Yeni

Es'elullâhel azîm, Rabbel arşil azîm en yeşfiyek! - Şifa Dilemek


Peygamberimiz, sabah akşam şu duayı okuyarak
Allah’tan sağlık, âfiyet ve iyilik istemiştir:
اَللّٰهُمَّ إنّ۪ى أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ
Okunuşu: “Allâhümme innî es’elükel-‘afve vel-‘âfiyete
fîd-dünyâ vel-âhırah.”
Anlamı: “Allah’ım! Senden dünya ve ahirette af, sağlık,
sıhhat ve nimet istiyorum.” (Ebû Davud, Edeb, 110)
Tıbbî tedavi yanında telkin ve dua ile tedavi yöntemi
(psikolojik tedavi) günümüz müspet bilimi için de büyük
önemi haizdir.
* Sahabeden Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz
(s.a.s.) hastalıklara karşı şu duayı okurdu:
اَللّٰهُمَّ إِنّ۪ى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبَرَصِ وَالْجُنُونِ وَ الْجُذَّامِ وَمِنْ سَيِّئِ الْأَسْقَامِ
Okunuşu: “Allâhümme innî e’ûzü bike minel-barasi
vel-cünûni vel-cüzzâmi ve seyyiil-eskâm.”
Anlamı: “Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten cüzâm
hastalığından ve her türlü kötü hastalıklardan sana sığınırım.”
(Ebû Dâvud, Salât, 367; Nesâî, İstiâze, 36)
Yukarıdaki hadiste Allah’tan şifa vermesi istenen hastalıklardan
bazıları şunlardır:
Baras; deride beyaz lekeler oluşturan bir cilt hastalığıdır. Cünûn; Allah’ın bahşettiği en önemli nimetlerden biri
olan aklın gitmesidir.
Cüzzâm; vücutta kapanmayan yaralar açan bulaşıcı bir
hastalıktır.
Seyyi’ül-askâm; tedavisi olmayan veya tedavisi uzun
süren müzmin hastalıklar.
Dikkat edilirse Peygamberimiz (s.a.s.)’in o dönem için
tedavisi olmayan hastalıklar için Allah’a dua ettiği ve ona
yakalanmamak veya ondan kurtulmak için yardım istediği
görülmektedir. Bu tür dua, söz konusu hastalıklara yakalananların
tedavi yollarını aramamaları veya ilaç almamaları
anlamına gelmez. Bilakis sevgili Peygamberimiz, her
hastalığın çaresinin olduğunu ve tedavi olmak gerektiğini
emretmiştir. (bk. Buhârî, Tıbb, 1) Peygamberimiz (s.a.s.), kurtuluşu
olmayan hastalıklara karşı insanın dua etmesini ve
yine de Allah’tan asla ümit kesmemesini istemiştir.
Peygamberimizin eşi Hz. Âişe (r.a.) diyor ki: Peygamberimiz
(s.a.s.), ailesinden bazı fertleri sağ eliyle sıvazlar ve
şöyle dua ederdi:
اَللّٰهُمَّ رَبَّ النَّاسِ أَذْهِبِ الْبَاْسَ وَاشْفِهِ وَأَنْتَ الشَّاف۪ي ل شِفَاءَ إِلَّا
شِفَاؤُكَ شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا
Okunuşu: “Allâhümme Rabben-nâsi! Ezhibil-be’se,
veşfihî ve enteş-şâfî. Lâ şifâe illâ şifâüke. Şifâen lâ yüğâdiru
sekamâ.”
Anlamı: “Allah’ım, ey insanların Rabbi! Zararımızı gider,
şifa ver. Şifa veren sensin. Senin vereceğin şifadan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalık nedir bırakmasın.”
(Buhârî, Tıbb, 38)
Hz. Âişe (r.a.) diyor ki: “Peygamberimiz (s.a.s.), bir hastalıktan
dolayı rahatsız olunca “Muavvizâtı (İhlas, Felâk ve
Nâs sûrelerini)” okur ve üflerdi. Rahatsızlığı artınca ben onun
ellerine okurdum ve onları teberrüken kendi vücuduna sürerdim.”
(Buhârî, Tıbb, 38)
* Sahabeden Osman b. Ebi’l-Âs (r.a.), müslüman olduğu
günden beri vücudunda var olan bir ağrıdan dolayı
Peygamberimiz (s.a.s.)’e durumunu anlatmış, Resûlullah
(s.a.s.) de ona; “Elini vücudunun ağrıyan yerinin üzerine
koy; üç defa ‘Bismillah’ de, yedi defa da;
اَعُوذُ بِالِّٰهل وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحَاذِرُ
“Eûzü billâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidü ve
ühâziru”
“Hissettiğim ve sakındığım şeyin şerrinden Allah’a ve
Allah’ın kudretine sığınırım” diye dua et” buyurmuştur. (Müslim,
Selâm, 67)
* Sahabeden Ebû Said el-Hudri (r.a) diyor ki: Cebrail,
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e geldi ve “Ey Muhammed!
