Yeni

Cübbeli Ahmet Hoca 26. Mektup


26 Temmuz 2012
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Bütün hamdler bizi yaratan, yaşatan, varlığından, birliğinden haberdar eden, bizi Müslüman kılan, Ehl-i Sünnet’ten yapan, sıhhat-ü âfiyetle mücehhez kılan Allâh-u Te‛âlâ’ya mahsustur. Sonsuz salât-ü selamlar bütün nimetlerimizin velisi, sahibi ve vesilesi olan Muhammed Mustafa’nın, Ehl-i Beyt’inin, sahâbesinin ve tüm etbâının üzerine olsun.
Değerli dinleyenlerim! Rabbimizin nimetleri çoktur, sayısızdır ama bunların en büyüğü hiç şüphesiz ki iman, İslam ve Ehl-i Sünnet dairesinde bulunma nimetimizdir, bugün bu nimete mazharız ama son nefese kadar götürebilecek miyiz orası belli değil, zira bir hadîs-i şerifte:
«إِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتّٰى لَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُ النَّارَ وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتّٰى مَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا.»
“Muhakkak ki sizin biriniz cennet ehlinin amelini yapar(ak yaşar), nihayet onunla cennet arasında (mani olan ölümüne) bir arşın (kadar az bir zaman) kalır, birden bire o (meleğin) yazı(sı) önüne geçer de, o kişi cehennem ehlinin amelini yapmaya başlayarak cehenneme girer.
Sizin biriniz de gerçekten cehennem ehlinin amelini yapar(ak yaşar), nihayet onunla cehennem arasında (mani olan ölümüne) bir arşın (kadar az bir zaman) kalır, birden bire o (meleğin) yazı(sı) önüne geçer de, o kişi cennet ehlinin amelini yapmaya başlayarak oraya girer”  (Buhârî, Tevhîd:28, no:7016, 6/2713; Müslim, Kader:1, no:2643, 4/2036) buyrularak çok büyük bir hakikate dikkat çekiliyor, onun için hepimizin amellerimizi kötü şekilde sonlandırıp cehennem ehlinden olma tehlikemiz mevcut ama hâlâ biz sonumuzdan eminmiş gibi rahat hareket ediyoruz, bu ne büyük gaflet, bu yüzden “Dualarım” kitabımda da zikredilen, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in namazların ardında okuduğu:
«اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ خَيْرَ عُمْرِي أٰخِرَهُ وَخَيْرَ عَمَلِي خَوَاتِمَهُ وَاجْعَلْ خَيْرَ أَيَّامِي يَوْمَ أَلْقَاكَ.»
“Ey Allâh! Ömrümün en hayırlı kısmını sonu, amelimin en hayırlısını sonları, gün­lerimin en hayırlısını da Sana kavuşacağım gün yap”(Heysemî, Mecma‛u’z-zevâid, 10/113)duasını hiç ihmal etmeyelim ve iman kurtarmakla ilgili size öğrettiğim namazlara ve sâir dualara devam edelim.
Bu hadîs-i şerîfin bir tezâhürü de geçenlerde yaşandı, Bülent Günal isimli bir habercinin Habertürk Gazetesi’nde yayınladığı “Artin Usta şehadet getirmiş” başlıklı haberinin altında bakın neler yazıyor:
“Habertürk’ün geçen hafta manşetten ver­diği ‘87 yıl Hristiyan gibi yaşadı Müslüman gibi gö­müldü’ haberi Ermeni ce­maati arasında yankı uyandırdı. Haberde, 87 yaşındaki Harutyun Kambarizoğlu’nun nâm-ı diğer Artin Usta’nın ölümünden sonra kilisede yapılacak cenaze töreni için 8 bin lira istendiği, aile üyelerinin bu parayı hemen ödeyemediği, bir hafta içinde ödeme tekliflerinin de reddedildiği için cenazeyi İslami usullere göre defnettiği anlatılıyordu.
Artin Usta’nın oğlu Mihran Kambarizoğlu Habertürk’e şaşırtıcı açıkla­malar yaptı: ‘Babamın cenazesini almak için Darülaceze’ye gittim. Müezzin sıkıla sı­kıla ‘Bir konu var, bunu sizinle paylaşmamız la­zım’ dedi. ‘Bakımını ya­pan arkadaşlar, babanızın birkaç defa mırıldanarak kelime-i şehâdet getirdiğini duymuşlar. Hatta emin olmak için bir başka görevliyi çağırmış. Onlar da duymuş. Size sadece bildiriyoruz. Bir şey yap­mak zorunda değilsiniz. Hatta Ermeni mezarlığı­na kadar hiçbir şey talep etmeden naklederiz’ dedi.
Babam hasta ve şuur­suz sayıklıyor olsa, bilinç altında birikmiş onca şey var. Onları sayıklardı. Bu ancak bilinçli söylenebi­lir. Zaten camiye gidip vaaz dinlerdi. Demek ki bir tercih yapmış. Bize saygı göstermek düşer. Ablalarımla evde buluştuk. Kilisenin tavrını düşündük. Ailece Müslüman mezarlığına defnetmeye karar verdik.’
Türkiye Ermeni Patrikliği defin için 8 bin lira isteyen kiliseyi uyardı. Ayrıca naaşın Ermeni mezarlığına ta­şınması önerildi ancak aile buna karşı çıktı.”
Gördünüz mü hadîs-i şerîf nasıl tahakkuk ediyor, ömrü boyu cehennem ameli işleyen biri son nefesinde iman kelimesi olan en büyük zikirle vefat ediyor. Onun için daima son nefesi nasıl vereceğimizi düşünelim. Rabbimizin bize gazap edip imanımızı alacağı kötülükleri işlemeyelim, beşeriyet gereği bir günah işlesek de hemen Rabbimizin yüce makamını düşünüp:
﴿وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ﴾
“Onlar (işledikleri günahın çirkinliğini) bilmekte bulunuyorlarken, yapmış oldukları (kötü) şeyler üzerine ısrarcı olmazlar. (Bilakis istiğfara sarılarak ısrarcı olma vasfından kurtulurlar)(Âli ‛Imrân Sûresi:135’den)âyet-i kerîmesi gereği tevbe ve istiğfarda bulunalım ki peşi sıra zikredilen:
﴿أُولٰئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ
خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ﴾
(Habîbim!) İşte sana! Onlar ki, kendilerinin mükâfatı; Rablerinden büyük bir bağışlanma ve (köşkleriyle ağaçlarının) altlarından ırmaklar akmakta olduğu halde içlerinde ebedi kalacakları pek değerli cennetlerdir. (Bu şekilde) amel eden o kişilerin mükâfatı ne güzel olmuştur” (Âli ‛Imrân Sûresi:136)müjdesine nâil olabilelim.
Rabbim iftara yakın duaların kabul olunduğu şu mübarek saat hürmetine cümlemize ve sevdiklerimize iman ve amel-i salih ile yaşayıp hüsn-ü hâtime ile çene kapamayı nasîb-ü müyesser eylesin. Bizi bu yoldan uzak edecek, imansız bırakacak her türlü bozuk inançlardan, kötü fikirlerden, çirkin huylardan ve fâsit amellerden muhafaza buyursun. Âmîn!
 
BAZI MÜHİM TEBLİĞLERİM
1) Mübarek ramazan ayının rahmet bölümünü bitirmek üzereyiz, mutlaka bu rahmetten istifade edelim. Geçen haftaki tembihimi tutarak mübarek ayın dualarını okumuşsunuzdur inşâallâh. Okuyamadınızsa da “Ramazan Risalesi”nin 20. sayfasının başından 27. sayfanın sonuna kadar yazılı olan duaları bu mübarek cuma gecesi mutlaka okuyun.
