Yeni

Teravih Namazı, Manası, Rekat Sayısı

Teravih Namazı, Manası, Rekat Sayısı

I-TERAVİH KELİMESİNİN ANLAMI
II- RAMAZAN GECELERİNİ İHYA ETMEK
III- TERAVİH NAMAZININ CEMAATLE KILINMASININ HÜKMÜ
IV- TERAVİH NAMAZININ REKÂT SAYISI
Teravih namazının rekâtları hususunda Ömer b. el-Hattâb'dan rivayet edilen haberlerin araştırılması:
BİBLİYOGRAFYA



TERAVİH NAMAZI[1]

Yazan: Dr. Muhammed Ziyaürrahman el-Azamî

Medine el-İslâmiyye Üniversitesi Hadis Fakültesi Öğretim Üyesi

Çeviren: Yard.Doç.Dr. Selman BAŞARAN[2]

U.Ü.İlâhiyat Fak. Öğr. Üyesi – BURSA

I-TERAVİH KELİMESİNİN ANLAMI
Lügat bakımından "teravih", terviha kelimesinin çoğulu olup nefsin istirahat etmesi demektir. Kâmus’ta şöyle deniliyor: "Ramazan ayı tervihası da bu anlamda kullanılmış olup her dört rekât namazdan sonra dinlenildiği için bu şekilde adlandırılmıştır. Bir de "istervaha" denilir ki "rahatı buldu" mânâsına gelir.

Daha sonra "Teravih", Ramazan gecelerinde kılınan namazların adı olarak yaygınlaştı. Bu namazlarda imam her dört rekâttan sonra oturduğu için, "imam her iki terviha arasında bir terviha miktarı oturur" denilir.

İmam Beyhakî Suneninde, kendi isnadıyla Mu-gîre b. Ziyâd el-Mevsılî’nin Atâ'dan, O'nun da Hz.Aîşe'den naklettiği şu haberi zikreder: Hz.Aişe diyor ki: "Allah Rasulu geceleyin dört rekât namaz kılmış, sonra da uzun süre dinlenmişti. Bu durumda içimdeki merhamet duygularımı gizleyemedim ve 'Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Elçisi, Allah senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışladı (Buna rağmen bu kadar ibadet niye)?' dedim. Bunun üzerine Rasülüllah, 'Şükreden bir kul olmayayım mı?' buyurdu"

Beyhakî, "Bu hadisi Muğîre b. Ziyâd tek başına nakletmiştir ki o kuvvetli bir râvî değildir" diyor[3]. İbn Maîn bu zatı güvenilir olarak nitelendiriyor. Hâ-kim'de, O'nun bazı hadislerinin sahih olduğunu söylüyor[4]. Fakat Zehebî Hâkim'in bu görüşüne iştirak etmiyor ve Muğîre'nin "Sâlihu'l-Hadîs" (Hadisi delil olmağa elverişli) olduğuna, İbn Hibbân'ın O'nu "metruk" addettiğine işaret ediyor.

Zehebî, Muğire hakkında el-Kâşif’te diyorki: "İbn Maîn ve bir gurup âlim onu güvenilir sayarken Ahmed b. Hanbel, "Hadisi kabul edilmeyen kimse" (Munkeru'l-Hadîs) olarak vasıflandırıyor[5].

Bazı âlimler, "istirahat beşinci selâmdan sonra olur" diyorlarsa da bu konuda genişlik vardır. İmam Ahmed'e, beş terviha kıldığı halde aralarda hiç dinlenmeyen kimselerin durumunu sormuşlar, O da caiz olduğunu söylemiştir[6].



II- RAMAZAN GECELERİNİ İHYA ETMEK
Bu konuda ilk hadis Ebû Hureyre hadisidir. O şöyle diyor: "Rasuluilah Ramazan gecelerini ihya etmeğe teşvik eder, fakat kesin olarak emretmezdi.

Ve şöyle buyururdu: 'Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır'". Hadisi Kutub-i Sitte Müellifleri rivayet etmiştir.

Hadisin Açıklaması:"... Ancak kesin olarak emretmezdi" (min gayri en ye'murafîhi bi azîmetin) ifadesinde Ramazan'ı ihya etmenin farz olmadığı hususu açıklanmışdır. İmam Nevevî diyor ki: "Bunun mânası şudur: Ramazanı ihya etmeği onlara vacip kılmadı ve kesin bir şekilde emretmedi, fakat mendup ve teşvik olarak emretti". Nevevî sonra da şunu ilâve ediyor: "Ramazan'ı ihya etmenin vacip değil mendup olduğu hususunda islâm ümmeti görüş birliğine varmıştır."

