Yeni

Bulutlardan Gelen Savaşçı



Bu aktaracağım olay da savaş yıllarına ait bir olaydır. Savaş sıralarında çok sıkıştırılan ve pek çok ülkede yaşanmış, yardıma muhtaç kimselerin yaşadığı olaylardan bir tanesi de budur. Yakın tarihteki Kıbrıs Savaşı’nda bile, şimdi aktaracağım türden öyküler anlatılmıştır. Fakat, bu öykülerin gerçeklik değerini, araştırılmadığı için, bilemiyoruz. Araştırılmaya değmez miydi? Araştırılmadı ki, değer mi, değmez mi, bilinsin. Öykü olarak dinlenilip geçildi!. İnsan olarak beynimizin hala 10'da 1'ini kullanabilenlerimizin ne kadar az olduğunu biliyoruz. Bu sayının artırılması ve bu yüzdenin yükseltilmesi, herhalde asıl benliğimize araçlık yapan maddesel beden dışına taşabilmeden mümkün olamaz. Çünkü kalıcı olan asılla değil; fani olan araçla uğraşıyoruz hep!. savaşların gereği de olsa, düşmana hücum eden hayaletler, hayalet ordular, genellikle savaşlarda vardır. Fakat bunlar, hangi şartların işidir bilemiyoruz. İşte bu bilinmeyenlerden bir tanesi de, 1. Dünya Savaşı'nda yaşanmıştır. 28 Ağustos 1914’te, yani savaşın başlarında, Mons'ta gerçekleşmiştir.

İngiliz hasta bakıcılarından Phyllis Camphell, bir cephe hastanesinde çalışırken, bütün askerlerin, ansızın, bir hayalden söz ettiklerini duymuştu. Olayın ayrıntılarını, daha sonraları, bir İngiliz topçusundan dinlemişti. Bağlı oldukları birlik, Alman Ordusuna karşı bir tepeyi savunuyordu. Ama, ellerindeki toplar, hücumu geri püskürtmek için yeterli değildi. Askerler, tüm umutlarını kaybetmek üzereyken, düşman hatları üstünde bir parlak bulut belirdi: Sonra bu parlaklık, giderek kayboldu. İngilizler, beyaz ata binmiş, zırhlı, dev bir şövalye gördüler: Şövalyenin başında miğfer olmadığından, adamın uzun, sarı saçları açıkça görülüyordu!. Elindeki kılıcı kaldırarak, Alman süvarilerine doğru sallayınca, Alman süvarileri bir an duraksayıp, sonra paniğe kapıldılar ve geriye dönüp kaçmaya başladılar!. Topçular da bu anlaşılmaz değişiklikten yararlanıp, yeniden ateşe başladılar. Bu arada takviye birlikleri de yetişti ve Almanların peşlerine düştüler. Sarışın şövalyeyi bir daha kimse görmedi!.

Phyllis Camphell, bu öyküyü, değişik kişilerden birçok kez dinledi. Askerlere sorular sorup ayrıntılarına kadar öğrendi. Askerler, bulundukları yere göre, hayalet şövalyeyi, ya sağlarından ya da sollarından görmüşlerdi. Hepsinin de dikkatini çeken, adamın, uzun sarı saçları ve altın gibi parlayan zırhıydı!. Fakat kimse, hayaletin ne zaman kaybolduğunun farkında değildi!. Phyllis Camphell, bu öyküyü, memleketinde de sık sık anlattı ve olay, tüm İngiltere'ye yayıldı. Phyllis Camphell, sözü edilen savaş sıralarında, Potsdam Hastanesinde çalışmış bulunan bir Alman hemşiresiyle tanıştı. Bu Alman hemşire de aynı öyküyü, yararlı Alman askerlerinden dinlemişti!.

Alman subaylarından biri, ona, emrindeki alaya, İngilizlerin elindeki küçük tepeye hücum etmelerini emrettiğini ve tam alay hücuma geçerken, havada tuhaf bir şeylerin belirdiğini; sonra bunların, beyaz bir ata binmiş dev bir şövalyeye dönüştüğünü anlatmıştı!. Adamın üstünde zırh vardı ve kılıcını havaya kaldırmıştı!. Bugün bile Mons'ta, bu kutsal şövalyeyi hatırlayan İngilizlere rastlamak olasıdır. Onun, Kutsal George olduğuna inananlar da vardır. Bu inanca katılmayanlar, zırhlı, uzun sarı saçlı, eli kılıçlı şövalyeyi gördüklerini itiraftan kaçınmazlar.

Dosta da, düşmana da hayal gördüren bu olay da mı, “toplu halüsinasyon” sınıfındandır?!. Haydi diyelim ki, toplu halüsinasyondur. Düşman nasıl bu duyguya kapılabilmiştir, sorulmaz mı? Diyelim ki, savaşların oluşturduğu bir haletin gereğidir bu. Çünkü hemen hemen her savaşta bu tür öyküler
anlatıla gelmiştir. Fakat, ne biçim bir savaş haleti gereğidir ki, kazanacak tarafa kaybettiriyor: Kaybedecek tarafa da savaş kazandırıyor!. Çağımızın bilimi, eliyle tutabildiğinin peşinde!. Gözlerin gördüğünü, görülmüş saymıyor!. Bu tutuma ne diyelim? Ötelere uzanmak tembelliği mi? Öteler hakkındaki peşin yargı bağnazlığı mı?
islam