Çünkü bu dualarda bu ayın bütün hayırları afiyetleri, namaza, oruca ve Kur’ân-ı Kerîm tilavetine karşı kuvvetleri, şifaları, bereketleri, muvaffakiyetleri, selametleri, nurları, rızıkları ve en mühimi Allâh-u Te‛âlâ’nın rızası istenmekte, kötü yazıdan, mahşere kötü çıkmaktan, şeytanın şerrinden, ibadete karşı tembellikten, gevşeklikten, bıkkınlıktan ve uyku halinden sığınılmaktadır. Özellikle kadir gecesini ihyaya muvaffakiyet talep edilmektedir.
İşte bu sayfalardaki duaları bu gecede bile okusanız inşâallâh kalan günlerinizde çok bereketler göreceksiniz. Böylece sıyam, kıyam, sabır, hayır, ihsan, bereket, necât (kurtuluş) ve Kur’ân ayı olan bu ümmete mahsus bir ramazan-ı şerîf ayını daha aff-u mağfiret ve rıza ile bitiririz inşâallâh.
2) Kâr elde etmekten daha mühim olan şey zarardan korunmaktır. Ramazan-ı şerîfin hayrı, sevabı, manevi kârı çoktur ama günahlara bulaşanlar için zararı daha çok olur, onun için bu mübarek ayda haramları, özellikle içki ve zina gibi cürümleri hemen terk edelim, böyle işlerimiz varsa çabuk tevbe edelim ve bir daha yapmamak üzere vaz geçelim.
Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Gerçekten benim ümmetim ramazan ayını ihya ettikleri sürece asla rüsvay olmayacaktır.”
Bunun üzerine: “Yâ Rasûlellâh! Onların ramazan ayındaki rezillikleri ne olabilir?” denildiğinde, Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)buyurdular ki: “Onda haramlar işlemektir, kim onda zina eder yahut onda içki içerse, bir dahaki seneye kadar Allâh-u Teâlâ da, (meleklerden)gökte bulunanlar da kendisine lanet eder.
Eğer (bir sonraki)ramazana ulaşmadan ölecek olursa, Allâh-u Teâlâ katında onun için, kendisi ile ateşten sakınacağı hiçbir hasene (ve sevap)bulunmayacaktır. O halde siz ramazan ayında Allâh-u Teâlâ’dan sakının.  Zira gerçekten diğerlerinde katlanmadığı kadar sevaplar onda katlanır, günahlar da böylecedir.”(Taberâni, el-Mucemü’s-sağîr, 1/248; İsbahânî, Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, 2/229)
Ebû Ümâme (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte de Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Her kim ramazan ayında canını ve dinini korursa, Allâh-u Te‛âlâ onu hûr-i ‛îynle (iri gözlü hûrilerle)evlendirir ve kendisine cennet köşklerinden bir köşk verir. Ama her kim ramazan ayında bir kötülük işler yahut bir mümine iftira atar veya sarhoş edici bir şeyler içerse, Allâh-u Te‛âlâ onun bir senelik amelini boşa çıkarır.
Ramazan-ı şerîf ayından sakının, çünkü o Allâh’ın ayıdır. O, size kendilerinde doyasıya yiyeceğiniz ve suya kanacağınız on bir ay vermiştir. Ramazan ise Allâh’ın ayıdır. O halde onda kendinizi muhafazaya çalışın.”(İsbahânî, Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 2/228-229)
Bu mübarek ayda kul özellikle dilini, karnını ve tenâsül uzvunu korumalıdır ki Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in cennet vaadine nâil olabilsin.
Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre bir gün Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ramazandan bir gün oruç tutup da, üç şeyden sâlim(arınmış) kalana cenneti söz verdim” buyurdu.
Bunun üzerine (bu ümmetin emîni olan) Ebû ‛Ubeyde ibnü’l-Cerrâh (Radıyallâhu Anh): “Yâ Rasûlellâh! Bu üç şeyin dışında kendisinde bulunan diğer günahlara rağmen mi?” diye sorunca: “Dili(ni, yalan, gıybet, dedikodu ve iftira gibi günahlardan), karnı(nı, faiz ve rüşvet gibi haram yollarla kazanılan şeyleri yemekten)ve tenâsül uzvu(nu, zina, livata ve lezbiyenlik gibi gayri meşru ilişkilerdenkoruması) dışında, kendisinde bulunan (diğer günah)lara rağmen (yine de ona cenneti söz verdim) buyurdu.  (İbnü Merdûyeh, İsbahânî, Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr, 2/227-228)
Ramazan-ı şerifte hırsızlık, gasp, içki, uyuşturucu, zulüm yahut her hangi bir büyük günah işlemek kişiyi bir sene yani bir dahaki ramazana kadar lanet içinde bırakır. Gördünüz mü, rahmet ayı nasıl da lanete dönüşebilir. Çok dikkatli olalım, dünya bitti bitiyor, haramlara karşı sabırlı olalım.
Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim ramazanda hırsızlık yapar yahut zina eder veya (bir diğerinin malını mülkünü) gasp eder yada her hangi bir haram işler yahut içki içer veya haksız yere (birine) saldırı yaparsa, Allâh-u Te‛âlâ onun ne farzını ne de nafilesini kabul etmez. O da, melekleri de bir daha seneki o güne kadar kendisine lanet yağdırırlar.”(Ebü’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, Bustânü’l-vâ‛ızîn, sh:319)
Özellikle gençler hemen günahlara tevbe etsinler ki sonra âniden ölüp de azap meleklerine yakalanmasınlar. Hele Kur’ân’ı okuyup unutanlar, namaza başlayıp bırakanlar çok mahrum olacaklar, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)onlara şefaat etmek istese de ramazan-ı şerîf onlara hasım olacak, onlardan davacı olacak, o zaman Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bile kurtaramaycak, ne hazin bir durum!
Bu konuda Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)Mina’da bulunduğu bir sırada şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü olduğunda, ben(kulların sevap ve günahlarının tartıldığı) mizanın yanında bulunuyorken, ümmetimden bir genci, melekler yüzüne ve ardına vura vura getirirler.
O da bana sarılarak: ‘Yâ Muhammed! Sana sığındım, medet senden’ der. Bunun üzerine ben: ‘Ey Rabbimin melekleri! Bunun günahı nedir?’ derim. Onlar: ‘Ramazan ayına ulaştı da onda bile tevbe etmeyip Allâh’a isyan etti, Allâh da onu âniden (öldürüp huzuruna) aldı’ derler. O zaman ben: ‘Ne kötü gençmişsin! Sen ne fena gençmişsin!’ derim.
Böylece ne o beni bırakır, ne de melekler onu bırakırlar. Sonra ben ona şefaat edip Allâh-u Te‛âlâ’dan yardım istemek üzere: ‘İlâhi! Ümmetimden bir genç (ne olur, bunu azaptan kurtarır mısın?)!’ derim. Allâh-u Te‛âlâda: ‘Onun hasmı ramazan ayıdır!’ buyurur. Ben de: ‘Ramazan ayıyla davalı olandan berîyim(uzağım)! Ramazanın hürmetini tanımayana kim şefaat edebilir?!’ derim.
İşte o anda Allâh-u Te‛âlâ:‘Senin berî olduğun kimseden Ben de berîyim’ buyurur. Böylece kendisi o(cehennem)ateş(in)e götürülür.” (Ebü’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, Bustânü’l-vâ‛ızîn, sh:320; Abdurrahmân es-Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 1/147)
İşte bütün bu hadîs-i şerîf ve rivayetlerden anlaşıldığına göre ramazan-ı şerifte işlenen haramlar ve günahlar başka aylarda yapılana benzemez. Zira bu durumda haramların hürmetini ihlalden öte, ramazanın hürmetine de saygısızlık söz konusudur. Ama bu tek taraflı değildir, nitekim ramazan-ı şerîfi büyük günahlardan sakınarak geçirenler hakkında birçok müjdeler açıklanmıştır.
