde geçen “İhyâ”ve “Kıyam”tabirlerinin ne şekilde yerine getirileceği hususunda âlimler birkaç vecih açıklamışlardır:
a) Kıyamın en üstün şekli namazla olur ki, bu gece kılınacak yüz rekatlık “Salâtü’l-hayr” bunun en üstün şeklini teşkil etmektedir ki bu namaz, bu geceyle alakalı namazlar bahsinde açıklanacaktır.
b) Kur’ân-ı Kerîm tilaveti ki, özellikle Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in her gece okuduğu veya teşvik buyurduğu sûreler okunarak bu gece en mükemmel bir şekilde ihya edilebilir ki bunlar Secde Sûresi, Mülk Sûresi, Yâsîn-i Şerîf, Vâkı‛a Sûresi ve Duhan Sûresi’dir ki bu sûre bu gecenin faziletinden bahsettiği için bu gece okunması çok münasiptir, hadîs-i şerifte bu sûreyi bir gece içinde okuyana yetmiş bin meleğin istiğfar edeceği ve sabaha mağfûren yani affedilmiş halde çıkacağı bildirilmiştir. Ayrıca en azından Haşr Sûresi’nin sonu yani Lev enzelnâ ve Bakara Sûresi’nin sonu yani Âmenerrasûlü asla ihmal edilmemelidir.
Daha başka hangi sûrelerin okunacağı ve her birinin faziletleri “Şa‛bân Risalesi”nin 93-98. sayfalarında mevcuttur, teşvik için o bölümün okunmasında çok faydalar vardır.
2) Bu gece namaz kılmak en faziletli amellerdendir. Nitekim rivayete göre Îsâ(Aleyhisselâm) bir dağda dolaşırken nur gibi parlayan bir kayaya rastladı. Etrafında tavaf ederek hayran olunca Allâh-u Te‛âlâ kendisine:
«يَا عِيسٰى!أَتُحِبُّ أَنْ أُبَيِّنَ لَكَ أَعْجَبَ مِنْ هٰذَا؟»
“Sana bu gördüğünden daha acaibini göstermemi ister misin?” diye vahyetti. O: “Evet!” deyince, o kaya yarılıp elinde bir baston, yanında da bir üzüm asması bulunan bir zat zuhur ederek (karşısına çıkarak): “İşte benim her günkü rızkım budur” dedi.
Îsâ (Aleyhisselâm): “Bu kayanın içinde ne kadar zamandır Allâh-u Te‛âlâ’ya ibâdet etmektesin?” diye sorunca, O zat: “Dört yüz senedir!” diye cevap verdi. Bunun üzerine Îsâ (Aleyhisselâm): “Yâ Rabbi! Bu kulundan daha üstün bir kul yarattığını sanmıyorum” deyince, Allâh-u Te‛âlâ:
«لَوْ أَنَّ رَجُلاً مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ أَدْرَكَ شَهْرَ شَعْبَانَ فَصَلّٰى لَيْلَةَ النِّصْفِ صَلاَةَ الْبَرَائَةِ لَهِيَ أَفْضَلُ عِنْدِي مِنْ عِبَادَةِ عَبْدِي هٰذَا أَرْبَعَمِائَةِ سَنَةٍ.»
“Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Selem)in ümmetinden bir kişi, şa‛bân ayına kavuşur da yarı gecesinde (iki rekat da olsa)Beraat namazı kılsa, elbette o Benim katımda bu kulumun dört yüz senelik ibâdetinden daha üstündür”buyurdu. İşte o zaman Îsâ(Aleyhisselâm):
«لَيْتَنِي كُنْتُ مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ!»
“Ah ne olaydı ben de Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Selem)in ümmetinden olaydım” dedi.(Ravdu’l-efkâr, Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/143; Zühretü’r-riyâd, Hobevî, Dürretü’n-nâsihîn, sh:252)
Bu gece kılınacak namazların en mühimi Ali (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen 100 rekatlık namazdır.
Nitekim Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Her kim şa‛bânın yarı (on beşinci) gecesinde yüz rekat kılar, her rekatta bir Fâtiha ve on İhlâs okursa, ey Ali hangi bir kul bu namazları kılarsa Allâh-u Te‛âlâ onun için o gece istediği her hâceti (isteği)yerine getirir.”
Bunun üzerine: “Yâ Rasûlellâh!Eğer Allâh-u Te‛âlâonu şakî (imansız ölecek bir bedbaht olarak) yazdıysa, sa‛îd (imanlı ölecek bahtiyar) kuluna çevirir mi?” diye sorulunca:“Ey Ali! Beni hakla gönderen Allâh-u Te‛âlâ’ya yemin ederim kiLevh-i Mahfûz’da: ‘Felan oğlu felan şakî olarak yaratıldı ama Allâh-u Te‛âlâ bu hükmü sildi ve onu sa‛îde döndürdü’ diye yazılmıştırbuyurdu.
(Demek ki ezelî ilimde onun tevbe edeceği bilindiğinden, muallak kazâda yazılan şekāvet silinip, mübrem karardaki saadet hükmü yerini bulur.)
Allâh-u Te‛âlâ bu (namazı kılan) kuluna yetmiş bin melek gönderir ki bir dahaki sene başına kadar onun sevaplarını yazarlar, günahlarını silerler ve derecelerini yükseltirler.
Allâh-u Te‛âlâ ‛Adn cennetlerine yedi yüz yetmiş bin melek gönderir. O melekler onun için şehirler ve köşkler bina ederler, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, ağaçlar dikerler.
Bu cennetlerin bir benzeri, kullardan hiçbirinin kalbinden bile geçemez ki her bir cennette size tarifte bulunduğum şehirler, köşkler ve ağaçlar doludur. Eğer bu kişi bir dahaki seneye kadar ölürse şehit olarak ölür.
Allâh-u Te‛âlâ ona o gece okuduğu İhlâs Sûresi’nin her bir harfine mukābil yetmiş bin hûrî verir ki her bir hûrînin bir erkek, bir de dişi hizmetçisi bulunur.
Ayrıca ona yetmiş bin ğılman, yetmiş bin vildan(genç köleler, hizmetçiler),yetmiş bin kethudâ(ciddî iş takipçisi) ve yetmiş bin hâcib (kapıcı)verir.O gece İhlâs okuyan herkese, yetmiş şehit sevâbı yazılır. Daha önce kıldığı ve daha sonra kılacağı tüm namazlar kabûl edilir.
Anne babası cehennemde bile olsalar onlara dua ederseonlar da(sağlıklarında) Allâh-u Te‛âlâ’ya hiçbir şeyi şirk koşmamışlarsa, Allâh-u Te‛âlâ onları cehennemden çıkarır da böylece onlar cennete girerler.
Beni hak peygamber gönderen Allâh-u Te‛âlâ’ya yemin ederim ki bu kişi cennetteki makamını Allâh-u Te‛âlâ’nın yarattığı şekliyle görmedikçe yahut ona gösterilmedikçe dünyadan çıkmaz.
Beni hak peygamber gönderene kasem olsun ki Allâh-u Te‛âlâ gece ve gündüzün yirmi dört saatinin her bir saatinde ona yetmiş bin melek gönderir ki ona selam verirler, onunla musâfaha ederler ve Sûr’a üfürülünceye kadar ona dua ederler. Kıyâmet günü en kıymetli ebrar meleklerle haşr olur.
Allâh-u Te‛âlâ yazıcı meleklere: ‘Üzerinden sene geçinceye kadar bu kuluma hiçbir günah yazmayın ve onun için sevaplar yazın’ diye emir buyurur.
Her kim namazı ve âhiret yurdunu niyet ederek bu namazı kılarsa, Allâh-u Te‛âlâ ona o gece kendi katından büyük bir nasip verir.
Allâh-u Te‛âlâ ona rüyasında otuzu kendisini cennetle müjdeleyen, otuzu ona cehennem azâbından eman veren, otuzu onu hata yapmasın diye koruyan, onu da (ondan dünyanın belalarını uzaklaştıran ve)kendisine düşmanlık edenlere tuzak kuran (ve ondan şeytanın hilelerini uzaklaştıran)yüz melek göndermedikçe dünyadan çıkmaz.”(Ğazâlî, İhyâü ulûmi’d-dîn, 1/203; Zebîdî, İthâfü’s sâde, 3/425; Abdülkādir el-Geylanî, el-Ğunye, 1/348-349; İsmâ‛îl Hakkî, Rûhu’l-beyan, 8/403; Muhammed Hakkî, Hazînetü’l-esrâr, sh:68)
İmâm-ı Ğazâlîve Abdülkādir el-Geylânî(Rahimehumellâh)ın beyanlarına göre bu namaz rivayet edilen faziletli namazlardandır. Selef-i sâlihîn bu namazı kılar ve buna: “Salâtü-l hayr (hayır namazı)” ismini verirlerdi ve çoğu kere bu namazı cemaatle kılarlardı.
Hasen-i Basrî(Radıyallâhu Anh)ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ashabından otuz tanesi bana: ‘Bu gece bu namazı kılana Allâh-u Te‛âlâyetmiş kere nazar(tecellî) buyurur ve her bir nazarıyla yetmiş hâcetini görür ki bunların en ufağı günahlarının bağışlanmasıdır’diye anlattılar.”(Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, 1/62)
Kişi dilerse on rekatta yüz İhlâs’la da bu namazı kılabilir.
