Yeni

Garip Fenomenler



CİNLERİN YAPILARI NASILDIR

Yaratılış olarak görünmeyen "dumansız ateş" dediğimiz bir ışın cinsinden, akıllı bir enerji türü olan cinler, yapı yönünden bizden farklı olmaları, yani görülmemeleri, sesten hızlı hareketleri geçmişteki kimi olmuş hadiseleri ortaya çıkarmaları, "gayb âlemi"nden "şehadet Alemi"ne girmiş olan geleceğe ait kimi haberleri vermeleri (Cinler Gayb'dan haber veremez. Akhenaton Notu) bir üstünlük, bir meziyet değildir.

Kurân-ı Kerîm'deki ünlü kıssada Hz. Süleyman "Saba melikesi Belkıs'ın tahtını kim getirecek?" diye sual ettiğinde cinler Ve ifritler (İfrit: cinlerin bir tür bir ırkıdır.) hemen getirebilecekleri Söylediler. Araf ismindeki veziri ise, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir anda tahtı bütün mahiyetiyle beraber getiriyorlar. Hz. Süleyman asasına dayanmış vaziyete vefât etmesine rağmen cinler onun durumunu bilemediler. Bugün yeryüzündeki medeniyet, teknik buluşlar, terakki yükselişler, elektronik beyin ve bilgisayarlar, ışınlama cihazları vs. bütün ilerlemeler, insanların üstünlük tarafıdır. Peygamberlerin mûcizeleri, insanlara üstünlük ve terakki için yol göstericidir.

DEĞERLİ TAŞLAR ve METAFİZİK

Bugün hediyelik eşya satan birçok dükkanda "falan burca falan taş filan burçlara filan taşlar" diye bir sürü renkte ve çeşitli şekillerde taşlar satılmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi bu taşların özelliklerini geçmişteki birçok uygarlık ve kavim biliyordu. Bu taşlarla hem fizikötesi rahatsızlıklara şifa arıyor, hem de bozulan, uyumsuz hale gelen bedenlerdeki enerjileri ahenkli ve düzenli hale getiriyorlardı. Bu değerli taşlar hem pozitif, olumlu enerji yarar, hem de insan vücudundaki negatif enerjileri, manyetik akımları alabilirler. Yeter ki doğru burç sahiplerine doğru taşlar rast gelsin. Çin, Uzakdoğu ve Hint uygarlıklarında, insan vücudunun enerji merkezlerinin ahenginin bozulması ve rahatsızlığa karşı, değerli taşlardan istifade edilmiştir.

MÜZİK ve RUHUMUZ

İnsanın psikolojik yapısına göre, seçtiği müzikler değişiktir. Veya her karakterin hoşlandığı müzik farklı farklıdır. Kimi insan, yavaş ve dingin, kimisi hızlı ve hareketli müziği tercih eder. Bu tercihler bizim maddi değil, fizikötesi yapımızdan kaynaklanır. Kimi müzik sakinleştirir, rahatlatır stres giderir, kimi müzik, bizi birden canlandırır, hareketlendirir, neşelendirir. Kimi müzikler de bizde melankoli, yalnızlık ve çaresizlik duygusu uyandırır. Sanat müziği, Halk müziğiyle modern pop ve diğer Batılı şarkıcıların müziklerini karşılaştırınca bizim müziğimizin, insan ruhunu ne kadar dinlendirdiğini, rahatlatıp huzura kavuşturduğu ortaya çıkar. Müzik parçasındaki titreşimler, bizim zihnimizde, ruh ve bedenimizde değişik frekanslarda yankılanır ve her bir duygumuz, belli bir hisse alarak zevk duyar, lezzet alır.

ENERJİNİN MADDÎ VÜCUDA ETKİSİ

Bedenimizin belli bölgelerinde bulunan enerji merkezlerinin bazen düzen ve ahenginin bozulduğu görülür. Örnek olarak boğaz bölgesinde bulunan enerji merkezi eğer çeşitli nedenden rahatsızlanırsa, boğazımıza bir şeylerin tıkandığı hissi meydana gelebilir ve bazen kekemelik, peltek konuşma, düşündüğümüz şeyi ifade edememe gibi maddi hastalığa dönüşebilir. Böyle bir rahatsızlığı iyi tespit ve teşhis ederek, o bölgeye biyoenerji verilmeli, gerekli dualar ışığında manyetik nefes ve paslar yapılarak, o bölgedeki enerji merkezinin ahenkli, düzenli bir hâle gelmesi sağlanır. Bu örnek vücudumuzdaki diğer enerji merkezleri ve bedenimize etkileri konusunda geçerlidir.

ENERJİ GERÇEĞİ

Fizik yasalarından biliriz, enerji hiçbir zaman kaybolmaz, sadece başka enerjilere dönüşür. Kainatta pek çok enerji türü vardır ve bu enerji türünden biri de bizim vücudumuza hayat verip, bedenimizi hareket ettirir. Vücudumuzdaki enerji bittiği anda, insan maddî, fizikî yönden ölmüş olur. Özellikle Çin, Hint, Japon gibi milletlerin eski tarihçileri enerjiler üstünde yoğun bir çalışma yapmış ve insan vücudundaki farklı farklı enerji bedenleri olduğunu bildirmişlerdir. Fizikî beden yanında, insan duygu, hayal ve hislerinin oluştuğu astral beden, beynimizden çıkan akıl, sezgi, düşüncelerimizle zihinsel beden ve vücudumuzu ayakta tutan, hayat kaynağı, ruhî beden, bu sınıflamaya uyarlanmıştır.

Ben, bu insandaki enerji gerçeğini çeşitli rahatsızlıkları incelediğim zaman gözlemledim. Yani, insanın fizikî, maddî vücudunun sahip olduğu enerjiyle zihinsel faaliyet, kalbin ve ruhun sahip olduğu, yaydığı enerjiler birbirinden farklı frekanslarda olduğunu gördüm. Tabii bu gözlemlerim, farklı frekanslarda enerji boyutlarını tespit etmem, şu anda ancak benim bilgi dağarcığımı süslüyor ve burada bu kadar ifade edebiliyorum.