Bir şikâyetin var mı”, dedi. O da, “evet,” dedi. Cebrail, O’na
(s.a.s.) şöyle dua etti:
بِسْمِ الِّٰهل أَرْقي۪كَ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذي۪كَ مِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أَوْ عَ حَاسِدٍ
اَلٰهّلُ يَشْفي۪كَ بِسْمِ الِّٰهل أَرْقي۪كَ
Okunuşu: “Bismillâhi ergıyke, min külli şey’in yü’zîke, min şerri külli nefsin ev ‘aynin hâsidin. Allâhü yeşfîke.
Bismillâhi ergıyke.”
Anlamı: “Seni Allah’ın adı ile seni rahatsız eden her şeyden,
her türlü kötü nefisten ve kem gözden efsunlarım. Allah,
sana şifa versin. Seni Allah’ın adı ile efsunlarım.” (Müslim, Selâm,
40)
Hastalık, insanın maneviyatının moral gücünün yüksek
olması ile daha kolay aşılabilir. Bunun için dua önemli
bir manevî güç teşkil eder. Bu gibi sıkıntılı durumlarda gerek
hastanın gerekse onu ziyaret edenlerin hastalıktan şifa
bulması için dua etmeleri önem taşır. Ayrıca hasta ziyareti
sağlığın ne kadar önemli bir nimet olduğunu hatırlamaya
yardımcı olur.
Hasta ziyaretinde bulunmak mü’minlerin birbirlerine
karşı görevlerinden biridir. Hastalandığında bir mü’mini
ziyaret ederek gönlünü almaya çalışmak dinimizde büyük
değeri olan bir davranıştır. Bir hadis-i şerifte hasta ziyaretinin
önemi şöyle dile getirilmiştir:
إِنَّ الْمُسْلِمَ إِذَا عَادَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ لَمْ يَزَلْ فيِ خِرْفَةِ الْجَنَّةِ
“Hasta ziyaretinde bulunan kimse, ziyaretten dönünceye
kadar cennet meyveleri arasındadır.” (Tirmizî, Cenaiz, 2)
Hadis-i şeriflerde hasta ziyaretinde bulunurken neler
söyleneceği ve nasıl dua edileceği şöyle ifade edilmektedir:
مَنْ عَادَ مَري۪ضًا لَمْ يَحْضُرْ أَجَلُهُ فَقَالَِعنْدَهُ سَبْعَ مِرَارٍ أَسْأَلُ الٰهّلَ الْعَظي۪مَ
رَبَّ الْعَرْشِ الْعَظي۪مِ أَنْ يَشْفِيَكَ إِلاَّ عَافَاهُ الٰهّلُ مِنْ ذٰلِكَ الْمَرَضِ
“Kim bir hastayı ziyaret eder de bu esnada eceli gelmeden
yedi kez ‘es’elüllâhe’l-azîme Rabbe’l-‘arşi’l-‘azîmi en yeşfiyeke
(Yüce Arş’ın sahibi ulu Allah’tan sana şifa vermesini
dileri)’ derse, Allah onu hastalıktan kurtarır.” (Ebû Davud, Cenaiz,
12; Tirmizî, Tıbb, 32)
اِذَا دَخَلْتُمْ عَلَي الْمَري۪ضِ فَنَفِّسُو لَهُ فِي اَجَلِهِ فَاِنَّ ذٰلِكَ لَا يَرُدُّ شَيْئًا
يطُيَبِّ نفَسْهَُ
“Bir hastanın yanına girince, ona sağlık ve uzun ömür temennisiyle
onu rahatlatın. Zira böyle yapmak –onadn bir şei
uzaklaştırmaz ama- onun gönlünü hoş eder.” (Tirmizî, Tıbb, 35)
* Sahabeden Abdullah ibn Abbas (r.a.) diyor ki: Peygamberimiz
(s.a.s.) bütün ağrılardan ve sıtmadan dolayı
şöyle dememizi buyururdu:
بِسْمِ الِّٰهل الْكَبي۪ر نَعُوذُ بِالِّٰهل الْعَظي۪مِ مِنْ شَرِّ عِرْقٍ نَعَّارٍ وَمِنْ شَرِّ حَرِّ النَّارِ
Okunuşu: “Bismillâhil-kebîr. Ne’ûzü billâhil-azîmi
min şerri ‘ırkın na’ârin ve min şerri harri’n-nâri.”