Zebîdî(Rahimehullâh)ın beyânı vechile; bu namazdan maksat İhlâs-ı Şerîf’in bin kere okunmasıdır ki bu şekilde eda edilse de yeterli olur.
Zünnûn-u Mısrî Hazretleri’nden rivayet olunduğuna göre: “Beraat gecesi her kim on iki rekat kılar da, Fâtiha’dan sonra elli kere İhlas Sûresi okursa yüz rekatın sevabını alır.” (Muhammed ibni Hatîrüddîn, el-Cevâhiru’l-hams, sh:58-59)
İsmâ‛îl Hakkî(Kuddise Sirruhû)nun Üftâde Efendi(Kuddise Sirruhû)dan nakline göre: “Bu gece, on sekiz bin ve daha fazla âlemde Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Selem)e tüm ilâhî sıfatlar tecellî edince bu nimete şükür için bu namazı kılmıştır.
Ömer ibni Abdilazîz(Radıyallâhu Anh)şa‛bânın yarı gecesi bu namazdan başını kaldırdığında, yanı başında nûru semâya bitişmiş yemyeşil bir kağıt buldu ki onda:
«هٰذِهِ بَرَاىٔةٌ مِنَ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ لِعَبْدِهِ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ!»
“İşte bu, Melik-i Azîz’den kulu Ömer ibni Abdilazîz’e cehennemden berat fermânıdır”diye yazıyordu. (İsmâ‛îl Hakkî, Rûhu’l-beyan, 8/402-403)
Bu namaz hakkında rivayet edilen sevapların çokluğuna şaşılmamalıdır. Zira İhlâs-ı Şerif’in faziletine, namaz içinde ve dışında okunmasının bereketine, elli kere, yüz kere ve bin kere tilâvetinin kazandıracağı faziletlere delalet eden birçok hadîs-i şerîf mevcuttur. Bazılarını zikredecek olursak:
Enes ibni Mâlik(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Her kim elli kere İhlâs-ı Şerîf okursa elli senelik günahları silinir.”(Dârimî, Ramûzu’l-ehâdîs, no:5464)
Hazreti Enes(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen diğer bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Bin kere İhlâs okuyan kişi cennetteki mekânını görmedikçe veya makamı kendisine gösterilmedikçe ölmez.”(İbni Asâkir, Zebîdî, İthâfü’s-sâdeti’l-müttakîn, 3/294)
Feyrûz ibni Deylemî(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Namaz içinde veya hâricinde yüz kere İhlâs okuyan kişiye cehennemden Beraat verilir.”(Taberâni, Beğavî, Zebîdî, İthâfü’s-sâdeti’l-müttakîn:3/294)
Yüce Gavsımız Mahmud Efendi Hazretleri bu namazı kılar ve tavsiye buyurur, geceleri kısa olduğu bu gibi mevsimlerde imsağa kadar yetişmezse yarınki Beraat gününde de ikindi namazını kılana kadar tamamlanabileceğini beyan buyurur ki bu da büyük bir kolaylıktır.
Ama bunu gücü yetmeyenler yine Ali ibni EbîTâlib (Radıyallâhu Anh)dan nakledilen şu namazı mutlaka kılsınlar ki kendisi şöyle anlatmıştır:
 “Şa‛bânın yarı gecesi Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in kalkıp on dört rekat namaz kıldığını gördüm. Namazdan sonra oturup on dört kere Fâtiha, on dört kere Felak, on dört kere Nas Sûrelerini, bir kere de Tevbe Sûresi’nin son iki âyet-i kerîmesini:
﴿لَقَدْ جَائَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ +فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ﴾
(Ey insanlar!) Andolsun ki elbette muhakkak size (meleklerden ve cinlerden değil de, anlaşıp uymanız kolay olsun diye) kendi nefislerinizden (sizin gibi bir beşer) olan pek değerli bir Rasûl gelmiştir ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağırdır, siz(in iman etmenize ve tüm işlerinizin yoluna girmesin)e karşı harîstir (çok düşkündür)ve inananlara karşı çok esirgeyicidir, pek merhametlidir(acıyıcıdır)!
(Habîbim! Sen kendileri hakkında bu kadar büyük bir nimetken) eğer (hâlâ) onlar (sana iman etmekten) yüz çevirirlerse, sen: ‘(Sizin inkâr ve eziyetlerinize karşı) bana kâfî gelecek (yetecek)ancak Allâh’tır! O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur!
Ben (O’ndan gayri kimseye umut bağlamam ve kimseden korkmam, zira ben) ancak O’na tevekkül ettim. O (azametini Allâh-u Te’âlâ’dan başka kimsenin bilemeyeceği kadar) çok büyük olan Arş’ın Rabbi de ancak O’dur!’ de’(Tevbe Sûresi:128-129)âyet-i kerîmelerini okudu.
Okumasını bitirince kendisine, yaptığını gördüğüm amelinden sordum, bunun üzerine Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):‘Her kim benim yaptığımı yaparsa, kendisi için yirmi makbul hac ve yirmi sene makbul oruç sevâbı verilir. Eğer o gün oruca niyet sabahlarsa, geçmiş ve gelecek birer sene olmak üzere iki senenin orucu gibi olur’ buyurdular.”(Beyhakî, Şu‛abu’l-îmân, no:3559, 5/366; Cûzekānî, Süyûtî, el-Le’âli’l-masnû‛a, 2/60; ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/ 260-261; Zebîdî, İthâfü’s-sâdeti’l-müttakîn, 3/426)
Farkındaysanız bu namazda okunacak sûreler tayin edilmemiştir. O zaman size bir uyanıklık öğreteyim, yüz rekatı kılamayan bâri bu 14 rekatı kılsın, peşine okunacakları okusun, 100 rekatı kılanlar da 14 rekatı bitirdiklerinde bu okunacakları okuyarak bu faziletleri kazansınlar, sonra 100 rekata devam etsinler. Bunu da yapamayanlar bâri her rekatta 10 İhlâs okuyarak 12 rekat kılsınlar, böyle kılanların da ömrüne bereket verilir, günahları mağfiret olunur. Onu da yapamayanlara Rabbim şifa âfiyet versin, niyetlerine göre muamele eylesin. Âmîn! Gücü olduğu halde kılmayanlara ise Rabbim akıl fikir ihsân etsin. Âmîn!
3) Bu mübarek gece ibadette çok gayretli olunması, özellikle secdede dualar yapılması sünnet olan bir gecedir. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bu gece böyle yapmış, âilesine de bunu emretmiştir.
Rivayete göre; Cibrîl(Aleyhisselâm)Nebî(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e inerek:
«يَا مُحَمَّدُ!اِجْتَهِدْ فِيِ هٰذِهِ اللَّيْلَةِ فَإِنَّ فِيهَا تُقْضَى الْحَاجَةُ.»
“Yâ Muhammed! Bu gece duaya çok çalış, zira hâcetler gerçekten bu gece görülecektir”buyurmuştur.
Bu yüzden Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)o geceyi sabaha kadar secdede dualarla geçirmiştir. (el-İknâ‛, Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/143)
Âişe(Radıyallâhu Anhâ)şöyle anlatmıştır: “Bir gece Nebî(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in yanında uyuyordum. Uyandığımda onu yanımda bulamayınca hayrete düştüm ve benim nöbetimde başka bir eşine gitmiş olabileceğini düşünerek kendisini onların odalarında aradımsa da bulamadım.
Sonra Fâtıma(Radıyallâhu Anhâ)nın evine gelip kapıyı vurdum: “Kim o?” denince: “Ben Âişe! Gecenin bu saati buraya Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)i aramaya geldim” dedim.
O zaman Ali, Hasen, Hüseynve Fâtıma(Radıyallâhu Anhüm)ile birlikte onu aramaya çıktık. “Nerede arayalım?” dedim. “Mescitte arayalım” dediler.
Orada bulamayınca Ali(Radıyallâhu Anh): “Nebî(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)ancak Bekî‛u’l-Ğarkad (denen Medîne mezarlığın)a gitmiştir” dedi.
Oraya gittiğimizde makberden bir nur yükseldiğini görünce Ali(Radıyallâhu Anh): “Bu Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in nûrundan başkası değildir” dedi.
Yanına vardığımızda onu secdede, kimsenin farkında olmaz bir halde ağlayarak:‘Onlara azap edecek olursan(bu Senin hakkın), çünkü onlar Senin kulların. Kendilerini bağışlayacak olursan da, şüphesiz ki Sen, ancak Sen Azîz’sin, Hakîm’sin”diyordu.
Fâtıma(Radıyallâhu Anhâ)onu bu halde görünce başında durup mübârek başını yerden kaldırarak: ‘Babacığım! Ne oldu sana, bir düşman mı saldırdı yoksa bir vahiy mi indi?’ diye sorunca: ‘Ey Fâtıma! Ne düşman geldi, ne de vahiy indi. Ancak bu gece berâat gecesidir. Allâh-u Te‛âlâ’dan taleplerde bulunuyorum’buyurdu.