DUYGULARIMIZDAKİ ENERJİ

İnsanoğlu, ilk doğduğundan ölümüne kadar, kalp merkezli bir enerji yayar. Bu enerji, bizim duygusal yönümüzü, olaylara, eşya ve varlıklara duygusal tepkimizi ortaya koyar. Aynı zamanda karakter, seciye, huy ve tabiat dediğimiz duygusal farklılığımız, bu enerji frekansları sayesinde belli olur. Metafizikle ilgili araştırma ve bilgiye sahip Doğu Kültüründe (Çin, Hint, Uzak Doğu, Asya) insanın sahip olduğu duygusal enerjiye, “Astral Beden” adını vermişlerdir. Onlara göre, astral beden, insandaki ani gelişen, değişen tüm duyguları yansıtır ve bu enerjimizin içinde her türlü korku, endişe, yalnızlık, bağışlama, öfke, saldırganlık, kıskançlık vs. duyguları yer alır. Metafizik âlemdeki ışınsal varlık cinler, insanın astral beden dediğimiz duygusal, duygu yüklü enerjisini bozmaya, rahatsızlık vermeye çalışır ve bazen de başarılı olur.

MADDİ BEDENİMİZ ve ENERJİSİ

İnsanın maddî, fiziksel yapısında bir enerji kümesi görülür ve insan ölünceye kadar, bu enerjiyi muhafaza eder. Hücrenin içinde, atom, proton ve nötronlarda meydana gelen enerji, tüm vücudumuzda bulunur ve sağlıklı bir hayat sürmemizi sağlar.

Maddî bedenimizin hasta olmasında, vücudumuzun sahip olduğu enerjinin belli bir bölgede düzen ve ahenginin bozulması en belirgin nedendir. Yani, bedenimizi saran enerji sisteminde meydana gelen bir çatlak, bir menfez, bir açıklık bizi hastalandırır. Stres, sıkıntı, sağlıksız beslenme, sigara, alkol, uyku bozukluğu, yanlış ilaçlar, psikolojinin bozulması, yorgunluk vs. gibi etkenler maddî bedenimizdeki enerji yayılımını bozar.

Birçok inceleme ve araştırma yaptığım kişilerde, fizikötesi rahatsızlıkları görebildiğim gibi, insanın bedenini saran enerji sisteminde meydana gelen rahatsızlıkları da görüyor ve onlara kimi uyarılarda bulunabiliyorum. Örneğin, senin “miden rahatsız”, “senin karaciğerin hasta” vs. gibi. Bu gözlemlerime, insanın bedeni yapısının çevresindeki enerji düzen ve ahenginin bozulmasından dolayı varabiliyorum. Gelecekte, bilimin ilerlemesiyle beraber, insanın bedeni çevresindeki enerjinin varlığı ve mahiyeti daha iyi anlaşılacak, belki de birçok maddi hastalıklar, bedenimizde oluşmadan, enerji yapısına bakılarak teşhis edilecek ve tedbir alınabilecektir.

RUHUN YAYDIĞI ENERJİ

İnsan ruhu, yaradılış gereği, belli frekanslarda enerjilere sahiptir. Hayatın kaynağı da bu enerji sayılır ve asıl kaynağını Yüce Yaratıcı'nın sonsuz, sonsuz gücünden almaktadır.

Ruh, sahip olduğu enerjinin miktarını, inanç ve iman durumuna göre arttırabilir. Yani, insan riyazat yapıp kötülüklerden uzaklaşırsa, Bediüzzaman'ın ifadesiyle “Ruhun hayat derecelerine girerse” ruhtaki enerji frekansı yükselir ve fizikî, maddî âlemin dışına çıkabilir. Ruhanilerle, meleklerle, manevî varlıklarla, ervah-ı âliyeyle görüşebilir, onlara muttali olabilir.

Manevî hayatı mükemmel, Allah yolunda saygı ve edepli bir şekilde ilerleyen insanların yanına geldiğimizde, onlarla konuşurken ruhumuzda meydana gelen rahatlama, huzur ortamı, ruhun yaydığı pozitif enerjinin ürünüdür.

Ruh sayesinde insan evrenin yaratıcısını hisseder, algı eder, varlığını, birliğini, gücünü içinde duyar.

Nice piri, ihtiyar insanlar, vücut ve bedenleri yıpranmış, yaşlanmış olmasına rağmen, ruhlarındaki enerji sayesinde dimdik ayakta durmakta, tabiat ve fıtrat yasalarına direnmektedirler.

ZİHİN GÜCÜMÜZ

İncelemelerim sırasında yanıma gelen rahatsız kişilerin zihinsel enerjilerinin farklı frekanslarda olduğunu gördüm ve zihnini kontrol edemeyen, zihinsel yönden gelişmemiş kişilerde birçok anormal hareketler görülür.

İnsan, dış dünyaya ait eşya ve hadiseleri, önce hisseder, duyar algılayıp algı eder, daha sonra zihninde canlandırıp, psikolojik, ruh durumuna göre bilgiye çevirir. Bu nedenden zihin gücümüz, ne kadar akılcı, mantıklı, iradeli, inançlı olursa, o kadar dengeli, istikrarlı, doğru hareket ederiz.

Kısaca, insan, ruh, akıl ve kalp bütünlüğü içinde hareket ederse, mükemmelliğe doğru yürür. Bunlardan bir tanesinin eksik olması, insanı dünyevî hayatında rahatsız eder.

BİYOLOJİK VARLIK VE RUHUMUZ

Bugün biyoloji bilimi ispat etmiş ki insanın maddî vücudu, 7 yılda bir, bütün olarak kendini yenilemekte, adeta sıfırlamaktadır. Yani, biyolojik olarak her 7 yılda tabir doğruysa yeniden doğmaktayız.