"Her kim Ramazan'ı ihya ederse" (men kâme Ra-medâne) ifadesinin mânâsı "namaz kılarak ihya ederse" şeklinde anlaşılmalıdır. Bu da gece namazı denebilecek mutlak namazla gerçekleşmiş olur. Bütün geceyi namazla geçirmek şart değildir. Nevevî, "Ramazan'ı ihya etmek teravih namazı kılmakla hasıl olur" diyor.

İkinci hadis Abdurrahman b. Avf'ın hadisidir. O, Hz.Peygamber'in şöyle buyurduğunu bildiriyor: "Şüphesiz Allah Ramazan orucunu farz kıldı, ben de ramazan gecelerini ihya etmeği sünnet kıldım. Her kim inanarak ve sevabını Aliah'dan bekleyerek Ramazan'ı oruçla, gecelerini de namazla ihya ederse anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur"[7]. Ancak hadisin isnadında el-Nadr b.Şeybân el-Huddâvî yer almaktadır ki Hafız İbn Ha-cer onun hakkında "rivayet gevşekliği vardır" (leyyi-nu'l-Hadis) demiştir[8].

III- TERAVİH NAMAZININ CEMAATLE KILINMASININ HÜKMÜ
Birinci Görüş: Teravih namazını camide cemaatle kılmak efdaldir. Ahmet b. Hanbel, Şafiî ve Ebû Hanife ile bazı Mâlikîlerin görüşü budur. Hattâ Hane-fîlerden Tahâvî daha da ileri giderek, "teravih namazını cemaatle kılmanın vâcib-i kifâye olduğunu" söylemiştir.

Şevkânî[9] ve ondan önce de Hafız İbn Hacer[10], Tahâvî'den bu şekilde nakletmişlerdir. Ancak bu ifade Tahâvinin "Şerhu Meâni’l-Asar’ında söylediklerine ve İbnu'l-Humâm'ın "Şerhu Fethı’l-Kadir’de ondan naklettiklerine tamamen aykırıdır. Tahâvî’nin ifadesi şöyledir: "Bu rivayetlerle kendilerinden haber naklettiğimiz âlimlerin hepsi, kişinin ramazan ayında teravih namazını tek başına kılmasını, imamla birlikte kılmasından üstün saymışlardır ki doğru olanı da budur[11].

Bu değerlendirmesinden önce Tahâvî, iki gurubun delilleri arasında şöyle bir mukayese yapmıştır: "Bir gurup âlim Ramazan gecelerini imamla birlikte ihya etmenin, evlerde ihya etmekten efdal olduğunu söylemişler ve bu konuda Hz. Peygamber'in 'Her kim imam çekilinceğe kadar onunla birlikte namaz kılarsa, kendisine gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevap yazılır' hadisini delil getirmişlerdir."

Tahâvî şöyle devam ediyor: "Bu hususta diğer âlimler bunlara muhalefet etmişler ve, 'Aksine, kişinin evinde kıldığı namaz, imamla birlikte kıldığından daha üstündür' demişlerdir. Onların bu husustaki delilleri ise Zeyd b. Sâbit'in naklettiği hadistir. Bu hadise göre Rasülüllah, 'Farz olanlar dışında, kişinin evinde kıldığı namaz, daha hayırlıdır' buyurmuştur. Hz. Peygamber bu sözü, bir Ramazan gecesinde Ashabına namaz kıldırdığı, bundan sonraki gecelerde de kıldırmasının Ashab tarafından arzu edildiği zamanda söylemiştir".

Bundan sonra Tahâvî iki rivayeti birleştiriyor ve şöyle diyor: "İlk hadis -Ebû Zer Hadisi- imamla birlikte namaz kılan kimseye gecenin kalan kısmında da ibadet etmiş gibi sevab yazılacağını; Zeyd b. Sabit Hadisi ise, bu işi evinde yapanın ondan daha üstün olacağını ifade eder. Bu şekilde bir tevil ile iki hadisin birbirine zıt olması ortadan kalkar[12].