Sonra: ‘Ey Âişe! Kıyâmet kopsa ben yine secdede olurum, Rabbimden isteklerde bulunurum ve şefaata çalışırım’buyurmasının ardından: ‘Eğer benim rızamı arıyorsanız secde yapın, dua ve yalvarışla bana yardımcı olun. Ey Ali! Sen de secde yap, insanları da çağır. Ey Fâtıma ve ey Âişe! Siz de secde yapın, çocukları da arayı(p onlara da secde ve dua yaptırı)n’buyurdu. Böylece hepsi de sabaha kadar, secdelerde ağlayıp sızladılar.”
Ey kardeşler! Bu rivayeti duyan bizler yalvarıp yakarmaya daha muhtacız, zira bizim günahlarımız haddinden aşkındır. Onlar bizim için ağlarken bizim kendimize ağlamamız ve bu mübârek gecede hem kendimiz, hem âilemiz, hem de tüm İslam ümmeti için dualarla sabahlamamız daha ziyade yakışır. (Ravzatü’l-ulemâ, Hobevî, Dürretü’n-nâsihîn, sh:251-252)
Birçok hadîs-i şerifte kulun Rabbine mânen en yakın olduğu yer olarak secde hali gösterilmiş ve o durumda çok dua yapılması tavsiye edilmiştir.
Dolayısıyla Beraat gecesi gibi bir yıllık o- layların belirleneceği bir gecede Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in o gece secdede yaptığı duaları, özellikle de içlerinden Cibrîl (Aleyhisselâm)ın secdede tekrarlanmasını emrettiği duayı öğrenip secdede yapmak, öldürülmüş bir sünneti ihyâya vaad edilen yüz şehit sevâbını kazandıracağı gibi, o gece yapılacak tüm duaların kabulüne de vesile olacaktır.
4) Ben hepinizi Allâh için çok seviyorum, onun için bir sene daha kazasız, belasız, sıhhat-ü âfiyetle yaşamanız, çoluğunuzla çocuğunuzla tam bir emn-ü emân içerisinde, Allâh-u Te‛âlâ’nın teminatı altında hayat sürelim için ben de siz de bu mübarek gecede mutlaka şu vazifeyi yapalım; 6 rekat kılıp, 3 Yâsin-i Şerîf okuyup, peşine vârid olan mühim bir duayı da 10 kere okuyalım.
Fakat bunun bir tarifi vardır, evliyâullâh bunu beyan etmiştir, şimdi o tarifi yazayım, iyi dinleyin, amel edin, ancak akşamdan sonra kılınacak namaz yatsıdan sonra da kılınabilir. 10 kere okunacak duayı Arapça bilmeyen Türkçe manasıyla da okuyabilir.
İmâm-ı ZebîdîveŞeyh Ahmed Dîrebî gibi birçok âlim ve fâzıl meşâyıh (Kaddesallâhu Esrârahüm) hazarâtı bu gecenin ihyâsı hakkında şu beyanda bulunmuşlardır:Allâhdostları içersinde halefin seleften tevârüs (verâset yoluyla nakl)ettiğine göre;
Her kim Beraat gecesi şu sayılanları yaparsa, o gece yaptığı bütün istekler kendisine verilerek murâdı hâsıl olur:
a)Akşam namazından sonra her rekatta bir Fâtiha ve altı İhlas Sûresi okuyarak altı rekat kılar,
b)Her iki rekatın selâmından sonra birer Yâsîn-i Şerîf okur,
Birincisinde ömrüne berekete niyet eder.
İkincisinde rızkına bereket ve belâları def etmeye niyet eder.
Üçüncüsünde ise insanlardan istiğnâ (muhtaç olmama) ve husn-ü hâtime (imanla biten güzel bir sona erişme)ye niyet eder.
c) En sonunda “Beraat gecesi duası” diye meşhur olan şu duayı on kere okur.
Bu duanın metni ve manası “Şa‛ban Risalesi”nin 172-175. sayfalarında zikredilmiştir, bunu mecbûren kitaptan okuyun, burada yazsam da aklınızda kalmaz.
Siz değerli cemaatimizin bir dahaki seneye kadar hayırlı uzun ömür ile yaşamanıza ve bütün sıkıntılardan, hastalıklardan ve şerli yazılardan korunmanıza çok önem veren bu fakir, bir gece uyuyup da bir sene boyu ağlamamanız için bu duayı, namazı ve sûresini mutlaka okumanızı tavsiye ediyoruz. Ayrıca duanızın kabulü için gerekli olan, ileride zikredeceğim şartları gözetmenizi önemle vasiyet ediyorum.
Beraat gecesinde yapılacak Abdülkādir-i Geylânî (Kuddise Sirruhû)gibi büyük velilere âit diğer bazı dualar “Şa‛bân Risalesi”nin 176-186. sayfalarında zikredilmiştir. Arapça bilmeyenler manalarını okuyabilir.
Çok muhteşem dualar, böyle gece bir daha bulunmaz, aman çok dua edelim ama duadan önce sağlam bir tevbe, varsa kul haklarını iâde, helal yemek, doğru konuşmak, Mevlâ Te‛âlâ’ya tam bir himmetle yönelmek, kalbin huzurunu temin etmek, kalp yumuşaklığını tahsil etmek, Allâh-u Te‛âlâ’ya karşı tam bir huşû, saygı ve boyun kırıklığı arz etmek gibi vazifelerimizi yerine getirelim ki kabul eserini görelim yoksa kabahati bu rivayetlere buluruz oysa esas kabahat bizdedir, ön hazırlık yapılmadan yapılan dualar reddedilir, biz polisin, savcının, hakimin, valinin huzuruna arz-u hal vermiyoruz, bütün padişahları bir damla sudan yaratanın huzurunda bulunuyoruz, hâcetlerimizi o yüce kapıya arz ediyoruz. Ona göre önce kendimize çeki düzen vermeli ve geride zikrettiğim vasıfları takınarak müracaat etmeliyiz ki kabûle şâyan olalım.
Duanın kabul edilmesi için gözetilmesi gereken şartlar, rukünler, vakitler, sebepler ve edeplerle ilgili mâlûmât “Şa‛bân Risalesi”nin 187-190. sayfalarında madde madde belirtilmiştir. Anahtarı bulmadan kapıyı açamayız, göreyim sizi edeplere riâyet edelim!
Rabbim bizi bütün kabul şartlarını yerine getirerek dualar yapabilmeye ve âcilen kabul eserlerini görebilmeye muvaffak eyleye! Âmîn yâ Rabbe’l-âlemîn! Âmîn!
5) Bu mübârek gecede dua ve istiğfar çok yapılmalıdır. Özellikle de erkek ve kadın müminler için mağfiret talep edilmelidir. Nitekim hadîs-i şerifte: “İnanan erkek ve kadınlar için istiğfar edenlere, her erkek ve kadın mümin sayısınca hasene ve sevap yazılır” buyrulmuştur. (Taberânî, Nebhânî, el-Fethu’l-kebîr, no:11403, 2/382)
Bâ husus ölüler unutulmamalıdır. Nitekim İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)danşöyle rivayet edilmiştir: “Bayram günleri, cuma günleri, âşûrâ günleri ve Beraat geceleri ölülerin ruhları kabirlerinden çıkarak evlerinin kapılarına gelirler ve: ‘Bizi hatırlayan biri var mı acaba? Bize rahmet okuyan kim var acaba? Bizim garipliğimizi aklına getiren de bulunur mu acaba?
Ey bizim evlerimize yerleşip içindekilerle geçinenler ve geniş odalarımızda ikāmet edenler! Biz ise en dar mezarlardayız. Bizim amel defterlerimiz dürülmüş, sizinkiler ise açıktır. Artık bizim yalnızlığımızı ve ihtiyacımızı düşünmeniz gerekmez mi?!’ derler.”(Zendûsî, Ravzatü’l-ulemâ, Risâle fi fedâili’l-eyyâmi’l-mübâreke, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, no:1166, vr:57)
Gerçekten ölülerimiz denize düşmüş “İmdat” diye bağıran biri gibi bizden hediye beklemektedir. Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
«مَا الْمَيِّتُ إِلَّا كَالْغَرِيقِ الْمُتَغَوِّثِ يَنْتَظِرُ دَعْوَةً تَلْحَقُهُ مِنْ أَبٍ أَوْ أُمٍّ أَوْ أَخٍ أَوْ صَدِيقٍ، فَإِذَا لَحِقَتْهُ كَانَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَإِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰى لَيُدْخِلُ عَلٰى أَهْلِ الْقُبُورِ مِنْ دُعَاءِ أَهْلِ الْاَرْضِ أَمْثَالَ الْجِبَالِ مِنَ الرَّحْمَةِ.»
“Ölü biri denize düşüp ‘İmdat’ diye bağıran boğulmaklık kişi gibidir. Babadan, anadan, kardeşten yahut bir dosttan gelecek bir dua bekler. Kendisine bir dua ulaşınca ona dünya ve içindekilerden daha sevgili olur. Şüphesiz Allâh-u Te‛âlâdirilerin dualarından ölülere dağlar gibi rahmetler ulaştırır”buyuruyor. (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:9295, 7/16)
Ne olur geçmişlerimizi unutmayalım, anneme de çok dua edin, henüz Berzah âleminde yeni, Rabbim ona ünsiyet versin, seyyiâtını hasenâta tebdil eylesin, makamını cennet eylesin. Âmîn!