Nitekim Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir  hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur:“Büyük günahlardan sakınıldığı sürece, beş vakit namaz, cuma cumaya kadar, ramazan da ramazana kadar aralarındaki(günah ve kötülük)leri örtücüdürler.” (Müslim, Tahâret:16, 1/209; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 2/400)
Başka bir hadîs-i şerifte de Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Her kim ramazanı sessizlik ve sakinlik içerisinde(kavgasız, gürültüsüz, huzur üzere) tutar, gözünü, kulağını, dilini, elini ve diğer uzuvlarını haramdan, yalandan, gıybetten ve eziyetten korursa, kıyamet günü Allâh-u Te‛âlâ’ya(manen) çok yaklaşır. Ta ki onun dizi İbrâhîm Halîl (Aleyhisselâm)ın dizine değer ve kendisiyle Arş arasında bir fersah ya da bir mil(kadar az bir mesafe) bulunur.” (Ebü’l-Ferac İbnü’l-Cevzî, Bustânü’l-vâ‛ızîn, sh:307)
Gördüğünüz gibi ustura iki taraflı kesiyor, ramazan-ı şerifte köülükler de iyilikler de katlanıyor. İnsan böyle bir ticaret mevsimini nasıl gafletle geçirir, bir daha bu fırsatı nasıl bulur?! Geçen sene aramızda olan birçok kimse bugün yaşamıyor, kabir çukurlarında amelleriyle baş başa kalmışlar, şimdi sağ olup oruç tutmayı, teravih kılmayı, zikretmeyi ne kadar isterler ama bu fırsat bir kere veriliyor, bu dünya çarşamba pazarı değil ki bu hafta alamasan bir dahaki hafta alırsın. Fakat bu dünya pazarıdır ki bir defa kurulur, aldın aldın, yoksa cehennemin dibinde kaldın.
Bakın Seyyid Ahmed er-Rifâ‛î (Kuddise Sirruhû)bize nasıl vaaz ediyor: “Ey Kardeş! Ömür çok kısadır. Zamanınızı size bir fayda sağlamayan şeylerle heder etmeyiniz. Çünkü her nefesiniz sayılmakta ve yazılmaktadır.
En kıymetli varlıklarınız olan vakitlerinizi ve kalplerinizi iyi muhafaza ediniz. Vakitlerinizi heder, kalplerinizi ihmal edecek olursanız en faydalı şeyleri elinizden kaçırmış olursunuz. Bizim toprak diye basıp geçtiğimiz yerler geçmiştekilerin yüzleri, yanakları, dilleri, dudaklarıdır. Ey basiret sahipleri! İbret alın, dünya budur.”
Aman bu fırsatı iyi değerlendirelim, Rabbimizin buyurduğu gibi:
﴿أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ﴾
“Ramazan sayılı günler.” (Bakara Sûresi:184’den)
Biraz gayret edelim de başka aylarda yapılan binlerce amelden daha makbul olacak kolay zikirleri, tesbihleri ihmal etmeyelim.
İmâm-ı Zührî (Rahimehullâh)şöyle buyurmuştur: “Ramazan-ı şerifteki bir tesbih, ramazan-ı şerîfin dışındaki bin tesbihten daha üstündür.”(Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, 2/228)
İbrâhîm en-Neha‛î (Rahimehullâh)da şöyle buyurmuştur: “Ramazan-ı şerifteki bir oruç, bin oruçtan, bir tesbih, diğer aylardaki bin tesbihten, bir rekat diğer aylardaki bin rekattan üstündür.” (Süyûtî, ed-Dürrü’l-mensûr, 2/228)
Ulemâ şöyle buyurmuştur: “Receb-i şerîf Allâh-u Te‛âlâ’nın mağfiretine, şa‛bân-ı şerîf Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şefaatine, ramazan-ı şerîf ise sevapların kat kat edilmesine tahsis edilmiştir. Diğer aylarda yapılan bir hasene, on misli, receb-i şerifte yetmiş katı, şa‛bân-ı şerifte yedi yüz misli, ramazan-ı şerifte ise bin katıdır.”(Abdülkādir el-Geylânî, el-Ğunye, 1/326)
İşte bütün bu faziletlere ancak takva ile yani haramlardan sakınılarak kavuşulur, böyle yapan bir değil, iki cennete nâil olur.
Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel olur. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükâfatı ebedi mutluluk olur. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede gelir.
“Hayâtü’s-sahâbe” de zikredildiği üzere Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh)ın halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh)ın hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allâh ve Rasûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.
Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç Allâh korkusundan ona iltifat etmiyordu.
Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allâh-u Te‛âlâ Hazretleri’ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu âyet-i kerîme döküldü:
﴿إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ﴾
“Takvaya erenler(var ya), onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allâh’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.” (A‛râf Sûresi:201)
Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar.
Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası: “Evladım neyin var ne oldu?” diye sordu. Oğlu: “Bir şeyim yok” dedi. Babası: “Allâh aşkına söyle!” deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası: “Hangi âyeti okumuştun?” diye sordu. Genç âyeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp gözyaşlarıyla defnettiler.
Sabah olunca olay Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh)a bildirildi. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh) gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve: “Bana niye haber vermedin?” diye sordu. Gencin babası: “Ey müminlerin emîri! Vakit geceydi” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh): “Bizi onun kabrine götürün” dedi.
Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh) ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh):
﴿وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ﴾
“Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var”(Rahmân Sûresi:46)dedi. Kabirdeki genç dile gelip: “Yâ Ömer! Rabbim cennette bana onları iki defa verdi” diye cevap verdi.
3) Ramazan-ı şerifte birçok faziletli amel vardır. Bunları “Ramazan Risalesi”nden okuyun ama şu hadîs-i şerîfi size nakletmeden geçemeyeceğim. İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruhû)da özellikle bu hadîs-i şerîfi bir mektubunda zikretmiştir.
Selmân-ı Fârisî (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şa‛ban-ı şerîfin son günü yapmış olduğu bir konuşmasında şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Çok büyük ve mübarek bir ay sizi gölgeledi(çok yaklaştı). O, kendisinde bin aydan daha hayırlı bir gece (kadir gecesi) bulunan bir aydır. Allâh-u Teâlâonun orucunu farz, gecesinin kıyamını (teravih namazını) da nafile kılmıştır.
Her kim, onda bir hayırla(Allâh’a)yakınlaşmaya çalışırsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi olur, onda bir farz işleyen ise diğerlerinde yetmiş farz eda eden gibidir.  O, sabır ayıdır, sabrın karşılığı ise cennettir. O, bölüşme ve iyi geçinme ayıdır. O, kendisinde müminin rızkının arttığı aydır.
Her kim onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına mağfiret ve boynunun cehennemden azadına vesile olur ve oruçlunun mükâfatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene de onun bir misli verilir. Allâh-uTeâlâ, bir yudum süt veya su ile oruçluyu iftar ettirene de bu sevabı verir.
Bir oruçluyu doyurana Allâh-u Teâlâ,benim havuzumdan öyle bir şerbet içirir ki, cennete girinceye kadar bir daha susamaz. O, bir aydır ki başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden beraattır. O halde, onda dört hasleti çoğaltın, bunların ikisiyle Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız.
Rabbinizi, kendisiyle razıedeceğiniz iki haslet;Lâ ilâhe illallâh’ şehadeti ve istiğfardır. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise; Allâh’tan cennet isteyip, cehennemden O’na sığınmanızdır.” (İbni Huzeyme, Sıyam:8, no:1887, 3/191-192;Beyhakî, Fedâilü’l-evkāt, no:37, sh:146-148; Şuabu’l-îmân, no:3336, 5/223-224)
Şimdi bu hadîs-i şerîfin sonunda dört şeyin çok yapılması emredilmiştir ki insanlar bundan gafildir. Çoğun en azı üçtür, bu yüzden her seferinde en az üçer kere tekrar edilmelidir. Buna göre evvela Kelîme-i Şehâdet okunur, sonra “Estağfirullâhelazîm” denir, sonra cennet istenip cehennemden sığınılır.