7 senede, bütün hücreleri yenilenen insanın, ruhî, psikolojik bünyesi ise, her geçen gün, her geçen ay ve yıl, olgunlaşmakta, enerjisi daha da artmaktadır. Aynı zamanda 7 yıl önce, 8 yıl önce başımıza gelen her şeyi hatırlamaktayız.

Bu örnek dahi, her şeyi madde gören materyalistlere güzel bir cevap vermekte, insanın maddî bedeninden daha üstün olarak manevî, ruh bedeninin olduğunu göstermektedir.

ÇAKRA NEDİR

İnsanın maddî bedeninin yanında bir de bu bedene boyut ve şekil yönünden benzeyen bir enerji bedeni vardır. Eski Hint ve Cin uygarlıklarında bu beden, özellikle riyazat denilen hayvanî gıdalar yemeyerek, belli formüller sonucunda tespit edilmiştir. Bu enerji bedeninde belli merkezler vardır ve bu merkezler kainattan, dünyadan, tabiattan, diğer canlı ve cansız varlıklardan gelen her türlü enerjiyi değerlendirir.

Bu gelen enerjiler, pozitif negatif diye şakra denilen enerji merkezlerinde işleme tabi tutulur. Başımızda, alnımızda, boynumuzda, göğsümüzde, karnımızda, bacaklarımız arasında ve kuyruk sokumunda güçlü enerji merkezleri yani çakralar vardır. Sürekli bir devir halinde oldukları için eskiden Hintçe ve Sanskritçede tekerlek ve çark anlamında şakra denmiştir.

Allah'ın yaradılış mûcizesi bu merkezlerde anlayan gözler için çok belirgindir. Her insanın enerji frekansı ve dalga boyutu birbirinden farklıdır. Ve her insanda duyguları, zihni ve ruhu harekete geçiren enerjiler özeldir. Korku, endişe, boşluk, yalnızlık, ürperme, kuşku, öfke duygusu insandaki enerji düzenini etkiler. Dolayısıyla maddi bedenimizle zihinsel, duygusal ve ruhsal bünyemizde bir menfez, açıklık, çatlak meydana gelmiş olur. İnsanın kendine iç güveni, özüne güvenmesi kaybolabilir.

Bu da bizi yaradılış gayesinden, dünyadaki hikmet dolu olaylardan, tefekkürden uzaklaştırır, yüce Allah'a sığınmak yerine, kendimize geçici sığınaklar bulmaya çabalarız, nafile bir şekilde. Dünyadaki her şeyi kendimize düşman zannederiz ve huzursuz bir ortam içine gireriz. Yani, enerji merkezimiz çakralardaki bu olumsuz gelişmeler bizi dünyada iken azap ve acı içinde bırakır, mutsuz eder.

Maddi manevi yönden ne kadar sağlıklı, mutlu insanlarla beraber olursak, onlardan alacağımız pozitif enerjiler, bizdeki menfez ve açıklığı kapatacak, kendimize öz güven gelecek, enerji bedenimiz normale dönecektir.

SESLERİ DUYABİLMEK

Bir enerji kütlesi olan insan, Allah tarafından kendisine verilen kulak organı sayesinde yeryüzündeki belli frekanstaki sesleri duyabilmektedir. Bu özelliğinden dolayı hikmet ve mahiyet gereği, ne karıncanın yürüyüşünü ne de güneşteki patlama ve yıldızların çarpışmasındaki sesi ve dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönme sırasında çıkardığı korkunç çatırtıyı duymamaktadır.

Kainatta meydana gelen ve Bediüzzaman'ın ifadesiyle "Nagamât-ı İlahî" denilen sayısız frekanslarda sayısız sesler, müzikler, melodiler, ezgiler, titreşimler vardır. Her bir çiçek, her bir canlı cansız varlığın bir zikri, bir virdi, bir ifadesi, Allah'a karşı bir kulluk anlatımı vardır. Bunları ancak kalp gözü açık dediğimiz, fizikötesi âleme, kalbi açık, hüşyar olanlar duyabilir. Bediüzzaman, “denizlerin dalgalarını, dağları, yağmur tanelerini dinleyin, onlardan çıkan harikülâde, olağanüstü titreşimleri, sesleri, melodileri hissedin, işitin” derken bu gerçeğe temas ediyordu

UĞRAK, ÇARPMA, DOKUNMA

Halkın arasında aslında bilimsel yöntem izah ve ifadesi açık olan bir konu vardır. Bir enerji çeşidinden yaratılmış, hayat, ruh ve şuur sahibi cinler, manyetik akım sahibidirler. Nasıl bir nükleer merkez, etrafına gözle görülmeyen radyasyon, zararlı, negatif ışın yayıp zarar veriyor, insan bünyesini hasta ediyorsa, nasıl bir televizyon gözle görünmeyen ışınlar yayarak, rahatsızlık veriyorsa, fizikötesi âlemin canlıları, cinler de yanlarından geçen, yanlarında bulunan (her ne kadar boyut faklılığı olsa dahi) insanları rahatsızlandırabilir.

Burada açıklanması gereken konu, uğrak, çarpılma, dokunma dediğimiz hadisede bizzat bu bedensiz varlık zarar vermiyor, onun enerji olan bünyesinden çıkan negatif akım ve manyetik ışın zarar veriyor. Şifa dua'larıyla beraber manyetik pas (el ile mesh) ve manyetik nefes(dua okuma), insanı rahatsız eden bu negatif akımı etkisiz hale getirir.

VAR OLANI İNKAR CAHİLLİĞİ

Televizyon ve radyonun düğmesinin kapalı olduğu bir odada, insanlara "bu odanın içinde birçok enerji dalgası, manyetik akım, şua, ışın, ışınsal dalga mevcut" deseniz, bu saydıklarımız göz ile görülmeyip elle tutulmadığı için inkar edilebilir.