Geçen gün annemi ilk olarak rüyamda gördüm, beyazlar giyinmişti, bembeyaz libaslar içindeydi, sağ koluna yaslandım, süt pişiriyordu, süt ocak üzerine taştı. Hayra yordum, çünkü Mîrac dersinde zikredildiği üzere süt Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in fıtratı olan ilmi ve hilmi temsil etmektedir, taşması da bu vasıfların bolluğuna delalet eder. Rabbim mübarek eylesin.
Geçen hafta İbrahim Efendi bir rüya anlattı, iyi ki annem bana hurma vermemiş, çünkü ölüden bir şey almak iyiye yorulmaz, sonra ben de zaten bunaldım yanına gideyim istiyordum ama henüz vakit gelmemiş demek.
«اَللّٰهُمَّ أَحْيِنَا مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْرًا لَنَا وَتَوَفَّنَا إِذَا كَانَتِ الْوَفَاةُ خَيْرًا لَنَا،
اَللّٰهُمَّ اجْعَلِ الْحَيَاةَ زِيَادَةً لِي فِي كُلِّ خَيْرٍ وَاجْعَلِ الْمَوْتَ رَاحَةً لِي مِنْ كُلِّ شَرٍّ.»
Rabbim şu mübarek gece hürmetine cümlemizi ve sevdiklerimizi hayat bizim için hayırlı oldukça yaşatsın, ölüm bize hayırlı olduğunda da öldürsün. Rabbim hayatımız bizim için hayırları artırmamıza vesile eylesin, ölümümüzü de bütün şerlerden kurtuluş yapsın. Âmîn!
6)Bu mübarek gece zaten kısa, neye yetecek?! Ama biz gayret edelim ,hiç konuşmaya vaktimiz yok, hemen işe koyulalım, bu gece Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e salevât-ı şerîfe okumayı ihmal etmeyelim.
Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in bu konuda şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Beni hak Peygamber olarak gönderen Zât’a yemin olsun ki!Bu gece bana salevât okuyana tüm nebîlerin, rasüllerin, meleklerin ve insanların sevâbı ihsan edilir.” (Mişkâtü’l-envâr, el-Hobevî, Dürretü’n-nâsihîn, sh:250)
Bazı meşâyıhtan nakledildiğine göre: “Beraat gecesi şu salevâtı yüz kere okuyan kişi Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i rüyasında görme şerefine, dolayısıyla şefaatine nâil olur.” (Mültekadât, Enîsü’l-celîs hâmişi, sh:204)
Okunacak salât sîğası kısadır, metni “Şa‛bân Risalesi”nin 192. sayfasındadır. Rabbim vakitlerimize bereketler ihsan eylesin. Âmîn!
BERAAT GÜNÜNÜN FAZİLETİ VE AMELLERİ
1) Yarınki mübarek Şa‛bân ayının 15’ine denk gelen perşembe günü de bu mübarek gece kadar değerlidir.
NitekimEnes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Dört gece vardır ki, geceleri günleri gibi, günleri de geceleri gibi (faziletli)dir. Allâh-u Te‛âlâ bunlarda yapılan yeminleri doğru çıkarır (ism-i şerîfi adına and verilerek yapılan duaları kabul eder), canları (cehennemden) âzâd eder ve bol mükâfatlar ihsan eder. Bunlar da; kadir gecesi ve sabahı, şa‛banın yarı (on beşinci)gecesi ve sabahı, arefe gecesi ve sabahı, cuma gecesi ve sabahıdır.”
(Hâfız Ebû Nu‛aym, Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa‛bân, varak:191; Şihâbüddîn, Ahmed el-Kalyôbî, Nebzetün Azbetü’l-menhel fî zikri leyleti nısfi şa‛bâne’l-mufaddal, varak:221)
Âişe(Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarısında, geceleyin dünya semâsına (şekilden ve hareketten münezzeh olarak)nüzûl buyurur da, bu tecellî ertesi gününün sonuna kadar sürer. Bu süre zarfında Allâh-u Te‛âlâ Kelb kabîlesinin keçileri sayısınca birçok kullarını cehennemden âzâd eder.”(Hâkim, Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa‛bân, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:190)
Bu konudaki hadîs-i şerîflerde geçen, “Nüzûl”, “Ittılâ‛” ve “Tecellî” gibi tâbirlerin lügat manası: “İniş” ve “Görünme” anlamına gelmektedir ki, bunların zâhirinin Allâh-u Te‛âlâhakkında kullanılamayacağı âşikârdır.
Dolayısıyla bu konuda iki mezhep vardır:
a)Selefin mezhebi tevile kaçmayıp mana vermekten kaçınarak bu husustaki gerçek bilgiyi Allâh-u Te‛âlâ’ya havale etmektir.
b)Halefin görüşü ise: “Rahmetinin ve özel hükümlerinin inişi”, “İnsanların görebileceği bir şekilde sûrete bürünmüş bir tecellinin belirmesi” şeklinde teviller yapmaktır. Selefin mezhebinin daha sağlam, halefin mezhebinin ise fitnelerden daha uzak olduğu ulemânın genel kabulüdür.
2)Geride zikrettiğim İbni Mâce (Rahimehullâh)ın rivayet ettiği hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
«إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا نَهَارَهَا.»
“Şa‛bânın yarısı olduğu zaman gecesini kāim(ibadette özellikle ayakta namazda), gündüzünü de (yarınki günü de) sâim (oruçlu) geçirin” buyuruyor.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in nafile bir oruç hakkında “Şu günü tutun” buyurduğu oruç sayısı çok azdır, zannedersem bir de Âşûra orucu vardır, faziletli oruç çoktur ama “Tutun” ifadesi çok azında vâriddir. Zaten yarın en kıymetli sünnetlerden olan perşembe orucuna denk geldi, bu da çifte fazilettir.
Yarınki günün yani Beraat gününün orucunun fazileti hakkında Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:“Şa‛bânın yarı gecesi Cebrâîl (Aleyhisselâm)ınve Allâh-u Te‛âlâ’nın meleklerinin yedinci kat semâdan dünya semâsına inişleri gerçekleşir. O halde o günün orucuna rağbet edin. Şa‛bânın yarı gününü(sâlih) insanlar ve cinlerle, kuşlar, yaban hayvanlar, yırtıcı hayvanlar, davarlar, denizlerin balıkları ve yeryüzünün böcekleri bile oruçlu geçirir.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke, no:532, sh:193)
Nefsi yenmenin yolu onu aç bırakmaktır, tabi ki boşuna değil, oruç niyetiyle aç kalmaktır. Rabbimiz:
«تَجَوَّعْ تَرَنِي تَجَرَّدْ تَصِلْ.»
“Aç kal ki Beni göresin,(her şeyden) arın ki (Bana) ulaşasın” buyuruyor.
Akıllı mümine yaraşan, nefsinin arzularını açlıkla söküp atmaktır. Çünkü açlık Allâh düşmanını tepelemenin vasıtasıdır.Şeytanın silahları nefsin arzuları, yemekve içmektir.
Nitekim Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurur: “Şeytan, insanın kanının dolaştığı yerlerde dolaşır, sizler açıkla onun yolunu tıkayın.”(Buhârî, İtikâf:11 no:1933, 2/717)
Kıyâmet günü Allâh-u Te‛âlâ’ya en yakın olanlar en fazla aç susuz kalanlardır. İnsanoğlu için en büyük tehlike mide ve yeme içme hırsıdır.
Ehl-i hikmetten biri şöyle der: “Kimin nefsi kendisi üzerine hakimiyet sağlarsa o kişi nefsî arzularının esiri olur. Günah zindanında mahsur kalır ve kalbini faydalı şeylerden mahrum bırakır. Vücut tarlasını nefsin arzularıyla sulayan, kalbine nedâmet (pişmanlık) ağacını dikmiş olur.”

Eğer biz oruç gibi nefsi kıran hele de bu uzun ve sıcak günlerde nefsin kafasını ezen ibadetlerle meşgul olarak onun hevâsından yani kötü arzusundan kurtulamazsak bu manevi yolda sıfırı tüketiriz, müflis oluruz. Nakşibend (Kuddise Sirruhû)nun şeyhi Emir Külâl (Kuddise Sirruhû)şöyle buyurmuştur: “Dikkat ediniz, uyanık olunuz! Bir kimse hevâ ve hevesinden vazgeçmedikçe, tuzağına av düşmeyen eli boş avcı gibidir.”
3) Yarınki Beraat günü kılacağınız işrak, kuşluk, abdest şükrü, hâcet ve tespih namazları ya da bu gece rekatı tamamlayamazsanız ondan arta kalan nafile namazların tamamı evvelce üzerinde bulunan bildiğiniz ya da bilmediğiniz kazalarınıza kefâret olur.
Nitekim Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Beraat günü nafile namaz kılın ki, her rekatı sizin için kaçırdığınız namazlar yerine sayılsın. Allâh-u Te‛âlâ inanan kulunu bir kere affedip, ondan amellerini kabul edince bir daha ona sonsuza kadar azap etmez.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)
4) Yarınki gün mümkünse içinde nohut yahut kuru fasulye gibi taneli gıdalar bulunan etli bir yemek pişirip onunla iftar etmek ve fakirlere yahut konu komşuya ikram edip yedirmek çok faziletli amellerden sayılmıştır.