Şeyh İbnu'l-Humam da şöyle diyor: "Tahâvî, İbn Ömer ve Urve'den, bazı Sahâbîlerin teravihi evde kıldıklarına dair haberler rivayet etmiş; Kasım, İbrahim, Nâfî, Salim ve Ebû Yûsufun, 'kişi kıraatta sünnete tam riayet ederek veya sünnet olan kıraate benzer şekilde okumak suretiyle teravihi evinde eda edebilecekse onu evinde kılsın', dediklerini, çünkü Hz. Peygamberin 'Namazı evinizde kılınız, farz olanlar müstesna, şüphesiz kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır' buyurduğunu nakletmiştir. Ancak kitlelere önderlik eden büyük fakihleri bunun dışında tutmuştur"[13].

İkinci görüş: Bu görüşe göre kişinin teravih namazını evinde kılması efdaldir. Mâlik, Ebû Yûsuf ve Şâfiîlerden bazısı bu görüştedirler. İmam Mâlik'e bir insanın Ramazan'daki namazı ile ilgili bir soru sorulunca şöyle cevap vermiştir. "Eğer kişi evinde kılabilecekse bence en iyisi evinde kılmasıdır. Ama her insan bunu yapamayabilir. İbn Hürmüz çekip gider ve ailesiyle birlikte namaz kılardı. Rabia da giderdi ve evinde kılardı. Alimlerden birçoğu çekip giderler, cemaatle birlikte namaz kılmazlardı ki ben de bunu tercih ederim[14].

Bunlar, Zeyd b. Sabit hadisindeki Rasulullah'ın "Namazın en sevaplısı, farz müstesna, kişinin evinde kıldığı namazıdır" ifadesini delil getirmişlerdir. Hz. Peygamber mescitte hasırdan yapılmış bir oda edinmişti. Namazı o odada kılmıştı. Bir gurup Sahabe yanında toplanmış ve O'nunla birlikte namaz kılmıştı. Sonra bir gece Hz. Peygamberin sesini duymadılar, O'nun uyuduğunu zannettiler. Uyansın ve çıksın diye Ashabdan bazıları öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber dışarı çıkarak buyurdu ki: "Yaptığınızı gördüğüm şeye o kadar devam ettiniz ki, bunun size farz olacağından korktum. Size farz kılınmış olsa ona güç yetiremezsiniz. Binaenaleyh siz namazı evlerinizde kılınız. Çünkü farz olan müstesna, kişinin en faziletli manazı evinde kıldığı namaz-dır"[15]

El-Elbânînin "Salâtu'î-Terâvih" isimli kitabında bu hadisi zikretmemesi şaşılacak şeydir. Oysa ikinci görüşün en kuvvetli delili bu hadistir.

Hz. Peygamber hiçbir namazı bu genelleme dışında tutmamıştır. Yalnız farzları istisna etmiştir. Teravih namazı ise farzlara dahil değildir.

Bu hadis, Ramazan'da kılınan namaz hakkında, Rasülüllah'ın mescidinde söylenmiştir. Teravih namazını evde kılmak, Hz. Peygamber'in mescidinde kılmaktan bile faziletli olunca, bunun dışındaki bir mescitte kılmaktan nasıl daha faziletli olmaz?

Fakat Ömer b. el-Hattab devrinden sonra teravih namazı İslâm’ın şiarı haline geldi ve Müslümanlar bunu devamlı olarak kıldılar. Bu sebeple âlimler teravihi camilerde kılmanın efdal olduğu hususunda görüş birliğine vardılar ve bu konuda aşağıdaki delilleri zikrettiler.

1) Hz. Aişe Hadisi: Hz. Aişe diyor ki: "Hz. Peygamber mescitte namaz kılmıştı. Bir gurup cemaatte O'na uyarak namaz kıldılar. Sonra ikinci gün yine kıldı. Bu sefer cemaat çoğaldı. Sonra üçüncü, yahut dördüncü gece halk yine toplanmıştı. Fakat Hz. Peygamber onların yanına çıkmadı. Sabah olunca da şöyle buyurdu: "Yaptığınızı gördüm. Ancak size çıkmaktan beni alıkoyan şey, size bu namazın farz olmasından korkmamdır." Bu hadise Ramazan'da vuku bulmuştu. Hadisi Buharı ve Müslim nakletmiştir.