Yukarıdaki inkar olayı normaldir. Yani, insan görmediği duymadığı şeyi, akıl ve mantığına dayanmazsa, kalp ve gönlü tatmin olup iman etmezse, inkar edebilir. Fakat, o sırada televizyon ve radyonun düğmesi açılsa, görüntü ve ses yayını başlasa, o andan itibaren kulakla duyulmayan o manyetik akım ve dalgaları, enerji çeşitlerini inkar edip, yok saymak cahillik ve yobazlıktır. Bu durum, fizikötesi âlem için de geçerlidir. Bu örnekteki hal tamamen bilimsel bir gerçektir ve bu gerçekleri belirtmek için, herhangi bir referans ve kaynağa gerek yoktur. Her şeyi madde ve materyal gören, mana ve ruha gözleri kapalı, maneviyat ve rûhânî duygulara duyarsız bir zihniyet için, sadece bu örnek yeter sanırım.

Her maddenin bir karşıtı olduğu, fiziğin bir metafiziği bulunduğu, dünyanın 3 boyuttan ibâret olmadığı, maddenin mana ve ruhu bağlı olduğu, göz ve kulağın kimi varlık ve olaylar için yetersiz kaldığı, modern bilim gelişmesiyle daha aşikar hale gelecektir.

TEŞHİS ÖNEMLİ

Herhangi bir rahatsızlık şikayetiyle yanınıza gelen bir kişinin, rahatsızlığının fiziksel mi, ruhsal mı, duygusal mı, beyinsel mı, olduğunu tespit ve teşhis etmeden bir işlem yapmak hatadır. Her gelen rahatsız kişiye “sana büyü yapılmış, sana cinler musallat olmuş” vs. gibi sözler söylemek hiçbir zaman dürüstlüğe sığmaz. Çünkü, bana gelen birçok rahatsız kişiler, ben onlarla ilgilenme fırsatı vermeden “bize büyü yapılmış, büyüyü boz” diyorlar. Daha önce gittikleri üfürükçü, muskacı tayfası bunlara yanlış bilgi vermişlerdir.

Bu durum, metafiziği çok zor duruma düşürür. Çünkü “yok” dersem “sen, hiçbir şey bilmiyorsun” cevabıyla muhatap olursun. “var” dersen, olmayan bir şey için yalan söylemek durumunda kalınır. Biz, bu konuda teşhisin önemini belirtiyoruz. Önce, tıbbî (doktorluk) bir olay mı, yoksa metafiziği ilgilendiren bir olay mı, bunun bulunması gerekir.

METAFİZİK ve İSTİHBARAT

Gerek askeri ve siyâsî gerek sosyal ve ekonomik açıdan istihbarat, haber alma, haber toplama, haber elde etme çok önemli bir olaydır. Devletler, şirketler, istihbarat sayesinde bilmediği, görmediği, duymadığı, pahalı, masraflı birçok bilgiye sahip olabilmekte, ileri gidip, yükselebilmektir. Başta, Çin, Rusya, Kuzey Kore olmak üzere birçok devlet gayri resmi olarak, gizlice fizikötesi âlemde çalışmalar yaparak, ışınsal varlık ve medyumları kullanarak siyâsî, askeri, ekonomik sahada istihbarat elde etmeye çalışmaktadır.

Ben, şahsen fizikötesi âlemde yaptığım kimi yolculuklarda (trans halindeyken) bu âlemde farklı boyutlarda, Çin, Kuzey Kore, Rus medyumlarının astral bedenleriyle karşılaştım. Benim amacım şifa iken, onların farklı amaçlarda olduğunu gördüm. Bir odada düşünen bir insanın düşüncelerini, ancak fizikötesi âlem ile bağlantılı, medyumsal özelliğe sahip aracı, araç bir kişi, o boyutlara geçen bir insan öğrenebilir. Bir şartla, trans durumuna girip, ruhunun kopyası, dublesini o yere göndermek suretiyle... Bu olayda cinlerden daha çok, medyumsal özellik söz konusudur. Bir çok şarlatanın dediği gibi sadece cinler bu olaydan asıl fail değildir. Asıl rol, medyuma aittir.

"BENİM CİNLERİM VAR" HEZEYANI

İnsanoğlu, kendinden eksik gördüğü herhangi bir yönü, bir başka bilim, bilgi, yetenek, ya da herhangi bir şeyle (etkinlikle) kapamaya çalışır. Psikolojide buna "yansıtma" denir. Aynı zamanda, belli bir konuda yeteneği, bilgisi, bilim ve tecrübesi olmayan bir kişi, bu eksikliği, ancak, istismar ederek, başka şeyleri kullanarak kapatabilir.

Bugün, medyada yer almış, televizyonlarda şovmenlik yapan kişiler, bu özelliklerini, dindar olmaya ibadet etmeye, haramlardan kaçmaya bağlıyor. Yani, çok dindar oldukları için -haşa- Allah onlara bu yeteneği vermiş... ya da çok ibadet, zikir yaptıkları, Allah'ı çok andıkları için, cinler onlara hizmetkar olmuş...

Biz diyoruz ki, melekler, cinlerden, yaradılış olarak daha üstün varlıklardır. Ve bol bol ibadet, takva, zikir yapan kişilere, melekler, rûhânîler hizmetkar olabilir. Yapıları uygun, fizikötesi yetenekleri varsa, cinlerle de irtibata geçebilir. Fakat, bağlantı kurmak, ayrıdır, onları, hizmetkar etmek, hüddam etmek, ayrıdır. Çünkü, cinler de akıl, şuur sahibi, imtihana tabi, sırr-ı teklif altında birer canlı varlıktır. Hz. Süleyman Allah'a yaptığı dua ile, cinlerin, insanlara sorgusuz, sualsiz, hizmetkar olmasının yolunu kapatmış oldu. Fakat, Bediüzzaman, Risale-i Nur eserinde, ahirzamanın özelliği olarak, cinlerin, bedensiz varlıkların hatta şeytanların gelecekte insanlara faydalı işler yapacağı müjdesini vermiştir

Gelelim “Benim cinlerim var” “Sizi cinlerime çarptırırım” “Benim cinlerim seni boğar” gibi safsata ve hezeyanlara. Size bütün samimiyetimle söylüyorum, böyle bir şey kesinlikle fizikötesi âlemde yoktur. Bu sözlerin hiçbir doğru yönü yoktur. Böyle kişilerden, böyle sahtekar ve şarlatanlardan korkmamak gerekir. Bunlar, kendi noksan ve eksikliklerini, cahillik ve yanlışlarını, tehdit, korkutmayla sürdürmek istemektedirler. Kimileri kendilerine dindar, kimileri de kendilerini “Cin sahibi” göstererek halkı aldatmakta, istismar etmektedir.