Cennet isteyip, cehennemden sığınma duası yapmanın, özellikle de sabah ve akşam namazlarının ardından bu dualarla meşgul olmanın faziletini ifade eden birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur. Biz de burada yeri gelmişken birkaçını nakledelim.
Müslim ibni Hâris et-Temîmî (Radıyallâhu Anhümâ)nın nakline göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bir kere gizlice kendisine: “Akşam namazından ayrılınca, (kimseyle konuşmadan önce)yedi kere: ‘Allâhümme ecirnî minennâr (Ey Allah! Beni ateşten kurtar)’ de ki, şüphesiz sen bunu dersen sonra da o gecende ölürsen, senin için ondan korunma yazılır. Sabahı kıldığın zaman da aynı böylece söyle ki muhakkak sen o gününde ölürsen, sana ondan berat yazılır.” buyurdu.
Ebû Sa‛îd (Radıyallâhu Anh)ın nakline göre Hâris (Radıyallâhu Anh)şöyle demiştir: “Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bize bunu gizlice söyledi, biz de bunu özel kardeşlerimize duyuruyoruz.” (Ebû Dâvûd, Edeb:110, no: 5079, 2/741)
Yani az amele büyük bir müjde vaad edildiği için, bazıları da bunu istismar ederek “Nasıl olsa bugün ölsem cehenneme girmem” diye düşünüp günahlara düşebileceğinden bu gibi müjdeler ehline bildirilmiştir. Şimdi size de nasip oluyorsa demek ki siz de ehlisiniz, zaten benim için siz çok özelsiniz.
Enes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Her kim Allâh-u Te‛âlâ’dan üç kere cennet isterse, cennet (dile gelerek): ‘Ey Allâh! Onu cennete girdir’ d(iye dua ed)er. Her kim de üç kere Allâh-u Te‛âlâ’ya cehennemden sığınırsa, cehennem (dile gelerek): ‘Ey Allâh! Onu ateşten koru’ d(iye dua ed)er.” (Tirmizî, Sıfatü’l-cennet:27, no:2572, 4/328; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef, 10/421)
Enes (Radıyallâhu Anh)ın Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den rivayetine göre: “Allâh-u Teâlâ kıyamet gününde meleklerine: ‘Kulumun amel defterine bakın. Kimin Benden cennet istediğini görürseniz, onu cennete sokun. Kim de cehennemden Bana sığınmışsa onu ondan çevirin.’ buyuracaktır.” (Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 2/274)
Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Cenneti çok isteyin, cehennemden de çok sığının. Çünkü gerçekten o ikisi (ile duada bulunmak), şefaatleri makbul iki şefaatçidirler.” (Safûrî, Nüzhetü’l-mecâlis, 2/274)
Bu dört zikri merhum Seyyid Muhammed Alevîel-MâlikîHazretleri şöyle cem etmiştir:
«أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ،
أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الْعَظِيمَ، اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ.»
(Eşhedü enlâilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh. Estağfirullâhelazîm. Allâhümme innîes’elüke’l-cennete ve e‛ûzü bike minennâr.)
“Ben şahitlik ederim ki Allâh’tan başka İlâh yoktur, yine şahitlik ederim ki Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Büyük Allâh’tan mağfiret talep ediyorum. Ey Allâh! Gerçekten ben Senden cennetini istiyorum, cehennemden Sana sığınıyorum.”
Hiç Arapça bilmeyen de bu manayı tekrarlayabilir.
4) Seyyid İbrahim el-EhsâîHazretleri’ne sorulan “Cübbeli Ahmed Hoca Efendi’yi Medîne’de mi tanıdınız?” sorusuna verdiği şu cevabı da sizinle paylaşmak istiyorum:
“Evet. Ne zaman ki Mahmud Efendi Medîne’ye gelse onu da yanında getirirdi. Biz de İsmailağa Câmii’ne geldiğimizde Cübbeli Arapça konuşurdu ve aramızda mütercim olurdu. O zamanlar Cübbeli Hoca Efendi çok gençti, sakalları bile çok azdı. Mâşâallâh Cübbeli Ahmed Hoca çok muhabbetli, çok latifeli bir insan.
Mahmud Efendi neredeyse Cübbeli de oradaydı. Cübbeli sanki Mahmud Efendi’den ayrılmaz bir parçaydı. Mahmud Efendi, Cübbeli çok genç olmasına rağmen sohbetlere gönderirdi. Mâşâallâh çok gençti ama hitabeti ve anlatımı çok güzeldi.
İsnat ve töhmetler ne olursa olsun ihlas sahiplerinin duaları Rabbe ulaşır. İmam Ebû Hanîfe (Rahimehullâh)nerede vefat etti? Hapishanede. İmâm-ı Mâlik (Rahimehullâh)hapishanede işkence gördü ve zulme uğradı. İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel (Rahimehullâh)kırbaçlandı ve işkence gördü. Seleften pek çok kişi hapishanelerde kaldı, işkence gördü ve katledildi.
İslam düşmanları Müslümanları bölmek için milyarlarca dolar harcıyorlar. İki kardeşin arasına fitne sokuyorlar, şeyhle müridin, hoca ile talebesinin arasını bozuyorlar. İslam düşmanları İslam âlimlerini halkın gözünden düşürmek için bin bir dalavere çeviriyorlar, halkın arasına tefrika sokuyorlar.
Cübbeli Hoca bu haliyle ne ilk olacak ne de son. Bu, seleften günümüze değin süren bir mücadeledir. Aklı çalışmayan bazıları bu tür olaylarda şer‛î açıdan şahitler ve olayın sıhhati ortada yokken fasıktan gelen habere inanarak yorum yaparlar. Oysaki Allâh-u Te‛âlâfasıktan gelen haberi araştırmadan almamak gerektiğini emretmiştir. Allâh mazlumların yardımcısıdır. Mazlum ister kâfir olsun, ister fasık olsun fark etmez. Allâh mazluma yardım eder.”
Seyyid Hazretleri gerçekten bu gelişinde bize çok ikramlarda bulundu, Rabbim de ona ikram eylesin, tüm cemaatimiz tarafından kendisini hayırla mükâfatlandırsın ve tez zamanda bizi onunla cem eylesin. Âmîn!
5) Birisi bana Kanal 7’de yayınlanan “Hazreti Hüseyin’in Fedaisi Muhtar” isimli dizideki Muhtar’ın kim olduğunu sormuş.
Öncelikle şunu söyleyeyim ki bu dizi İran yapımıdır. Bildiğiniz gibi İran adamın Müslüman olup olmadığına bakmadan sadece Hazreti Hüseyin’e destek verdiği için o kişiyi kahraman yapabilir. Nitekim geçen hafta size İran’da Hazreti Ömer (Radıyallâhu Anh)ı şehit eden Mecusi Ebû Lü’lü’ye bile türbe yaptıklarını yazmıştım ki bu da onların ne yanlış yolda olduklarının en büyük alametidir.
Muhtar’a gelince, evet bu adam ilk başta Hazreti Hüseyin’in kanının intikamını almak için çok gayret gösterdi ve bunu başardı, katilleri teker teker yakalayıp gebertti fakat sonra kendisine vahiy geldiğini iddia ederek mürted oldu ve böylece o da yakalanıp gebertildi.
Hatta bir âyet-i kerîmede onun bu haline işaret buyrulmaktadır. Abdullâh ibni Mes‛ûd (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Kur’ân-ı Kerîm’de zikredilen her şeyle mutlaka sizden öncekiler amel etmiştir, sizden sonrakiler de amel edecektir. Ben:
﴿وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ﴾
‘Allâh’a yalan iftira edenden veya kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken ‘Bana da vahyolundu’ diyenden daha zalim kim olabilir?!’(En‛âm Sûresi:93’den)âyet-i kerîmesine rastladığımda ‘Kıble ehlinden kimse bunu yapmadı’ derdim. Neticede Muhtar ibni Ebî ‛Ubeyd çıktı.” (İbni Ebî Hâtim, no:7623, 4/1346)
“Lisânü’l-mîzân” ve “A‛lâm”da zikredildiğine göre bu kişi Tâif’te bulunan Sakîf ehlinin meşhur bahadırlarından biriydi. Hazreti Ömer zamanında babasıyla Medîne-i Münevvere’ye göçtü. Babası sahabenin kıymetlilerindendi. Ömer (Radıyallâhu Anh)ın hilafetinde “Cisr Günü” şehit oldu. Oğlu Muhtar, Hazreti Ali ile beraber Irak’ta bulundu, ardından Basra’ya yerleşti, evvelce Medâin’de Hazreti Hasan’a karşı çıktı.