Nitekim Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:(O gün iftar etmeniz ve fakirlere yedirmeniz için) et pişirirseniz, (yanında) hububat da pişirin. Zira her taneye karşılık sizin için on bin sevap vardır. Sizden on bin günah silinir ve sizin için on bin derece yükseltilir.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)
5) Beraat günü yani yarın alışveriş yapıp kabı kacağı buğday, nohut, kuru fasulye gibi hubûbat cinsi ya da sâir gıdalar ile doldurmak bir senelik rızık bereketine vesile olur.
Nitekim Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “O gün evlerinizde kap-kacaklarınızı boş bırakmayın. Zira Allâh-u Te‛âlâ o gün alıp yerleştirdikleriniz hususunda gelecek seneye kadar size bereket verir.”(Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)
Bizler de bu bereketli günün hayırlarına nâil olmak ve bir dahaki seneye kadar rızık hususunda sıkıntıya dûçar olmamak için o günde ehl-i ‛ıyâlimiz için evlerimize alışveriş yapmaya özen göstermeli ve bu bereketi Allâh-u Te‛âlâ’dan istemeliyiz.
Bütün bu hadîs-i şerîflerden anlaşıldığı üzere Beraatin günü de gecesi kadar önemli olduğundan asla gafletle geçirilmemelidir.
BERAAT GECESİ AFFEDİLMEYENLER
Geriden beri zikrettiğimiz bunca fazilet ve meziyete rağmen bu gecede bile affedilmeyecek kullar var, bu ne büyük mahrumiyettir, aman yâ Rabbi! Sen bizi onlardan eyleme. Âmîn!
Birçok hadîs-i şerîfin açık beyanları üzere bu mübarek gecede bir takım insanlar günahları yüzünden mağfiret olmaktan ve Beraat almaktan mahrum olmaktadırlar. Bu hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:
Mu‛âz ibni Cebel(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu:“Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşrik yahut müşâhin (fitne-fesat çıkaran ve dostluk bağlarını kesen kimse)dışında tüm kullarını bağışlar.”(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3833; İbni Mâce, no:1390; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)
Âişe(Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: “Cebrâîl (Aleyhisselâm)bana gelerek: ‘Bu gece şa‛bânın yarı gecesidir. Bunda Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar Allâh-u Te‛âlâ’nın âzadlıları vardır.Allâh-u Te‛âlâ bu gecede müşriklere, müşâhinlere, sıla-i rahimi kesenlere, eteğini yerden sürüyenlere, ana babasına isyan edenlere ve içkiye devam edenlere nazar etmez’ buyurdu.” (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3837; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/259)
Abdullâh ibni ‛Amr(Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşâhin ve adam öldüren dışında tüm kullarını bağışlar.”(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 2/176)
Ebû Sa‛lebe el-Huşenî(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca Allâh-u Te‛âlâ yaratıklarına tecelli buyurur da müminleri bağışlar, kâfirlere (iman edinceye ya da cehenneme kadar)mühlet verir. Kindarları da kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeyip)bırakır. (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3832; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)
Osmân ibni Ebi’l-‛Âs(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyuruyor: “Şa‛bânın yarı gecesi oluncabir münadî: ‘Af isteyen var mı kendisini bağışlayayım? Bir şey isteyen var mı ona vereyim?’ diye nidâ eder. Artık tenâsül uzvuyla zinâ eden ya da şirk koşan dışında kim ne isterse mutlaka kendisine verilir.” (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3836; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/260; Kenzü’l-ummâl, no:35178)
Nevf el-Bikâlî(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre şa‛bânın yarı gecesi Ali(Radıyallâhu Anh)defalarca evinden dışarı çıkarak göğe doğru baktı ve şöyle dedi: “Dâvûd (Aleyhisselâm)böyle bir gecede, aynı bu saatte dışarı çıkıp semaya bakarak: ‘Şu bir gerçek ki, bu saatte kim Allâh-u Te‛âlâ’ya yalvarırsa mutlaka ona icâbet eder. Bu gecede kim Allâh-u Te‛âlâ’dan af dilerse, aşşar yahut büyücü veya şâir yahut kâhin ya da arîf veya şurtî yahut câbî ya da davulcu ve tanburcu değilse mutlaka onu bağışlar’ buyurdu.” (İbni Receb, Letâifü’l-me‛ârif, sh:262)
Bu hususta daha birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur ki, onlarda da sayılanlara ilâveten: “Musavvir”, “Kattât”, “Musârim” ve “Mudarrib” gibi vasıflar nakledilmiştir.
Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre; bazı günahlar herkesin affolacağı Beraat gecesi bile affolunmaya ve duaların kabulune mânî olmaktadır. Bu vasıfları bir miktar izâha çalışacak olursak:
1) Şirk (Allâh-u Te‛âlâ’ya Ortak Koşmak)
Aynı zamanda imansızlık ve kâfirlikle eş anlamda olan bu günah Allâh-u Te‛âlânın affetmeyeceğini bildirdiği tek günahtır. Diğer en büyük günahları bile diledikleri için bağışlayacağını:
﴿إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ
 وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا﴾
“Şüphesiz ki Allâh, Kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını ise diledikleri için bağışlar. Allâh’a ortak koşan gerçekten de pek uzak bir sapıklıkla sapmıştır”(Nisâ Sûresi:116)kavl-i şerîfinde beyan etmiştir.
Diğer bir âyeti kerimesinde de:
﴿إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ﴾
“Şu bir gerçek ki, kim Allâh’a ortak koşarsa gerçekten Allâh ona cenneti haram kılmıştır, sığınağı ateştir. O zâlimler için yardımcılardan bir fert bile yoktur”buyurmaktadır. (Mâide Sûresi:72’den)
Buradaki şirk ve müşrik mefhûmuna birkaç kısım kâfir de dâhildir.
a)Evvelce İslam dâiresinde iken sonradan dinden dönen mürtedler,
b)Yapılması veya bırakılmasının haram olduğu konusunda icmâ (âlimler arasında görüş birliği) bulunan birşeyi helal sayanlar,
c)Bir din üzere istikrar göstermeyen zındıklar,
d)İslam’ı gösterip, kâfirliği gizleyen münâfıklar.
2) Şahnâ (Kin Tutmak)
Mağfirete mâni olan günahların başında gelen bu mâsiyet, ulemâ tarafından birkaç şekilde tefsir edilmiştir:
a)“Bir Müslümanın, bir din kardeşine Allâhiçin değil de, sadece nefsânî bir öfkeden dolayı kızması ve bu kızgınlığı yitirmeyip, sürdürerek kin besleme suretine çevirmesidir.”
Bu tarif lügat manasına en uygun olan bir görüştür ki, bu mâsiyetin sadece bu gece değil, birçok vakit yapılan amellerin kabulüne mânî olduğu hadîs-i şeriflerde yer almaktadır.
Nitekim EbûHureyre(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır ve Allâh’a ortak koşmayan her kul bağışlanır. Ancak (din) kardeşiyle arasında kin bulunanlar hakkında (Allâh-u Te‛âlâ): ‘Bu ikisini(affetmeyi) barışıncaya kadar geciktirin’ buyurur.(Müslim, el-Birr, no:2565; Muvatta’, 2/908-909; Ebû Dâvûd, Edeb, no:4916; Tirmizî, el-Birr, no:2024; İbni Mâce, Sıyam, no:1740; Ahmed, el-Müsned, no:747, 2/329)
Amellerinen üstünü gönlün kin ve nefrettenselâmette bulunmasıdır. Allâh’ın dostları kazandıkları yüce makamlara fazla nâfile ibâdetten ziyade hiçbir Müslümana kin tutmamak, herkesin iyiliğini istemek ve kendisi için istediklerini onlar için de istemekle ulaştılar.
Nitekim Enes(Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ashâba üç gün peşpeşe: “Şimdi cennet ehlinden bir adam size çıkıp gelecektir”buyurmuştu. Her defasında da aynı adam gelince Abdullâhibni ‛Amr(Radıyallâhu Anh)onu misafir ederek ne amel ettiğine bakmak için üç gün yanında yatmış, fakat evinde kaldığı süre zarfında çok büyük bir amel yapmadığını görünce durumu kendisine arz etmişti.
O da: “Durum gördüğün gibi, ancak ben Müslümanlardan hiçbirine karşı kalbimde en ufak kötü bir düşünce taşımayarak uyurum” deyince, Abdullâh(Radıyallâhu Anh): “İşte bu kişi ulaştığı dereceye bu sayede kavuştu” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 3/ 166)
Abdullâh ibni ‛Amr(Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göreRasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e: “İnsanların en üstününün kim olduğu” sorulduğunda: “Dili çok doğru olan ve kalbi süpürülmüş bulunan herkes”buyurdu. Lisan doğruluğunu anladıklarını ancak kalbin süpürülmüş olmasını anlayamadıklarını beyanları üzerine: “O, içerisinde hiçbir günah, kibir, kin ve kıskançlık barındırmayan takva sahibi arınmış bir kalptir”buyurdular. (İbni Mâce, Zûhd, el-Vera‛, no:4216)
Ey din kardeşine kin tutan ve zarar vermek isteyen kişi, herkesin affolduğu bu mübârek gecede bağışlanmaman sana ceza olarak yeter.
b)Evzâ‛î(Radıyallâhu Anh)mağfiretemâni olan bu “Şahnâ” günahını: “Sahâbe-i kirâma karşı kin tutmak” diye tefsir etmiştir ki, buna göre; Râfizî ve Şî‛îler’in topluca bu kısma dâhil olduğu ortadadır.