Bu ilmi, fizikötesi çalışmaları, dürüst, doğru, rast bir şekilde yapan değerli araştırmacılar, hoca efendiler, medyumsal yetenek sahipleri, zaten bu hezeyanları savurmaz, bu safsataların arkasına saklanmaz.

GÖRMEDİĞİ, BİLMEDİĞİ BİR ŞEYİ KOVMAK

Rahatsız kişiye musallat olmuş bedensiz varlıkları kovmak için, onları görmek, hissetmek, onlar hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Bugün "cin kovuyorum", "cinleri çıkarıyorum", "cinleri yakıyorum" diyen kişilere soralım;

- Müdahale ettiğin bedensiz varlıklar hakkında ne kadar bilgi sahibisin?

- Onların akıllı, şuurlu bir enerji türü olduğunu biliyor musun?

- Onların manyetik güçlerine, dalga boylarına göre farklı cins, ırk ve yapıda olduğunu biliyor musun?

- Cinleri yakmak ile neyi kast ediyorsan?

- Cin ile şeytan arasındaki yapı farkı nedir?

- Cin, insanın içine giriyor mu?

- Cinlerin gönderdiği manyetik akım nedir?

- Okunan her dua, cinlerin kovar mı?

- Ruh ve akıl hastalığı arasındaki fark nedir?

- Cinlerle konuşmak nasıl olur?

- Yıldızların insan ve cin üstündeki etkileri, nelerdir?

- Metafizik âlem ile fizik âlem arasındaki farklar?

- Cin tasallutu için illa ki Müslüman mı dua okuyacak?

- Cin, musallat olmak ister mi?

- Cinlerle evlilik olayının mahiyeti nedir?

- Büyü ve sihirle cinlerin bağı var mıdır?

- Büyü nedir, ne değildir?

- Hıristiyan ya da Budist bir medyum, fizikötesi âlemle bağlantı kuramaz mı?

- İslam dinî akıl ve bilim dinî olduğuna göre, biz yaptığımız her şeyi akıl ve bilime dayandırıyor muyuz?

- Maddi ateş ile dumansız ateş arasındaki fark nedir?

- Medyum, Allah'ın sevgili kulu mudur?

- Manyetik nefes ve nazar ne demektir?

- Cinlerin çoğalması, ihtiyaçları, yemesi nasıldır?

- Trans ne demektir ve sen transa girebiliyor musun?

Bu sorular uzayıp gider. Bu sorulara sağlıklı cevap veremeyen birçok kişi, bu fizikötesi âlemde bedensiz varlıklar konusunda kendini yetkili savunmaktadır. Akıl hastası şizofrenlerle medyumların ayırt edilmesi gerekir.

BÜTÜN İLİMLERİN BAŞI

Fizikî ya da fizikötesi bütün ilimlerin başı, esası, kaynağı, Allah'ı bilmek ve Allah'a iman etmektir.Allah'a dayanmayan hiçbir ilim, ilim değildir. Yobaz bir şekilde "ilim ayrı, din ayrıdır" sözü tamamen safsatadır. İnsan, aciz bir varlık olduğundan, İhtiyaç ve dileklerini, duayla ister. Dua ise, oturup istemek değil, elinden geldiği kadar çalışmak ile gerçekleşir. Biz de fizikötesi âlem için çalışmalar yapmalı, denemeler ve deneylerle bu âlemi tanıtmaya çalışmalı, fakat dayanak noktası olarak, marifetullah dediğimiz "Allah'ı tanıma ve bilme" ilmini kendimize rehber almalıyız. Çünkü bütün evrenin, her şeyin dizgini, -teşbihte hata olmaz- Allah'ın elindedir.

UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ

Daha önce yaptığımız kimi tecrübe ve deneylerde, beyinsel yapısı, sinir sistemi uygun fizikötesi âleme ve farklı boyutlara karşı vücudunda kimi açıklık ve menfez bulunan kişilere, uzaktan telkin, yönlendirme metodu uygulanarak basit hareketler, istem dışı eylemler yaptırıldığını gördüm. Yapısı uygun kişi, transa girme yeteneği kazandırıldıktan sonra (ki bu bazen mekan dışında olabilir) verilen emir ve telkinleri hemen yerine getirir. Böyle bir rahatsız kişiye, trans halindeyken "ben elimi çırpınca emeklemeye başlayacaksın" telkini verildi. O kişi, uyandıktan sonra, el çırpmayla beraber, istem dışı, farkında olmadan eğilip emeklemeye başladı.

Yukarıdaki bu olayı, günümüzde, büyük devletlerin istihbarat örgütleri kullanıyor, birçok insanlar, uzaktan telkin yoluyla, istem dışı hareket ve eylemler yapmaktadır.(Bu konuda TİMAŞ yayınlarından çok değerli eserler çıktı.)

İLHAM GELMESİ ve METAFİZİK

İlham, kalbe gelen anlamlar, bilgi ve yönelmeler demektir. Canlılar âleminde hayvan ve insan türlerinin kalplerine, içlerine derece derece ilhamlar gelir. İnsana gelen bu ilhamlar, his yani duyguya yönelik olduğu için Akıl ve muhakeme bu olayı kavrayamaz. Ruhen ve kalben anlaşılır, algı edilir.

Sanatçılar, şair ve yazarlar, ressam ve müzisyenler hep "ilham perileri"nin gelmesini beklerler. İlham dediğimiz insanın kalp ve gönül dünyasında meydana gelen tecelli ve heyecanlardan sonra birbirinden güzel, muhteşem sanat eserleri, şaheserler, başyapıtlar meydana gelir. kimi çevreler buna yaratma, yaratı dese dahi bunlar hep fizikötesi âlemden gelen ilhamlar, esinler sonucu meydana gelmiştir.