Hazreti Hüseyin’in şehadetinden sonra Basra emiri İbni Ziyad’dan ayrıldı. Sonra Abdullâh ibni Zübeyr’e biat etti ve onun güvenini alarak insanları onun biatına davet etmek üzere Kûfe’ye girdi. Fakat esas gayesi­ni Hazreti Hüseyin’i öldürenlerden intikam almak olarak gösterdi.
Sonra Hazreti Ali’nin oğlu Muhammed ibni Hanefiyye’nin imametine insanları davet etti ve gizlice Şî‛a’dan on yedi bin kişiyle birlikte ona biat etti ve onlarla birlikte Kûfe valisi Abdullâh ibni Mutî’ye karşı çıkıp galip geldi. Derken Musul’u istila etti ve şanı büyüdü.
İbni Ziyad dahil olmak üzere Hazreti Hüseyin’i öldürenlerden bir çoğunu öldürdü. İnsanlar arasında bunun hiçbir mezhebe bağlı olmadığı, peygam­berlik ve vahye mazhariyyet iddiasında bulunduğu haberleri yayıldı.
Mus‛ab ibni Zübeyr (Radıyallâhu Anh) Kûfe’ye yönelip onunla harp ederek onu ve adamlarını katletti. Bu 67 senesinde vaki oldu. İbni Hacer (Rahimehullâh)ın beyanına göre bu kişinin hiçbir rivayetini almak caiz değildir. Çünkü sapık ve saptırıcıdır. Cibrîl’in kendisine geldiğini iddia ediyordu. Bu itibarla Haccac-ı Zalim’den daha şerli oldu.
Burada anlatılmak istenen, günümüzde bilindiği gibi “Vahiy” mefhumu­nun sadece hak olan mevzulara mahsus olmayıp, bu âyet-i kerîmede olduğu üzere batıl konuların imasının da vahiy diye adlandırılabileceği hususudur. Nitekim ‛Ikrime(Radıyallâhu Anh)şöyle anlatmıştır:
“Bir kere, (kendisine vahiy geldiğini iddia eden zındık, Muhtar’ınyanına gittiğimde, beni misafir etti ve gece yatacağım yeri dahi takip edecek şekilde bana ikram etti. Sonra bana: ‘Çık, insanlara biraz vaaz et’ dedi. Ben de çıkıp konuşmaya başlayınca, bir adam gelip, vahiy hakkında görüşümü sordu. Bunun üzerine ben:
‘Vahiy iki kısımdır. Birincisi:
﴿بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هٰذَا الْقُرْأٰنَ﴾
‘Sana şuKur’ân’ı vahyetmemiz...’ (Yûsuf Sûresi:3’den)âyet-i kerîmesinde geçen vahiydir. İkincisi ise:
﴿وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلٰى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ﴾
‘Şüphesiz şeytanlar dostlarına, onlar sizinle mücadele etsin diye (yaldızlı sözler)vahyederler’ (En‛âm Sûresi:121’den)âyet-i kerîmesinde geçen vahiydir’ der demez, hemen beni yakalamak istediler. Ben de onlara ‘Sizin böyle bir hakkınız yok! Çünkü ben sizin müftünüz ve misafirinizim’ deyince, beni bıraktılar.” (İbni Ebî Hâtim, no:7789, 4/1371)
‛Ikrime(Radıyallâhu Anh)vahyi bu şekil tarif edişiyle, kendisine vahiy gel­diğini iddia eden Muhtar’atârizde bulunmuş (söz dokundurmuş)tur. Onun kız kardeşi olan Safiyye (Radıyallâhu Anhâ)sâlihât-ı nisveden (iyi kadınlardan) olup, Abdullâh ibni Ömer(Radıyallâhu Anhümâ)nın nikahı altında idi.
Bir adam İbni Ömer (Radıyallâhu Anhümâ)ya: “Muhtar (ibni Ebî ‛Ubeyd) kendisine vahiy geldiğini iddia ediyormuş” dediğinde İbni Ömer (Radıyallâhu Anhümâ):“Doğru söylemiş!” buyurarak:
﴿وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ
يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلٰى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا﴾
İşte böylece Biz her peygamber için, insan ve cin şeytanların(dan bir kısmın)ı birer düşman yaptık ki, onların bir kısmı bir aldatma olsun diye yaldızlı (vesveselerle süsledikleri bâtıl) sözü diğer bir kısma gizlice söyler’ (En‛âm Sûresi:112’den)âyet-i kerimesini okumuştur. (İbni Ebî Hâtim, no:7840)
Ebû Zümeyl (Rahimehullâh)şöyle anlatmıştır: “Bir kere İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)nın yanında oturuyordum. O sıra Muhtar ibni Ebî ‛Ubeyd hacca gelmişti. Bir adam gelerek: ‘Ey İbni Abbâs! Muhtar bu gece kendisine vahiy geldiğini iddia ediyor’ deyince İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ): ‘Doğru söylemiş!’ buyurdu. Ben bunu duyar duymaz, nefretle: ‘İbni Abbâs: ‘Doğru söylemiş’ dedi, bu nasıl olur?!’ dedim.
Benim bu halimi görenİbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ): ‘Vahiy iki kısımdır; Allâh-u Te‛âlâ’nın vahyi ve şeytanın vahyi. Allâh-u Te‛âlâ'nın vahyi, Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e olandır. Şeytanın vahyi ise dostlarınadır’ buyurduktan sonra:
﴿وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلٰى أَوْلِيَائِهِمْ﴾
‘Şüphesiz şeytanlar dostlarına (yaldızlı sözler)vahyederler’ (En‛âm Sûresi:121’den)âyet-i kerîmesini okudu.” (İbni Ebî Hâtim, no:7841)
İbni Ömer (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen:
عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ تَعَالٰى عَنْهُقَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهُ صَلَّى اللّٰهُ تَعَالٰى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
«فِي ثَقِيفٍ كَذَّابٌ وَمُبِيرٌ.»
“Sakif’tebir kezzab (peygamberlik iddiasında bulunan büyük yalancı), bir de mübîr (çokça insan öldüren)var” (Tirmizî, Fiten:44, no:2220, 4/499; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe:58, no:2545, 4/1972)hadîs-i şerîfinde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)bu iki sapığa işaret buyurmuştur.
Nitekim Tirmizî (Rahimehullâh): “Kezzab olduğu açıklanan şahıs Muhtar ibni Ebî ‛Ubeyd, mübîr ise (zalim lakaplı) Haccac ibni Yûsuf’dur” şeklindeki sözüyle bunlardan kimlerin kastedildiği açıkça ifadeetmiştir.(İbni Hacer, Lisânü’l-mîzân, no:8319, 6/7; Ziriklî, el-A‛lâm, 7/192)
Gerçekten bu hadîs-i şerîf mucizelerdendir. Çünkü bu ikisi de Tâif’te yaşayan Sakif kabilesinden olup, birisi peygamberlik iddiasıyla yalancılıkta bulunmuş, öteki de yüz yirmi bin kişiyi hapsederek öldürmüştür. (Tirmizî, Fiten:44, 4/499)
6) Şimdi bir de eski ismi Burma olan Myanmar’daki Müslüman kardeşlerimizin, canlarımızın, ciğerlerimizin büyük katliamlara mâruz kaldığı hatta diri diri yakılarak memleketlerinden sürgün edilmek istendikleri haberleri ile ümmet olarak sarsılmış bulunmaktayız.