Nitekim İbni Hicâzî, İbni Receb,Nec- müddîn el-Ğaytîve Şeyhu’l-İslam Kalyôbî(Radıyallâhu Anhüm)gibi bu konuda eser yazan âlimler bu görüşü benimsemişlerdir.
Zaten sahâbeye kin beslemenin sıradan bir Müslümana buğz etmekten daha büyük bir cürüm olduğu âşikârdır.
c)İbni Sevbân(Radıyallâhu Anh)gibi bazı âlimler bu tarifi daha şumüllü tutarak: “Ehl-i Sünnet toplumundan ayrılıp, muhâlif inanç taşıyan her bidat sahibi (yenilikçi, reformist), ümmetin cemaatini tenkit eden, kanlarını, mal ve haysiyetlerini helal sayan sünnetten ayrı tüm fırkalar buna dâhildir” demişlerdir.
Bu durumda yetmiş iki fırka, özellikle Hâricîler, Mu‛tezile ve Cebriyye gibi tüm sapık fırkaların inancını taşıyanlar, mahrumiyet damgasını yemişlerdir. Yakın tarihte İngilizlere uyup Osmanlıyı arkadan vuran ve Tâif gibi İslam beldelerindeki binlerce Müslümanı şirkle ithâm ederek öldüren Vehhâbî fırkası da bu fırkalara dâhildir.
Çünkü Allâh-u Te‛âlâdostlarının:
﴿رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ
وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ أٰمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ﴾
“Ey Rabbimiz! Bizi de, bizi imanla geçmiş olan o kardeşlerimizi de bağışla ve o iman etmiş kimseler için kalplerimiz içerisinde en ufak bir kin bulundurma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen (pek esirgeyen bir) Raûf’sun, (çok acıyan bir) Rahîm’sin!”(Haşr Sûresi:10’dan) diye dua ettiklerini beyan etmektedir.
Bu sapık fırkaların mensupları ise sahabeyi kiramdan tutun da birçok Müslüman cemaatlere kin tutmakta ve onların sapık hatta kâfir olduklarını savunmaktadırlar. Bu mevzûdaki kitaplarda geçen “Mübtedi‛” ve “Ehl-i bidat” tabirleri “Dinden olmayan ve dine uymayan inaçlara sahip kişi” anlamındadır.
3) Katl(Bir İnsanın Canına Kıymak)
Bu günah hakkında hadîs-i şeriflerde:“Göklerde ve yerde bulunanların tümü, bir Müslümanın haksız yere öldürülmesine iştirak etseler, Allâh hepsini de cehenneme tökezler”(Tirmizî, Diyat:8, no:1398, 4/17)buyrulmuş ve:“Dünyanın yıkılmasının, bir müminin öldürülmesinden Allâh katında çok daha önemsiz olduğu”(Nesâî, Tahrîm:2, no:3997, 7/94)bildirilmiştir.
Dînen kısas ve benzeri yollarla öldürülmeyi hak etse de, yakmak gibi meşrû olmayan usüllerle insan öldürmek de bu günaha dâhildir.
4) Zinâ
Bu günah da:
﴿وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ إِلٰهًا أٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ إِلَّا بِالْحَقِّ
وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا﴾
“Allâh ile birlikte başka bir ilaha tapmayanlar, Allâh’ın yasaklı kıldığı cana haksız yere kıymayanlar ve zinâ yapmayanlar”âyet-i kerîmesinde üçüncü büyük günah olarak yer almıştır ve: “Bunları yapanlar,(cehennemim dibindeki) Esâm(kuyusun)akavuşacaktır.”(Furkān Sûresi:68)
Zinâ mefhûmuna dâhil olan günahlar:
a)Erkek erkeğe livata (homoseksüellik),
b)Kadın kadına sihak (sürtünme, lezbiyenlik),
c)Hayvanlara tecavüz,
d)Kendileri bilfiil çalışmasalar da genel evi çalıştırarak veya aracı olarak yardımcı olanlar da zinâ günahına ortaktırlar,
e)Bazı ulemâya göre eşiyle, makattan birleşmek de buna dâhil ise de bu “Küçük livata” sayıldığından dâhil görmeyenler de vardır.
Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)kendisine en büyük günahları soran bir zâta: “Şirk ve adam öldürmekten sonra zinâyı özellikle de komsuşuyla yapılan zinâ”yı belirtmiştir.
Bu hadîs-i şerîf, komşuluk hakkının ihlal günahıyla birleşmesi ve günaha düşme tehlikesinin fazlalığı açısından örnek verilmiştir. (Buhârî, no:8378; Müslim, no:86; Tirmizî, no:3181- 3182)
Yine hadîs-î şerifte: “Tüm erkek ve kadınların Allâh’ın köle ve câriyeleri(mesâbesinde)oldukları, kölesinin ve câriyesinin zinâ etmesini Allâh’tan çok kıskanan bulanmadığı, bu nedenle fuhşu haram kıldığı ve buna sebebiyet vermemesi için nâmahreme bakmamayı emrettiği”bildirilmiştir. (Buhârî, Nikâh, 9/319; Müslîm, no:2760)
5) İçki İçmek
Bu hususta da birkaç konu vardır.
a) Hadîs-i şerifler de geçen “İdman” tâbiri, devamlılık anlamına gelse de, bir kere dahi içip tevbe etmeyenler günaha ısrarcı sayılırlar.
Nitekim zinâ hakkında geçen “Israr” tâbiri de böyle değerlendirilmelidir.
b)Bira gibi sarhoş edici maddeler de hangi isim altında bulunursa bulunsun “Hamr (şarap)” tâbirine dâhildir.
c)Sarhoş olmayacak kadar içmek de aynıdır.
Zira bir hadîs-i şerifte: “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır”(Ebû Dâvûd, Eşribe:5, no:3683, 3/368)buyrulmuştur.
d)Esrar, afyon, kokain gibi akıl giderici tüm maddeler buraya dâhildir.
6) ‛Ukûk(Anne-Babaya İsyan)
Anne-babanın meşrû ve elden gelen isteklerini yerine getirmemek anlamındaki bu maddeden de şunları çıkarabiliriz.
a)Ne kadar yukarı gitse de nene ve dedeler bu hükme dâhildir.
b)Onların şeriata uymayan isteklerine uymak câiz değildir.
Ancak burada sünnetleri yapmaya mâni olmak gibi konular değil de, farzları bıraktırmak ya da haram yaptırmak gibi zarûrî konular ölçü olarak alınmalıdır.
7) Sıla-i Rahmin Kat‛ı (Akraba İlişkisini Kesmek)
Ulemâ bu hususa da bir kaç yönlü açıklama getirmiştir:
a)Anne ve baba tarafından olan yakın uzak akraba ve taalukatları buraya dâhildir.
b)Ebû Zür‛a(Radıyallâhu Anh)gibi bazıları, bunu kötülük ve eziyet yapma anlamında kabul etmişlerse de birçok âlim: “İyilik yapmamak, özellikle de alıştıkları ikramı kesmek” manasında değerlendirmişlerdir.
c)Sıla-i rahim vazifesi sadaka, hediye, ziyaret, selamlama hatta mektup göndermek (ve telefon açmak) gibi birçok yolla îfâ edilebilir.
d)Mâni bir hastalık, imkânsızlık ve dînini koruma gibi meşrû mâzeretlerle bu yükümlülük kalkabilir.
8) İsbal-ı İzar(Etek Sarkıtma)
Kibir ve gururu temsil eden bu tavır, kılık kıyafetiyle ve yürüme tarzıyla, insanlara hava atan ve caka satanları böyle bir gecede bile af kapsamı dışında bırakmaktadır.
9) Kattatlık ve Nemmamlık
Bu makamda birkaç yönlü izah vardır:
a)İnsanlar arasında konuşulanlara şâhit olup ifsad etmek (ara bozmak) için söz taşıyan ve katıp karıştıranlar,
b)İnsanlar farkında değilken gizlice onları dinleyip sonra duyduklarını başkalarına anlatan,
c)Ara bulma niyetiyle laf taşıyanlar hatta yalan bile söyleyenler bu tehdide mâruz kalacak değillerdir,
d)Namus, ırz ve haysiyetleri rencide edecek iftiralar buraya dâhildir,
e)Gıybet büyük günahlardansa da böyle önemli konuda herkes değil de âlimler ve velileri gıybet kastedilir.
10) Tasvîr(Heykel Yapmak)
Hadîs-i şeriflerde:“Kıyâmet günü en şiddetli azâba çarptırılacaklardan biri de heykeltıraşlardır”(Müslim, Libas:37, no:5537-38, sh:945; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 1/407)buyrulmuştur.
Bu konudaki bazı önemli notlar:
a)Ağaç ve manzara gibi cansızların tasviri buna dâhil olmaz,
b)Kanatlı at gibi uydurma bir figür yahut kafasız bir deve kuşu gibi yaşama imkânı olmayan bir heykelden bile sakınmak gerekir,
c)Zamanımızdaki fotoğraf ve sâir kamera çekimleri de Hanefî mezhebine göre zarûret dışında uygun görülmemektedir.