İlham, melek ve evliya aracılığıyla geldiği gibi, bizzat evrenin yaratıcısı, Hz. Allah tarafından da insanın kalbine ilham edilir, anımsatılır, gelir.Risale-i Nur gibi olağanüstü eser bu nevidendir.

İLHAM İLE İLGİLİ BİR HATIRA

Yakınım, edebiyat öğretmeni Ercan bey, bir sabah kalktığında sabaha karşı rüyasında, görkemli, sarıklı, sakallı bir şahsı gördüğünü söyler. Bu rüya ve görüntü O'nu çok etkilemiştir. Adeta, o görüntü yani temessül gözünün önünden hiç gitmiyor, O'na bir şeyler demek istiyormuş. Bir kaç gün sonra yakınım öğretmen bana; "Gördüğüm zat, Ahmed Hani'ymiş. Doğu Beyazid'de kabri varmış. Kendisi ve eserleri hakkında yazı yazmasını istedi ve kendisiyle akraba olduğunu söyledi" dedi ve öğretmen Ercan bey, bir kaç içinde Mem ü Zin, Akaid Nübihar gibi Kurmanci Lehçesinde yazılmış eserleri inceledi, günlük ulusal basında, haftalık dergilerde o zat ve eserleriyle ilgili makaleler yazdı.

Terör ve bölücülük gibi geçici tehdit ve tehlike yüzünden göz ardı edilen bu değerli eserler binlerce insan tarafından objektif bir şekilde tanınmış oldu. Ve fizikötesi âlemden gelen bir ilham, bir esintiyle büyük bir kişilik ve telif ettiği güzel eserleri bir kere daha insanların dikkat nazarlarına gelmiş oldu. Metafizik âlemden gelen bu ilhamlar, esintiler ne ilktir, ne de sonuncu olacaktır. İlham ve fizikötesi esintiler kapısı, bir hikmete binaen açık olacaktır. Bize düşen görev ise, hayal ile gerçeği birbirinden ayırmak, şizofren, paranoyak yanılsamalar, hayallerle melaike ve evliyanın ilhamlarını birbirinden ayırt etmektir.

ÖFKE ÂNI

Hz. Muhammed, "Öfkelendiğiniz zaman abdest alın ya da bulunduğunuz yere oturunuz" derken, bilimsel bir gerçeğe parmak basıyor. Çünkü, insan, öfke halinde incelendiği zaman, gözle görülmeyen bir enerji akımının, manyetik bir akımın, o şahsın sinir sistemini etkilediği, beyin fonksiyonlarını bozduğu görülecektir. Sinirleri dışarıdan gelen bir akım ile bozulan bir kişi, bazen öfkeye kapılır, hiddet ve hırçınlıkla etrafa saldırabilir, çevresini rahatsız edebilir. Bu haldeki bir kişi, hemen abdest alır, elini yüzünü, ayağını yıkarsa, genelde rahatsızlığı izale olabilir. Aynı zaman da Allah'a sığınarak okunacak dualar da o insanı rahatlatabilir. O kişiye yapılacak manyetik pas ve manyetik nefes de o zararlı akımı, o şahsın üstünde alabilir.

DENİZ KIZI OLAYI ve CİNLER

Bir yakınım balıkadam, dalgıçlık sırasında, geçmişte deniz altında derinliklerde, alt tarafı balık, üst tarafı kadın varlıklar gördüğünü söylemişti. Yaptığım incelemede, bu yakınımda medyumsal özellik, ışınsal varlık cinlerle kimi durumlarda bağlantı kurmak, fizikötesi âleme menfezi ve açıklığı olmak yeteneği olduğunu, gördüm. Bu dalgıç, su altında belli derinlikte iken gözüne bazen " su perileri " denilen denizlerde yaşayan bir cin tür bu görüntüyü veriyordu.

Geçmişte, yüzlerce yıldan beri denizciler tarafından söylenen deniz kızı masalları, deniz kızı efsanelerinin özü, fizikötesi âlemdeki ışınsal varlıklar cinlerdi. Daha sonraları durugörü olayıyla denizlerde yaşayan bu varlıklarla irtibatım oldu. Kendilerinin yapı gereği denizlerde yaşadıklarını, yapısı uygun kişilerin, çok eski zamanlardan beri kendilerini bu şekilde, bu şekilde gördüklerini, söylediler. Hangi millet ve hangi dinden olursa olsun, geçmişten bugüne deniz kızı rivayetleri tüm balıkçı ve dalgıçların ortak tema ve konusu olmuştur.

ŞAHMERAN ve CİNLER

Şahmeran, yılanların şahı demektir. Başı, kadın suretinde, gövdesi, yılan olan bu varlık ta aslen fizikötesi âlemdeki ışınsal varlık cinlerin bir görüntüsü, bir temessül şeklidir.

Geçmişte yapısı uygun birçok kişiler, bu varlığı daha doğrusu bu varlığın görüntüsünü görmüşlerdir. Şahmeran görüntülü cinler, belli frekansta, belli bir dalga boyutunda enerjiye sahiplerdir ve bu şekilde bir temessül içindedirler.

Kimi eski kayıtlarda kimi insanların böyle bir varlıkla karşılaştıklarını söylemişleridir. Fakat şimdiye kadar böyle bir varlıkla fizikî manada karşılaşmak mümkün olmamıştır. Çünkü, maddi, fiziki bir varlık yoktur, fizikötesi âlemdeki ışınsal varlık cinlerin bir temessül ve görüntüsü vardır.