Haberlerde takip ettiğim kadarıyla ramazan-ı şerîfe üç gün kala Esed’in çeteleri Şebbihalar Suriye’de, Budist çeteler Arakan’da vahşice Müslüman kanı döküyorlar. İslam dünyası ise tüm bu olanlar karşısında çaresiz, tepkisiz ve etkisiz maalesef! Suriye meselesi bile zihinlerde hakkıyla yer edinemez ve doğru okunamazken Arakan’a dikkat çekmek elbette oldukça müşkil!
İslam ülkeleri, kapı komşumuz Suriye’de akan kanı bir türlü durduramazken, on binlerce insan gözler önünde katledilirken müdahale edilemezken, Güney Doğu Asya’da, Bangladeş’in doğusunda, Myanmar’ın batısında bulunan Arakan’a nasıl yardım edilecek?! Mazlum ve mağdur Müslümanların gözyaşları nasıl dindirilecek?! Peki Suriye bizim iç meselemiz de Arakan değil mi?! Yahut Suriyeli Müslümanlar kardeşlerimiz de Arakanlı Müslümanlar kardeşlerimiz değiller mi?!
İHH yönetim kurulu üyesi Said Demir’in hazırladığı rapora göre; İstanbul’un fethinden sadece 23 yıl önce (1430’da) kurulan Arakan İslam Sultanlığı 1784 yılına kadar 26 kral tarafından idare edildi. 1784-1823 seneleri arasında Burma tarafından işgal edildi. Burma idaresi hem Arakanlı Müslümanlara hem de Arakanlı Budistlere zulüm uygulayınca binlerce Arakanlı Hindistan’a hicret etmek mecburiyetinde kaldı.
Daha sonra İngiliz işgal yıllarının ardından (1823-1937) Arakan’ın bağımsız olmaması için Burma yönetimi İngilizlerle de koordineli bir şekilde karanlık bir tertibi sahneye koydu. Burma yönetimi aynı soydan gelen ve daima barış içerisinde birlikte yaşayan Arakanlı Müslümanlar ile Budistleri birbirlerine düşürmeye çalıştı. Müslümanlara karşı kışkırtılan Budistlerin eliyle 28 Mart 1942’de 40 gün süren ve 150 bin kişinin ölümüyle neticelenen dehşetli bir katliam gerçekleştirildi.
Bundan 70 sene önce gerçekleşen 1942 katliamı zihinlerde öyle derin yaralar açtı, toplumda öyle nefret tohumları ekti ki ruhlara, bugünlerde yaşanan ve Arakanlı Müslümanlarını sindirmeye, yıldırmaya, göç etmeye zorlayan dehşet verici hadiselere sebebiyet verdi.
2014 seçimleri öncesi Burma (Myanmar)’dan çıkarılmaya çalışılan Arakanlılar son katliamda binden fazla kayıp verdiler, yüz bine yakın insan evsiz kaldı. Yıllardır devam eden zulüm ve baskı politikaları sonucunda yüz binlerce Arakanlı bugün mülteci konumunda.
(28 bin kayıtlı 500 bin kayıtsız mülteci Bangladeş’te yaşıyor. Bangladeş’te de bir tür 28 şubat rejimi uygulanıyor ve Arakanlıların asırlar önce Müslümanlaşmasına vesile olan bu ülkede dindarlara ve mülteci Arakanlılara zulmediliyor. Bu da Bangladeş hükümeti nezdinde çözülmesi gereken ayrı bir problem.)
Arakan, bugün korkunun hakim olduğu, Müslümanların doğum ve ölümde vergi ödediği, köyden köye ulaşımda bile izin alındığı, can, mal ve namus güvenliğinin kalmadığı, Müslümanların memur olamadığı, motorlu taşıt, sabit ve cep telefonu kullanamadığı, normal vatandaş bile sayılmadığı bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüş durumda.
İslam ülkeleri, uluslararası teşkilatlar, insani yardım ve insan hakları kuruluşları Arakan’ın başkenti Akyab’ın feryadına ve imdadına acilen cevap vermezlerse vahşi bir katliamın, kanlı bir zulmün sessiz ortakları olarak tarihe geçecekler!
 Devlet Başkanı Thein utanmadan “Bir milyon Müslüman, BM Mülteci kamplarına gitsin” diyor. Ülkenin tarih boyu sahiplerini vatansız yapmak istiyor.
Dert bir değil ki, elvan elvan, öte yandan Çin işgal ettiği Doğu Türkistan’ı sömürüyor. Çin’in petrol ve doğalgaz ihtiyacının yüzde 35’ini oradan sağlıyor ama bununla da yetinmeyip bir de Müslümanlara nüfus ve kültür soykırımı uyguluyor. İsrail gibi sürekli Budist yerleştiriyor. İşgalden önce 280 hane Çinli olan Türkistan’da, şimdi Budistler 15 milyonu buldu. Bu ramazan yayınlanan yeni genelge “Öğretmen ve öğrenciler oruç tutmayacak” cümlesiyle başlıyor. Asimile etmek için tam bir Çin zulmü.
Bütün bu zulümlere karşı fert ve ümmet olarak biz ne durumdayız?! Her zaman hareket olmayabilir. Hudeybiye dönüşü gibi, güç dengesi doğurmanın vahdet ve gayreti önemlidir. Çözüm dışarıda değil kendimizde. Müslüman olarak önce imkanlarımıza bakıp şükürle başlayalım. Daha sonra gelin bu ramazan-ı şerîfi Suriye’ye, Doğu Türkistan’a ve Arakan’a dua ve desteğe ayıralım!
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
«مَنْ أَصْبَحَ وَلَمْ يَهْتَمَّ بِأُمُورِ الْمُسْلِمِينَ فَلَيْسَ مِنْهُمْ.»
“Müslümanların derdiyle dertlenmeyen onlardan olamaz” buyuruyor.
Bu kadar nimetler içinde sadece kendimizi düşünüp din kardeşlerimizi unutursak ve nemelazımcılık yaparsak helak oluruz, bu dünya böyle yıkılır. Nitekim Şeyhulislam Zembilli Ali Efendi’ye kıyamet alametlerinin ilki sorulduğunda “En iyisini Allâh bilir ama nemelazımcılıktır” diye cevap vermiştir.
Bu zat Edirne’de yüksek bir yerde ilimle meşgul olup, halkla ihtilat etmediği için kendisine sorulan fetvalara üstten sarkıttığı bir zembile koyduğu kağıtlarla cevap verdiği için bu ismi almıştır. “Fetavây-ı Ali Efendi” adında hacimli bir fetva kitabı vardır.
Bizim Fetih Mescidi’nin yani Ahmed Yesevi Derneğimiz’in bulunduğu mahalle de onun adıyla “Müftü Ali” mahallesi olarak anılmaktadır. Yakınımızdaki küçük mescidi de kendisi yaptırmıştır. Kabr-i şerîfi Mehmet Emin Tokâdî Hazretleri’nin çok yakınında Zeyrek’tedir, mutlaka ziyaret edip Fâtiha okuyalım. İşte böyle bir zatın mahallelisi, komşusu olan bizlere nemelazımcılık yakışmaz, mutlaka Müslümanlara yardım etmeliyiz.
Evvelce size Kanuni’nin de Yahya Efendi Hazretleri’ne Osmanlı’nın çöküşünü neyin başlatacağını sorduğunda “Nemelazım” cevabını aldığını yazmıştım, hatta kendisi bu cevaptan bir şey anlamamıştı da bizzat ziyaretine gidip izah istemişti.
Dua deyip geçmeyelim. İnşâallâh şu mübarek ayda ki, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
«وَلِكُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ فِي رَمَضَانَ دَعْوَةٌ مُسْتَجَابَةٌ.»