Ancak Mâlikî ve sâir hak mezheplerde, bunlar heykel yapma anlamına gelmeyip, gölgenin durdurulması olarak değerlendirilmiştir.
“Bir sûret tasvir eden, azâba uğratılacak ve: ‘Şekillendirdiğiniz şeylere can verin (bakalım)!’ diye zorlanacak, bunu da yapamayaca(ğı için azaptan kurtulamayaca)k”(Müslim, Libas:37, no:5541, sh:945)şeklindekihadîs-i şerifte geçen:Şekil verdiğiniz şeylere hayat verin”ifadesi de, resim ve kamera çekimlerinin buna dâhil olmadığını destekler. Zira bunu yapanların bir şekil vermeye kalkışmadıkları ancak Allâh’ın verdiği şekli yansıttıkları âşikârdır.
Hanefî mezhebimizin bu hususta titizliği söz konusu olduğundan, burada keyfî resim çekmelere fetva verdiğimiz gibi bir mana çıkarılmamalıdır. Ancak kastımız resim çekmenin, heykel yapmak gibi Beraat gecesindeki mağfirete mâni büyüklükte bir suç teşkil etmediğinin izâhıdır.
11) Sihir(Büyü Yapmak)
“Helak edici yedi büyük günah”tan sayılmış ve kaçınılması emredilmiştir.
Allâh’ın izniyle ve imtihan hikmetiyle insanların ölümüne, huzursuzluğuna ve karı-kocanın ayrılmasına varıncaya kadar en büyük felaketlere sebebiyet veren bu günah maalesef günümüzde çok yaygınlaşmıştır.
Bu konuda da söyleyeceklerimiz:
a)Kalpleri ısındırma, âşık etme gibi niyetlerle de olsa büyü haramdır.
b)Kanla Kur’ân-ı Kerîm yazmak, Kur’ân-ı Kerîm’i pisliğe atmak ve bu konuda papazlara gitmek insanı dinden imandan çıkarır.
c)Âyet ve hadislerle yazılan nüsha (muska)ları takmak, büyü kabîlinden değildir.
12) Kehânet(Gelecekten Haber Vermek)
a)Bu sadette; meydana gelecek şeyleri yıldızların doğuş ve batışlarının yarattığı gibi bir şirk itikadı söz konusudur.
b)Geçmişten haber veren ve tecrübeye dayalı tahminlerde bulunan müneccimler buraya girmez.
c)Çalıntı malları bildiren arrâflar da tecrübelere, bir takım alâmetlere ve cinlerden aldıkları yalan yanlış bilgilere îtimat ettiklerinden hatadan uzak kalamazlar.
d)Ancak kâhinler kadar büyük bir şirk yanlışına da kapılmış olmazlar.
e)Gelecekle alâkalı evliyâullâhın verdiği doğru bilgiler keramet kabîlindendir, burayla alâkası yoktur.
f)Özel velîlerden olmasa da bir mümin kul rüyasında gayba muttali‛ kılınabilir. Bu nedenle kâhin sınıfına girmiş olmaz.
13) Hecr ve Musârame(Küs Durmak)
Din kardeşiyle hangi nedenle olursa olsun üç günden fazla küs duranlar da bu günahı bırakmadıkça bağışlanmazlar.
14) Ribâya Israr(Fâizcilikten Vazgeçmemek)
a) “Fâiz alan da veren de Allâh’a ve Ra- sûlüne harp açmış olur ve kıyâmet günü Firavunların bile çiğneyip geçeceği rezil bir durumda bulunur ve kan irin ırmağında boğulur.”(Bakara Sûresi:279, İbni Cerîr, İbni Ebî Hâtim, Beyhakî, Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/196)
b)Fâizin kâtipliğini yahut şâhitliğini yapanlar, fâizli bankalarda çalışanlar ve onlarla zarûret dışı iş yapanlar buraya dâhildir.
c)Gasp, rüşvet ve hırsızlık gibi gayr-i meşrû kazançlar da buna dâhildir.
15) Ticarette Idrâb
Buna birkaç türlü mana verilmiştir:
a)Yalan yeminlerle malını değerlendirmek ki, bu günahın:
“Memleketleri kurutacak bir günah olduğu” açıklanmıştır,
b)Aldatma, eksiltme veya fazlalaştırma sûretiyle ticarete haram katmak,
c)Aslı astarı olmayan haberler uydurarak haksız kazanç elde etmek.
16) Şâirlik
“Kahpe felek” veya “Adaletin nerde” gibi dinden çıkaracak elfâz-ı küfrü ihtivâ eden ya da belli bir kadının târifi ve haram şehvetin tahriki gibi unsurlar içeren şarkı, türkü ve şiirleri yazmak ya da okumak buraya dâhil olur.
Yoksa İslâm’a ve örfe uygun şiirlerde bir sakınca yoktur.
17) Şurtîlik(Emniyet Görevlisi Olmak)
Allâh’ın ve kulların haklarını çiğneyen zâ- limlere parayla destekçi olmak konumuz açısından pek önemlidir. Yoksa vatanı milleti korumak ve asâyişi temin uğrunda çalışan asker ve polisler en başta mağfiret olacaklara dâhildirler.
Bu fakir kardeşiniz başıma bu iş gelene kadar bu meseleyi tam anlayamamıştım. Ne zaman organizedeki polislerin benim hakkımda uydurdukları iftiraları gördüm, tutukladıkları şahsı dövüp “Biz Cübbeli’yi Türkiye’ye rezil edeceğiz” dediklerini, diğer bir kişiye ana-avrat sövdüklerini duydum, bunların kendilerini hâkim yerine koyduklarını, kolluk gücünü kötüye kullandıklarını, demek başkalarına neler yaptıklarını düşündüm, zaten her gün haberlerde birilerini haksız yere dövdükleri gösteriliyor.
Adamı dövüyorlar, elimiz incindi diye de gidip doktordan rapor alıyorlar, işte böyleleri elbette Beraat gecesinde de, Kadir gecesinde de affolmazlar. Ama vazifesini hakkıyla yapanlar elbette müstesnâdır. Rabbim her birerlerimizi ıslah eylesin. Âmîn!
 
18) Davul, ‛Ûd ve Tanbûr Gibi Müzik Aletleri Çalmak
Bundan maksat İmâm-ı Nablusî(Rahime- hullâh)ın da “Îzâhu’d-delâlât”isimli eserindeki beyânı vechile; çengiler ve içkilerle birliktelik ve farzları kaçırma gibi müziğin ayrılmaz elemanlarıyla birleşmesi halinde bu âletlerin kullanımı bu gece affolunmaya mânidir.
Farzlara riâyet ve haramlardan sakınılması durumunda ise, yine bu eğlenceler birçok âlim tarafından iyi sayılmamışsa da, bu gece affı engelleyecek büyük günahlara dâhil değildir.
19) Aşşârlık ve Cibâyet Yapmak
Bu günah “Ticaretlerden ve gümrüklerden haksız gelir elde etmek, zekât, ‛uşûr ve fitre gibi İslamî hakların dışında, insanların kârlarından para almak” demektir ki yardım, yataklık, kâtiplik, şâhitlik gibi her hangi bir yolla bu haksızlığa destek çıkanlar da bu günaha ortaktırlar.
‛Ukbe ibni ‛Âmir(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Meks sahibi cennete girmez.”(Dârimî, Fethu’l-Mennân, Zekât:28, no:1789, 7/213; Hâkim, el-Müstedrek, 1/404; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/143; Ebû Dâvûd, Harâc:7, no:2937, 2/147-148)
Câhiliyet devrinde insanların çarşı-pazarda sattığı şeylerden alınan akçeye “Meks” denirdi ki bunu yapana “Mekkas” ve “Aşşâr” denilirdi.
Köprü başlarında durup, gelen geçenden “Toprak bastı” nâmıyla alınan paraya da, tüccar mallarından meşrû vergi dışında fazladan tahsil edilen paraya da “Meks” ve “Bâc” adı verilmiştir.
Bunların bu şekilde alınması câiz olmayıp, bunu emredenler de bu emri uygulayanlar da birçok hadîs-i şeriflerde zemmolunmuşlardır.
Hâsılı; ticaret erbâbından alınacak gümrükler ve sâir vergiler, onların canlarını ve mallarını koruma gayesine yönelik olarak meşrû ve makul bir tarzda tahsil edilebilir. Aksi takdirde yapılacak muâmelenin bir zulümden ibaret olacağı (ve sahibini Beraat gecesinin en büyük mağfiret ve bereketlerinden mahrum edeceği) birçok muteber kaynakta yer almaktadır. (Ömer Nasûhî Bilmen, Hukûk-i İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıhhiyye Kāmusu, 4/96-97)
20) ‛Irâfet
Bu da “Bir kabilenin veya toplumun yönetimini üstlenmek” anlamındadır. “Yönetimi elinde bulunduranların, cehennemde oldukları”nı ifade eden birçok hadîs-i şerîf riyâsetin fitnesine dikkat çekerek baş olma sevdâsından sakındırmayı hedeflemektedir.