ŞİZOFRENİK RAHATSIZLIK VE CİNLER

Bugün, ortamda, medyada, her yerde mantar gibi biten üfürükçü, muskacı, hoca, cinci, tayfası biliminsanları tarafından incelensin. Bu inceleme sonucu görülecektir ki birçoğu şizofrenik rahatsızlığa duçar olmuştur. Önce, hezeyan, saçma sapan sözler söyleme, hayal görme, farklı algılama, farklı çağrışımlar duyma, his ve duygular da donukluk, toplumdan, insanlardan kaçma, kuruntu, endişe ilgisizlik, geceleri uyanık olup, gündüzleri uyuma, insanlardan ürkmek, çekinmek, davranış bozukluğu, vs. gibi belirtilerden sonra insanın beyninde sonra ruhsal yapısında, zihinsel faaliyetlerinde rahatsızlık meydana gelir.

Yukarıdaki bu rahatsızlıktan sonra, kimi insan bünyelerinde fizikötesi âleme menfez ve koridor açılır.Bu açıklıktan ışınsal varlık cinler, o rahatsız kişiye musallat olabilir.Bazen de çeşitli enerji akımları, çeşitli enerji boyutları, o menfez ve koridora denk gelerek rahatsızlığa neden olabilir. Kendi başına bu rahatsızlık içindeki kişi, bir süre sonra, kendisine musallat olan fizikötesi canlıların marifetiyle! kendinde bir güç, bir enerji, bir üstünlük, bir faklılık hissedebilir. Ve bir süre sonra, kendi rahatsızlığına bakmadan, başka hastalıkları tedavi etmeye çalışan, herkesi büyülenmiş, muska yazılmış görerek, bunları iyi etmeye çalışan bir şifacı (!), bir kurtarıcı (!), bir medyum (!), bir hoca (!) daha ortamda, medyada görünmeye başlar.

Nice fizikî, maddi beyin hastalığına ya da manyetik akımdan dolayı meydana gelen rahatsızlığa sahip kişiler, böyle rahatsız, şizofrenik, şovmen kişiler tarafından "sana büyü yapılmış denilerek oyalanmakta", istismar edilmektedir. "Sana büyü yapılmış" denilen bir kişi, bir daha asla, başlıca bir neden araştırma yapmadan, sabit fikirle, kendine karşı çıkanlara, "sende büyü yok, " diyenlere inanmamaktadır. Aracı varlıklar, ışınsal canlı cinlerin de kimi durumlarda müdahalesi, musallat olması, işin yönünü değiştirmekte, sorun farklı bir boyut kazanmaktadır.

METAFİZİK ve SATANİZM

Satanizm, yani şeytana tapma inancı, son yıllara kadar bize meçhul bir olaydı. İstanbul ve Adana'da meydana gelen intihar ve cinayetlerden sonra, toplumun ve devletin dikkatini çeken bu akım, özellikle gençlik üstünde etkisini hızla arttırmaktadır. İnceleme ve araştırmalarım sırasında bu tarz birkaç olay ile karşılaştım. Genellikle İstanbul ve büyük şehirlerde, zengin muhitlerde yetişen gençler arasında, önceleri okullarda, şimdi modern tarzda internet üstünde yayılan bu akım, ruhî, kalbî, manevî yönden boş olan, beyinsel yönden kimi rahatsızlıkları olan, vücudunda fizikötesi âleme açık ve menfez bulunup ışınsal varlıkların tasallutuna uygun gençlerde, görülmektedir.Metafizik âlemin en mühim varlıklardan olan, aynı zamanda ehl-i zındıka dediğimiz Allah'a Peygamber'e, din ve maneviyata düşman varlıkların üstadı olan şeytan, çoğu zaman kendi varlığını gizler.

Şeytan, tüm müdahale ettiği şeylerde kendi varlığını gizlediği gibi, insanlara ve cinlere, her türlü evham, vesvese ve dalalet oklarını atar.İnsanlar ve ışınsal varlık cinler, şeytanı göremez ve onun verdiği vesvese ve dalalet ile günah ve kötü yollara girer. Geçmişte büyük zatlar, dualarında insî ve cinnî şeytanlardan korunmak için çok dualar etmişler, şeytanın, fizikötesi ve fiziki âlemde vereceği zararlardan, Allah'a sığınmışlardır.

ŞEYTAN ve SATANİZM

Bugün, bir ideoloji olarak satanizm fikrini, Anton Lavey adlı bir şarlatana dayandırırlar. Amerika'da 20. yüzyılda yaşamış olan, büyü, sihir, fizikötesi çalışmalar yaptığı söyleyen, hipnoz işiyle de uğraşan bu kişi, şeytana ve kimi habis, kötü ışınsal varlılara kanarak, bu akımı sistematik hale getirmiştir.

Anton Lavey, bütün dinlere, inançlara düşmandır. İnsan, başıboş bir hayvan gibi yaşamalı, içgüdülerine göre hareket etmelidir. İstanbul'da meydana gelen cinayet ve birçok emniyet kuvvetlerinin raporlarında, bu fikirlerin tatbik edildiği görülmüştür.Çağımızın bir çeşit Hasan Sabbah'ı olan bu kişiden çok önceleri, şeytana tapma fikir ve inancı bulunmaktaydı. Ortaçağda, Avrupa'da şeytan adına ayinler yapma, kurbanlar kesme gizli de olsa yapılıyordu.

Bu arada fizikötesi âlemle bağlantılı, medyumsal özelliği olan, ışınsal varlıklarla diyalog kurabilen, kalp ve ruhun hassas olduğu birçok insanlar, Fransız kadın kahraman Jan Dark olayında olduğu gibi "içine şeytan girdi" denilerek, kilise tarafından yakılmış, bu gerçek bilerek ya da bilmeyerek örtülmeye çalışılmıştır.

Kurân-ı Kerîm'de Kainatın Yaratıcısı, fizikî ve fizikötesi âleminin Efendisi Hz. Allah, insan için en büyük düşman ve tehlikenin, şeytan olduğunu bildirmiştir.

Bugün yetkililer sadece okullarda ve internet sitelerinde satanist arayacaklarına, biraz da bar meyhane ve içki âlemlerinin yapıldığı yerlere dikkat etseler, toplumda cinayet, gasp, hırsızlık, yolsuzluk, yaralama, trafik kazası vs. gibi olayları önleyebilirler.