“Ramazanın her gün ve gecesinde oruçlunun mutlaka makbul bir duası bulunur” buyurarak bize söz vermiştir. Bu otuz günkü dualarımızın, özellikle de iftara yakın saatlerdeki dualarımızın bir kısmını hatta âzami kısmını din kardeşlerimiz için kurtuluş dualarına ayıralım ki Rabbim bizi de onların durumuna düşmekten muhafaza eylesin, benim gibi düşmüş olanlarımızı da âcilen halâs eylesin. Âmîn!
7) Tekrar tekrar söylüyorum. Üzerinizde zerre kadar bir hakkım varsa kadın-erkek, çoluk-çocuk hepinizi 21 eylül cuma günü, cuma namazının hemen peşinden itibaren 2’ye 3’e, hatta 4’e 5’e kadar bekliyorum. Çünkü mahkeme o saatlere kadar uzar fakat bizi itibarsızlaştırmaya çalışanlara verilecek en güzel cevap orada toplu görünmektir. Bu nedenle 10.000 kişi de gelse ayrı saatlerde gelirse kezzap medya 1000 kişi destek verdi diye yazar. Ama en azından gelenler dağılmazsa ve cemaat saat 3 gibi doruk noktasına ulaşırsa güçlü bir resim vererek bu planlarının tutmadığını onlara gösterebiliriz.
Benden hizmet bekliyorsanız bana güç vermelisiniz. Bu gelişiniz kandil gecelerinde 10.000’lerle ifade edilecek şekilde Külliye’ye gelişinizden daha kuvvetli olmalıdır.
Şunu en kesin bilgiyle söylüyorum ki eğer ben “Televizyonlara çıkma” şeklindeki tehditlere boyun eğerek Ehl-i Sünnet müdâfaasını terk etseydim Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in dinine, ırzına ve sahabesine hakaret edilirken seyirci kalsaydım ya da kısık sesle yani eskisi gibi sadece size konuşsaydım vallâhi, billâhi, tallâhi bu iftiralara mâruz kalmazdım. Ama ben Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in hürmetini, dinini, şeriatını ve Efendi Hazretleri’nin namusunu muhafazaya çalıştığım için bu işler başıma geldi. Bundan dolayı da zerre kadar pişman değilim.
Ama biz bu yola birlikte girdik, o halde bana yardım etmek, beni desteklemek sizin boynunuzun borcudur. Bu bir psikolojik savaş, eğer destekçilerimizi az görürlerse hapse girdiğimin 3. gecesi Tv 8’deki haberlere konuk olan Hâdi Işık gibilerin “Onu televizyonda görünce ‘Kapatın şu münafığı’ diyordum, işte balonu patladı. Birkaç yüz kişi şimdi toplanır ama 3 gün sonra herkes unutur” sözleri kamuoyu nezdinde tutmuş gibi görünür. Ama orada 10.000’ler toplanırsa ki bu sayı beni sevenler için çok azdır, o zaman bizim toplum nazarındaki itibarımız katlanır, bundan sonra sözümüz daha tesirli olur. Tabi ki bizim konuşmalarımız insanları kendimize davet anlamı taşımadığından, sözümüzün tesirli olması dinimize takviye anlamı taşır.
Aslında bunların bu insafsız planlarını bana ne Yahudi, ne Hristiyan hiçbir gavur yapmazdı. Ama çok büyük bir oyun tertiplendi ki bunu bozmak şimdi size düşmektedir.
Bu itibarla size tekrar duyuruyorum, ben yıllar yılı hepinizin bulunduğu şehirlere, mahallelere ayağınıza geldim, şimdi bir kere olsun siz de bu iftiraları söndürmeye gelin. Gelenlere öyle dualar edeceğim ki yedi neslinize yetişecek inşâallâh. Herhalde Çağlayan Adliyesi’nin önüne kadar metrobüs geliyor, bu da kolaylık olur. Saat olarak 10 gibi buluşalım inşâallâh. Fakat sakın taşkınlık yapmayın, tahrik etmek isteyenler olursa aman uyanık olun, yüz vermeyin, sessiz sedâsız, huzur üzere oturup dua edin. Askere polise itaatli olun, sesli bile konuşmayın.
Rabbim şimdiden gelmeye niyetlenenlerinize çok hayırlar, mükâfatlar ve maddî-mânevî kârlar, faydalar ihsân eylesin. Mazereti olup gelemeyenleri de Rabbim bu dualara ilhak eylesin. Âmîn! Sakın size “Gitmeyin” diyenlere itibar etmeyin. Sevenler şimdiden Avrupa’dan bile gelmeye hazırlanıyorlarken bu fakirin itibarını istemeyen hâinlere sakın kulak vermeyin.
8) Avrupa’dan beni takip eden kardeşlerime bir duyurum var. Ben evvelce Almanya’da ve diğer ülkelerde özellikle ramazan ayında birçok mescitte sohbet ettim. Bunların birçoğu maalesef basılmadığı için genel halk bu vaazlardan istifade edemedi, elbette bu manevi bir sorumluluktur. Allâh rızası için sizden rica ediyorum, kimin elinde benim bir sohbetim varsa velev ki görüntüsüz sadece ses olsun, görüntü varsa da görüntülü olsun, hepsini ahmetmahmutunlu571@gmail.com adresine mutlaka atın ki biz bunları toplayıp sitemize atarak Müslümanların hizmetine sunalım, siz de bu sevaba ortak olun.
Avrupa’daki kardeşler internet kullanmayı bilir, bunu böyle yapsınlar, beceremeyenler bilenlerden yardım alsınlar. Kıyamete kadar bu sohbetler insanlığa ışık tutacak, sizin de bunda bir hayrınız ve katkınız olacak inşâallâh.
Ayrıca bu konuda bilgi almak isteyenler 0507 999 31 88 nolu numarayı arayabilirler.
9) Flash Tv’deki sohbetler çok tesirli oluyor, sizden Allâh rızası için isteğim siz televizyon seyretmeseniz de seyredenleri arayın, mutlaka bu sohbetleri dinlesinler ve herkese dinletsinler, diğer kanallarda çok yanlış fetvalar veriliyor.
Kanal D’de Muhammed Nurdoğan diye birisi çıkıyor. Geçende “Parası olan da istemiyorsa fidye versin, oruç tutmasın” diye âyet okuyor. Halbuki o âyet mensuhtur yani hükmü kaldırılmıştır. Allâh-u Te‛âlâ:
﴿فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ﴾
“Ramazana şahit olan onu oruçlu geçirsin”(Bakara Sûresi:185’den)buyurarak sıhhatli ve vatanında mukim olan herkese orucu farz kılmıştır.
Süleyman Ateş geçen gün Milliyet’te “1.5-2 kilometrelik yola gitsen bile oruç tutmayabilirsin, seferî olursun” diyor. Gazetelerde yayınlanan birçok fetva yanlış, Ali Rıza Demircan yine çıkmış milleti imsaktan sonra bir saat fazla yedirterek oruç yedirtmeye uğraşıyor. Diyanetin bunları düzeltmesi gerekirken onların da işi bitmiş Patrikane’yi ziyaret edip Ruhban okulu açmaya çalışıyor.
Yarın âhirette mahşere maymun domuz kılığında çıkmak istemiyorsanız mutlaka iyiliği emredin, kötülükten nehyedin, sizin buna ilminiz yetmiyorsa o zaman halkı bizim sohbetlerimize delalet edin çünkü buna gücünüz yetiyor.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):
«يُحْشَرُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي مِنْ قُبُورِهِمْ إِلَى اللّٰهِ تَعَالٰى عَلَى صُورَةِ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ
بِمَا دَاهَنُوا أَهْلَ الْمَعَاصِي وَكَفُّوا عَنْ نَهْيِهِمْ وَهُمْ يَسْتَطِيعُونَ.»
Benim ümmetimden bir topluluk, kıyâmet günü mahşere maymunlar ve domuzların sûreti üzere haşrolunacaklardır. Bunlar kendileri günah yapmaktan öte, günah yapanlara nemelazımcılık edip yağcılık ettiler, ellerinden ve dillerinden geldiği halde onlara engel olmadılar. Bu nedenle maymun ve domuz kılığında çıkacaklar” buyuruyor.