Zira insanların yönetimi ve hakları çok zor olup ağır sorumluluklar yüklediğinden, hakkı yerine getirilmemesi durumunda büyük vebal ve azaplar kazandırır. Dolayısıyla Beraat gecesi affolunmayan idareciler insanların sorumluluğunu almış, sonra da hem Allâh’ın, hem de kulların haklarına halel getirmiş sorumsuz yöneticilerdir.
İşte bu yirmi maddede izâha çalıştığımız günahlardan birini âdet edinenler, bu büyük gecede mağfireti kaçırırlar.
Ancak günahlarından usanıp, evvelce işledikleri günahlara bir daha asla dönmemeyi kastederek Rabbine nasûh tevbesiyle dönenleri ve işlemiş oldukları seyyiâtın mânevî yükünü hâlâ omuzlarında hissedip de pişmanlık suyuyla günah kirlerini yıkayanları Allâh-u Te‛âlâen sağlam yola sokar ve peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerden oluşan en güzel dostlara katar. Zira hakîki bir tevbe tüm geçmişi yıkar.
O halde ey kardeşler! Rahmet mevsimlerinde mağfirete mâni olacak bu günahları bırakın da, bu gece: “Yok mu af isteyen ki bağışlayayım?”diye nidâ eden Rabbinizin nidâsına kulak verin.
Bu dersin sonunda şunu belirteyim ki www.facebook.cübbeliahmethocam.com adresine gönderdiğiniz binlerce mailden önemli bir kısmı Selçuk kardeş tarafından tarafıma ulaştırıldı, okumaya başlayacağım inşâallâh. Bundan sonra da gönderdikleriniz bana ulaşacak inşâallâh.
Flash Tv’ye telefon ve maillerinizi sürdürün ki ramazan sohbetlerini yayınlasınlar.
Annemin tâziyesi için gelen milletvekillerinden Kamer Genç, Veli Ağbaba, Tufan Köse, Özgür Özel ve Celal Adan beyefendilere, tâziye yayınlayan Emine Şenlikoğlu ve Merve Kavakçı hanımefendilere, Baran Dergisi’ne, bana ulaşmamış olan diğer tüm tâziye sahiplerine, ziyaretime gelen Muhammed Keskin, Hüsameddin Vanlıoğlu, Fatih Kalender, Abdullah Hiçdönmez hoca efendilere, Esenler’den Dârulvahdet Derneği üyelerine, Bircan Eresin Âğabeyim’e ve siz cemaatime teşekkür eder, cümlenizin gecenizi tebrik eder, hayırlı kaza ve kaderlere nâiliyetler dilerim.
Şimdi buyurun dua yapalım:
“Ey Allâh! Bu gecede Sana yönelenler yöneldi, hevesliler Senin cömertliğin ve kereminin beklentisine girdi.
Bu gece Senin nice rahmet esintilerin, hediyelerin, bahşişlerin, ikramların ve bağışların vardır ki, Sen bunları kullarından sevip seçtiklerine özellikle lütfeder, Senden haklarında inâyet geçmemiş olanları da engelleyip mahrum edersin.
Ey Allâh! En sevdiğin isimlerin ve en değerli peygamberin hürmetine beni Senin inâyetine mazhar olan kullarından kılmanı Senden niyaz ediyorum.
Ey Allâh! Bu gece veya sonrasında dağıtacağın, her hidâyet edici bir nur yâhut neşredeceğin bir rahmet, döşeyeceğin bir rızık, kaldıracağın bir zarar, affedeceğin bir günah, defedeceğin bir şiddet, geri çevireceğin bir fitne, kaldıracağın bir bela, lütfedeceğin bir nîmet ve şerrine kâfî geleceğin düşmanlar husûsunda beni en bol ve üstün hazza, nasîbe, kısmete, hîbe ve bahşişe mazhar olan kullarından eyle!
Ey Allâh! Beni her türlü şerden koru. En üstün ahlâka muvaffak eyle. Bana bedenimde âfiyet, rızıklarda bolluk ve bereket nasip eyle! Beni murdarlıktan, şirkten ve nifaktan selâmete erdir!
Ey Allâh! Gerçekten de Senin öyle lütuf esintilerin vardır ki, gaflet hastasının üzerine eserlerse, şifa verirler. Senin öyle merhamet rüzgarların vardır ki, nefsinin esiri olan bir kula yönelirlerse, onu âzâd ederler. Şüphesiz Senin öyle inâyetlerin dâimdir ki, dalâlet deryasında boğulan birine tecelli edip kurtarırlar.
Muhakkak Senin öyle saadetlerin mevcuttur ki, bir şakînin elinden tutarlarsa onu sa‛îde çevirirler. Senin öyle keremli lütufların var ki, çaresiz günahkâra genişlik verirler.
Senin öyle fazîlet ve nimetlerin mevcut ki, bozuk birine taalluk edip ıslah ederler. Senin öyle büyük rahmet nazarların sâbit ki, onlarla gâfil bir kuluna nazar etsen hemen gafletten îkaz ederler.
Öyleyse ey Allâh! Hemen bana gizli lütfundan, gaflet hastalığıma şifâ verecek bir hoş rüzgar estir. Geniş alâkandan ve lütfundan benim üzerime şehvet bağlarımdan esâretimi çözeceğin hoş bir esinti gönder. İnâyet nazarınla bana bak ve beni sapıklık denizinden kurtar. Dünyada ve âhirette tarafından bana öyle bir rahmet bahşet ki, sayesinde bedbahtlığımı saâdet ve bahtiyarlığa çeviresin.
Duamı kabul et, kabulünde acele et, hâcetlerimi yerine getir ve bana âfiyet ver. Geniş cömertlik ve iyiliğinden, Sana karşı samimi ve tam bir dönüş ve yöneliş bana nasip eyle!
Ey Cömert! Dua için kapını çalmaya beni ehil eyle ki, kalbim Senin nezdindekilere eklensin de beni Senin kasıt ve muradına ulaştırsın! Ey kastedilenlerin en hayırlısı! Ey tapılanların en iyisi! Yardımını talep husûsunda Sana yalvarıp yakarıyorum.
Ey Allâh! Seni bir sığınak ve kaçış yeri ediniyorum, dileklerimi, isteklerimi ve şikâyetlerimi Sana arz ediyorum. Zarar ve ziyânımı Sana açıklıyorum. İşlerimi ve münâcâtımı Sana ısmarlıyor, tüm hallerimde ancak Sana itimat ediyorum.
Ey Allâh! Bu gece de, ben de Senin yaratıklarından biriyiz. Ne bunda, ne de sonrasında beni kötü ve istenmedik şeylere giriftar kılma, bu gecede bana her hangi bir günah ve zelle takdir buyurma ve bu gece bir günah bile üzerimde bırakma.
Bana ancak en güzel şeyleri nasip eyle. Haramlarına karşı cesareti, günahlarına doğru meyli, muhalefetine yönelmeyi, taatını terketmeyi, yüce hakkını hafife almayı ve rızkında şüpheye kapılmayı bana hoş gösterme!
Ey Benim Allâhım! Yüce tecellîlerinden bir nazra (lütuf bakışı), engin rahmetlerinden bir merhamet, pek hoş atıyyelerinden bir hediye isterim Senden!
Yaratıklarının şerrine karşı bana kâfi gel, İslam dinimi muhafaza eyle, hiç uyumayan kudret gözünle bize nazar eyle. Bize dünyada da iyileri, âhirette de güzelleri nasip eyle ve bizi o ateşin azâbından koru.
Ey Allâh! En önemli işleri kendisinde seçip sağlamlaştırdığın kıymetli şa‛bân ayının yarısının gecesindeki en büyük tecellî hürmetine, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm belâları bizden kaldır. Senin daha iyi bildiğin tüm günahlarımızı bizim için bağışla!
Ey Allâh! Bilmekte olduklarının en hayırlılarını Senden istiyorum. Kötü bildiklerinden Sana sığınıyorum. Her bildiğinden ötürü Senden mağfiret talep ediyorum.
Şüphesiz ki tüm gizlileri hakkıyla bilen Sensin, ancak Sen! Ey Allâh! Senin bildiğin, benim bilemediğim tüm hayırlara nâiliyet diliyorum. Bildiğim bilmediğim her günahım için istiğfar ediyorum.
Ey Allâh! Bütün ilimler Senin katındadır, bizden ise gizlidir, kendimizin hayrına ne isteyeceğimizi bile bilemiyoruz.
İşlerimizi Sana arz ettik, ihtiyaçlarımız ve fakirliğimizin giderilmesi için Sana ümit bağladık. Öyleyse ey Allâh! Bizi irşad eyle, nezdinde en sevilen ve beğenilen amellere bizi muvaffak kıl ve çokça sebat nasip eyle. Şüphesiz ki dilediğine karar veren ve istediğini yapabilen ancak Sensin ve Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.
O çok yüce ve pek büyük Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir imkân ve kuvvet olamaz. O müşriklerin söylentilerinden izzet sahibi Rabbine tenzih olsun, gönderilenlere selam olsun, âlemlerinRabbi’ne hamdolsun.Allâh-u Te‛âlâ’dan Efendimiz Muhammed’e,Ehl-i Beyt’ine ve ashâbına salât-ü selâm olsun.”
islam