Anlamı: “Büyük olan Allah’ın adıyla. Zonklayan her damarın
şerrinden ve cehennem cehennemin hararetinin şerrinden
ulu Allah’a sığınırım.” (Tirmizî, Tıbb, 26)
* Sahabeden Abdullah ibn Abbas (r.a.) bildiriyor: Peygamberimiz
(s.a.s.), hasta olan bir sahabîyi ziyarete gitti ve
durumunu gördükten sonra ona şöyle dedi:
لاَ بَأْسَ طَهُورٌ إِنْ شَاءَ الٰهّل “Lâ be’se, tahûrun inşâallâh”
“Bir şey yok, iyi olur inşallah” (Buhârî, Merdâ, 10, 14)
* Sahabeden Enes (r.a.) diyor ki: Resûlullah (s.a.s.), sıtmalı
bir sahabiyi ziyarete gitti:
كَفَّارَةٌ وَطَهُورٌ
“Keffâretün ve tahûrun”
“Günahlarına keffâret ve temizlik olur, inşallah” dedi.
(Heysemî, Cenâiz, 11, No: 3781)
Yukarıdaki iki hadiste Peygamberimiz (s.a.s.)’in hasta
olan bir sahabiyi ziyarete gittiği ve ona yaptığı dua ve
verdiği teselli farklı iki sahabî tarafından birbirine benzer
ifadelerle nakledilmiştir. Buna göre hastaya Allah’tan şifa
dilemek, onu teselli etmek, durumunun iyi olduğunu, kötü
bir durumun olmadığını söylemek, hâl ve hatırını sormak
ziyaret edenin görevidir. Özellikle ikinci hadiste belirtilen,
hastalıkların müslümanın günahlarına kefaret olacağı gerçeğini
vurgulamak, hastaya psikolojik destek bakımından
son derece önemlidir. Nitekim konu ile ilgili Peygamberimiz
Efendimizden nakledilen birçok rivayet mevcuttur:
“Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir
üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle
mü’minin günahından bir kısmını bağışlar.” (Buhârî, Merdâ, 1, 13;
Tirmizî, Cenâiz, 1)
* Sahabeden Abdullah ibn Abbas (r.a.), Peygamberimiz
(s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
“Kim eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun yanında
yedi defa; أَسْأَلُ الٰهّلَ الْعَظي۪مَ رَبَّ الْعَرْشِ الْعَظي۪مِ أَنْ يَشْفِيَكَ
Okunuşu: “Es’elüllâhel-azîme, Rabbel-arşil-azîmi en
yeşfiyeke.”
Anlamı: “Ulu Arş’ın Rabbi Yüce Allah’tan sana şifa vermesini
isterim, derse, Yüce Allah ona mutlaka o hastalıktan
şifa verir.” (Ebû Davud, Cenâiz, 12)
* Hz. Ali (r.a.), diyor ki: Hastalandığım bir anda Peygamberimiz
(s.a.s.) beni ziyaret etti. Ben o anda: “Allah’ım!
Eğer ecelim geldi ise beni rahatlat, eğer gelmedi ise beni kaldır
ve eğer bu bir deneme ise bana sabır ver” diyordum. Peygamberimiz
(s.a.s.): “Nasıl dedin,” dedi. Ben de dediklerimi
tekrar ettim; ayağı ile bana dokundu ve;
اَللّٰهُمَّ عَافِهِ أَوِ اشْفِهِ
“Allahümme ‘âfihi” veya “Allahümmeşfihi”
“Allah’ım! Ona afiyet -şifa- ver!” diye dua etti. Bir daha
da o ağrıdan şikayet etmedim. (Tirmizî, De’avât, 112)
Bu hadisten anlaşılacağı üzere, hasta insan sabırlı olmalı,
isyan etmemeli ve daima Allah’tan şifa dilemelidir.
Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) bir başka sözlerinde ölümü
istemeyi yasaklamış ve insanın her zaman hayat gibi
bir nimeti istemeyi ve yaşadığı sürece iman ve hayırlı iş
yapmayı talep etmesini tavsiye etmiştir. Her şeye rağmen
insan hastalıklara ve belalara karşı dayanacak gücü kendinde
bulamazsa şöyle dua etmesini istemiştir:
اَللّٰهُمَّ أَحْيِن۪ي مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْرًا لِي وَتَوَفَّن۪ي إِذَا كَانَتِ الْوَفَاةُ خَيْرًا لِي
Okunuşu: “Allâhümme ahyinî mâ kânetil-hayâtü
hayran lî.
Ve teveffenî izâ kânetil-vefâtü hayran lî.”
Anlamı: “Allah’ım! Eğer yaşamam benim için hayırlı ise
bana ömür ver. Ölümüm benim için hayırlı ise bana onu nasip
et.” (Buhârî, De’avât, 29)