ÇANAKKALE SAVAŞI VE METAFİZİK BİR OLAY

Çanakkale Savaşının sonucunu etkileyen önemli bir olay, birçok kişi tarafından bilinmez. Aynen Yavuz Sultan Selim'in, Sina Çölünü yürüyerek geçmesi, Barbaros'un, Preveze Zaferinde, düşman gemilerini yerinde mıhlanmasına neden, rüzgarın kesilmesi, Kore Savaşı’nda Kızıl Çinlilere karşı savaşan Türk birliğinin, düşman tarafından çok yakında olmasına rağmen, hedef olarak görülmemesi gibi.

Yukarıdaki tüm bu olaylarda fizikötesi bağlantılar vardır. Şahadet âleminden tenteneli bir perdeyle ayrılan fizikötesi âlem, her zaman fizikî, maddî dünyaya etki etmiştir. Çanakkale'deki Türk savunmasını tamamen bitirip, İstanbul'u işgal etmek isteyen İngiliz General Hamilton, İngiltere'nin en seçkin birliği "Kraliyet Norfolk alayı"nı ön cepheye sürer. Ve çevresine şöyle söyler: "Bu seçkin alay, Osmanlı'yı haritadan silecektir."

İngiliz askerleri, ileri hareket ile birçok mevzi kazanır. En mühim direnişin olduğu tepe düşmek üzeredir. Ve bu tepe, işgal edilirse, İngilizlere İstanbul yolu gözükecektir. O sırada bir fizikötesi olay meydana gelir.Kraliyet alayının 4. taburu, 16 subay ve 250 seçkin askeri, bir bulutun içine girip kaybolurlar. Bu olaya belgeli, imzalı birçok şahit vardır. Hem de İngiliz subay ve askerlerinden. O günden bugüne o kayıp subay ve askerlerinin izine rastlanılmamış, bu olay tarihe "garip bir fizikötesi olay" olarak geçmiştir.

METAFİZİK ALEMDE BİR MELEK = AZRAİL

Kurân-ı Kerîm'in ve Hz. Muhammed’in (S.A.V) bildirdiğine göre, dünyadaki bütün insanların ölüm anında ruhlarını alan, ölüm meleği Azrail'dir Ve aynı anda dünyanın çeşitli yerinde aynı anda ruhları kabzetme, alma yeteneğine sahiptir. Metafizik âlemde, Azrail'e bu görev, Hz. Allah'ın azamet ve celal-i kibriyası gereği verilmiştir. İnsanlar, ölüme neden çoğu zaman hastalık, kaza ve Azrail'i görürler. Bediüzzaman, "Mektubat" adlı eserinde,-Azrail'in aynı anda, birçok yerde birden ruhları kabzetmesine izah olarak, Azrail'in bir melek olarak nûrânî olduğunu, nuranî bir şeyin sınırsız, çok sayıda ayna aracılığıyla, sınırsız, çok yerde birden temessül edip görünebileceğini ve bizzat bulunabileceğini, söyler. Ölüm anında, ölen kişinin dünya hayatındaki durumları, durumu, imanı, yaşam tarzı ve kişiliğine göre, Azrail görüntü verir, temessül eder. ve bu görüntüyü, ölen kişiyle beraber, bazen sübyan ve küçük çocuklar da görebilir.

UZAKTAN TELKİN VE BEYİN KONTROLÜ

Başta Amerika olmak üzere Çin, Rusya ve Avrupa devletleri, şu an uzaktan telkin, uzaktan yönlendirme, uzaktan şartlandırma, uzaktan uyarma ve uzaktan beyni kontrol etme yöntemlerini araştırmakta ve geliştirmektedir. Özellikle uçaklarda, denizaltılarda ve askeri sahada bu yöntem oldukça geliştirilmiş ve uygulamaya geçilmiştir. Metafizik güçler ve etkenler, en güzel ve etkili şekilde kullanılıp, karşıdaki rakipler görünmez bir savaş ile yok edilmek hedeflendirmektedir. Yani, fizik ötesi silahlarla savaş...

Uzaktan telkin ve beyin kontrolü, fizikî tedbirlerle, maddî yöntemlerle engellenemez.Maddî, materyalist ve metafiziğe inanmayan bir zihniyet, bu görünmez savaşta mağlup olacaktır. 20. yüzyılda, parapsikolojiye, metafiziğe önem veren, bu sahada bilimsel çalışmalar, akademik incelemeler yapan devletler, insanlara, faydalı olacak, bu sahayı ihmal edenler, hüsrana uğrayacaktır.

CİNLERLE İRTİBAT

Birçok kişi, bedensiz varlıklar yani cinlerle bağlantı kurmak, onları görmek, onlarla konuşmak ister. Bu istek piyasadaki yanlış bilgilerden kaynaklanmaktadır. Gerçek noktasında, bünyesi, yapısı uygun olmayan, fizikötesi âlemle herhangi bir şekilde irtibatı bulunmayan bir kişi cinlerle bağlantı kuramaz. Çünkü fizikötesi âlemde yaşayan bu şuurlu canlılarla bağlantı ve ilişki, biz maddi vücuda sahip, molekül yığını insanların arasındaki bağlantı ve ilişki gibi değildir.

İnsan ve cinler arasında, boyut ve makam farklılığı vardır. Basın-Yayın organlarında sık sık görünen bir kişi yüzünden, insanların kafası karışık vaziyettedir ve biz onlara bu boyut farklılığına anlatmaya çalışıyoruz. İnsanlarla konuştuğumuz gibi bedensiz varlıklarla konuşamayız. Onlarla konuşma ancak beyinsel yönden olur.İnsan sesini duyduğumuz gibi, onları duyamayız. Fakat beyinsel yönden, manyetik olarak duyabiliriz. Onları, maddeyi gördüğümüz gibi göremeyiz. Fakat beyinsel yönden onları algılayabiliriz.

Bir kere daha anımsatmakta fayda vardır. Cinlerle bağlantı bir meziyet bir fazilet, bir üstünlük değildir. Ressamlık, müzisyenlik gibi yetenektir ve istismara açık durumları vardır.
islam