Aman insanlara bu sohbetleri duyurun da bu beladan kurtulun.
10) Efendi Hazretlerimiz’in hocalarından Aşıkkutlu Hoca Efendi’nin en önemli talebelerinden olan büyük hâfız-ı kurrâ Mahmut Sarıca Hoca Efendi’nin vefatını duymam Ehl-i Kur’ân adına beni çok müteessir kıldı, ilerlemiş yaşına rağmen yakın zamana kadar teravih namazını hatimle kıldırırdı.
Rabbim kendisini hizmet ettiği Kur’ân ehli tarafından hayırla mükâfatlandırsın, kabrini nur, derecesini âli eylesin, bize de onun gibi Kur’ân hizmetinden geçen hayırlı uzun ömürler nasip eylesin. Âmîn! Geride bıraktığı kederdîde ailesine de sabr-ı cemîl ve ecr-i cezîl niyaz ederek taziyelerimi arz ederim.
Ayrıca çok sevdiğim İshaklı köyü muhtarı Mehmet Şimşek Efendi’nin vefat ettiği duymam beni çok üzdü ve şaşırttı, çünkü ben zaten yedi ayı aşkın bir zamandır hapiste olduğum için kendisinin altı aydır kansere yakalandığını bilmiyordum.
Seyfettin Hoca Efendi’nin naklettiğine göre son zamanda: “Ben artık hep hocalarla gezeceğim, çünkü onlar dünyada yiyip içmesini de, âhireti kazanmasını da biliyorlar, her şey onlarda” diye latife yapıyormuş. Gerçekten hocaları çok severdi, ben de buna şahidim, kapıma kadar süt sağar gönderirdi, çok muhabbetli biriydi. Rabbim ğarka-i ğarîk rahmet eylesin, kabrini nur eylesin, geride bıraktığı kederli ailesine, oğullarına ve sevenlerine sabr-ı cemîl ve bol mükâfat ihsan eylesin. Âmîn! Ruhları için oruç ağzınızla bir kelime-i şehadet buyurun.
11) Geçen gün ziyaretime “Nurdersleri.com” sitesini yöneten Hasan Akar Abim geldi, yanında Kartal imamı Adem Hoca Efendi ile Çamlıca imamı Ahmet Berber Hoca Efendi de vardı, çok hoş sohbetler ettik.
Hasan Abi beni ziyaret fırsatı doğunca yeğeninin cenazesini kaçırmayı bile göze alarak ziyarete gelmiş, bana: “Hocam ben senin şahsından çok, temsil ettiğin Ehl-i Sünnet kimliğini seviyorum, bu iftiralar senin şahsında hepimizi hedef almıştır, bütün Ehl-i Sünnet bundan bîzar olmuştur. Fakat ortalık çok karışık, Hâfız Sa‛dî’nin dediği gibi: ‘Çamur çok olursa ayının bile ayağı kayar’, aman biz Müslümanları birbirine düşürmek isteyenlere fırsat vermeyelim” dedi. Ben de kendisine çok teşekkür ettim. Onunla da diğer hoca efendilerle de çok hoş sohbetlerimiz oldu. Rabbim sa‛ylerini meşkûr eylesin. Âmîn!
12) Geçen yazımdaki twiter hakkındaki teşviklerim üzerine arkadaşlar “Cübbeli Hoca 571” diye Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in miladi doğum tarihine işaret eden bir hesap açmışlar, hepiniz buna üye olun, haberlerimi takip edin, çünkü twiter bilgiye en hızlı ulaşma yolu, mesela adamın biri bir hortum olduğunu görüp twiter’a yazsa onu okuyanın herkesten önce haberi olur. Haberciler onu kaydedip haber merkezlerine gönderene kadar saatler geçer, gazeteler ise bir günden önce yazamaz.
Bizim de size bildirmek istediğimiz konuları hızla duyup öğrenmeniz için bu adrese üye olun, biz de ona göre her hangi bir bilgiyi yahut düzeltilmesi gereken yanlış malumatı anında ulaştırabilelim de bu sayede çevrenizdeki insanlara yol gösterici olabilin.
İnterneti olmayanlar sakın bu iş için internet almayın, çünkü onun bazı günahlara sebep olma tehlikesi vardır ama zaten çoğunuzun interneti var, işte onlar bizim haberlerimizi öğrenip paylaşsınlar, Allâh için niyet edin, İslam’a hizmeti gaye edinin, bakarsınız çok kişinin hidayetine vesile olarak siz de kurtulursunuz.
13) Sizin yetkililer üzerinde büyük etkiniz var, arkadaşlar size önemli makamlara ulaşım adreslerini internetle bildirsinler, siz de bunun üzerine o adreslere “Hocamızın büyük bir oyuna mâruz kaldığını düşünüyor ve kendisine atılan iftiralara asla inanmıyoruz, etrafımızda da inanana rastlamıyoruz. Sizin döneminizde böyle bir şeyin yaşanması bizi çok üzüyor, biliyoruz sizin bunda hiçbir suçunuz yok ama biz sizden bu zulmün son bulması için yardım bekliyoruz. Bu zulmün sürdürülmesi halinde mazlumun âhı yüzünden büyük felaketlere çarpılmaktan korkuyoruz” şeklinde yani bu minvalde ifadeler kullanarak mesaj atın, siz o sahalarda konuşmayı benden iyi bilirsiniz yeter ki ifadelerinizde tehdit, hakaret ve edebe muhalif beyanlar yer almasın, son derece yapıcı ve edepli olmaya dikkat edin.
Haydi Allâh için bu faaliyete yardımcı olun, çünkü hadîs-i şerifte “İnsan bir söz eder, onu çok da önemsemez ama Allâh indinde o tek kelime onun kurtuluşuna vesile olur” buyruluyor. Ne malum belki sizin de bir mesaj ve twitiniz âhirette sizi kurtarabilir, her işi bırakıp bu işe yönelelim inşâallâh.
14) Kıymetli dinleyenlerim! İşler beklediğimiz gibi gitmeyerek tahliye olamayınca tutukluluk süresi uzadı, bu da Arifan’da çalışan arkadaşlarımızın size yaptıkları bunca hizmetin sıkıntıya girmesine neden oldu ki zaten bize bu iftirayı atanların hedefi de bu hizmetlerin durması, dükkanların kapanması, kitapların, dergilerin basılmayacak hale gelmesiydi.
Sizin bu fakirin kitaplarına karşı gösterdiğiniz ilgi maalesef yeterli olmuyor, devamlı bana “Sana nasıl yardımcı olabiliriz?” diye soruyorsunuz, size tekrar tekrar ifade ediyorum, bana yardım etmenin yolu kitaplarımı çokça alıp okumanız ve herkese dağıtmanızdır.
Ne olur, bu kitapların basılmasının devamını istiyorsanız Allâh için alın, dağıtın, hayra niyet edin, ölseniz de defteriniz kapanmayacak, çünkü Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)ölenin amelinin kesileceğini ancak sadaka-i câriye, faydalı ilim ve ardından dua eden salih evlat yoluyla kesilmeyeceğini bildirmiştir.
Alıp dağıtacağınız kitaplar size kabirde aynen yaşıyormuş gibi sevap yazdıracaktır. Çünkü kitap alıp dağıtmak hem sadaka-i câriye yani devam eden hayır sayılır, hem de faydalanılan ilim olarak kalır. Bundan büyük hayır olur mu?! Hem de yaptığınız harcamalar yeni kitapların basılmasına ve hayrın yayılmasına sebep olur ki bu da ayrı bir hayır olur. Gerçekten çok kazanacaksınız, inşâallâh gayretli olalım, bu zor günleri de birlikte atlatırız da rahatlık içerisinde daha birçok hizmetlere muvaffak kılınırız inşâallâh.

islam