Hadisin açıklanması: Hadis şuna delâlet ediyor: Hz. Peygamber teravih namazını cemaatle kılmıştır ve O'nu cemaate devam etmekten "ümmetime farz kılınır" endişesi alıkoymuştur.

Şöyle bir soru sorulabilir: Allah Teâlâ farz namazlara son şeklini vererek elliden beşe indirdi. Bir de teravih müslümanlara farz kılınır endişesi niye?

Bu soruya El-Bagavî şu cevabı veriyor: Gece namazı Hz. Peygamber'e farz idi. O'nun dinle ilgili fiil ve hareketlerine uymak ise mecburî idi. Bu durumda O, teravih i cemaate devamlı olarak kıldırsaydı, bu konuda da ümmetinin kendisine ittibâ etmesinin zaruret şeklini alabileceğinden emin olamazdı, ve bu ilâve edilmiş vacip, Hz. Peygamber'e ittibâ edilmesi yönünden olup yeni bir farz ortaya koyma tarzında olmazdı. Bazen din gerekli görmediği halde kişi kendi kendine bir işi vacip kılabilir, terk ettiği zaman da ayıplanır. Nitekim kişi bir namaz adayınca onu yerine getirmesi vacip olur. Allah Teâlâ, bir gurup Hıristiyan’ın, kendilerine farz kılınmayan bir ruhbanlık başlattıklarını, sonra da onu gereği gibi yerine getiremediklerini, bu durumda da ayıplandıklarını haber veriyor ve onlar hakkında "onlar ruhbanlığa riayet etmediler"(Hadîd, 27), buyuruyor. İşte Hz. Peygamber, böyle olabileceğinden endişe ederek cemaate devamı terk etmiştir[16]

Hz. Peygamber'in "Size farz kılınmasından endişe ettim" ifadesinin izahı hususunda Hafız İbn Hacer, âlimlerden birçok görüş nakletmekte ve az önce geçen sözü el-Hattâbî'ye nisbet etmektedir. Hattâbî'den şöyle bir ihtimal daha naklediyor: Allah, namazı elli vakit olarak farz kıldı. Sonra Peygamber'ine acıyarak bunun büyük bir kısmını affetti. Şayet ümmet, kendileri için bağışlanmış olan şeye tekrar dönerler ve Peygamberlerinin, kendileri için affedilmesini istediği şeyin bir kısmını kendileri için gerekli görürlerse, bunun onlara farz kılınması abes karşılanmaz.

Sonra Hafız İbn Hacer şöyle devam ediyor: "Bu iki cevabı, İbnu'l-Cevzî gibi birçok şârih, Hattâbî'den almıştır ki bu, gece namazının Hz. Peygamber'e farz ve O'nun fiillerine ittibâ etmenin ümmeti için zarurî olması esasına dayanır. Bu iki durumdan her birinde ittifak vardır". Daha sonra İbn Hacer diğer âlimlerin görüşlerini naklediyor ve şöyle diyor:

a) EI-Muhibb et-Taberî diyor ki: Allah'ın Hz. Peygamber'e, "Eğer sen bu namazı onlarla birlikte kılmağa devam edersen ben onlara bu namazı ferz kılarım" diye vahyetmiş olması. Hz. Peygamber'in ise onların yükünü hafifletmeyi istemiş olması, bu yüzden teravihi cemaatle kılmağı terketmiş olması muhtemeldir.

Taberî şöyle devam ediyor: Hz. Peygamber'in içine böyle bir endişenin doğmuş olması da muhtemeldir. Nitekim Hz Peygamberin devam ettiği bazı ibadetlerin farz kılındığı hususunda ittifak vardır.

Hz. Peygambeı'in. devam etmesi sebebiyle, ümmetinden birinin, teravih namazını vacip sanabileceği endişesi taşımış olduğu da söylenir.

Kurtubî de bu görüşe temayül ederek diyor ki: "Hz. Peygamber'in, 'size farz kılınır sözü, 'siz onu farz zannedersiniz, bu sebeble de böyle zannedene farz olur manasınadır. Nitekim müçtehid, bir şeyin helâl veya haram olduğunu zannedince onunla amel etmek kendisine vacip olur."

Şöyle devam ediyor: "Denilir ki: Hz. Peygamber şayet kendisi hayır bir işe devam eder ve ümmeti de kendisine bu konuda uyarsa o amelin ümmetine farz kılınacağına, "hükmetmiştir".

Hafız İbn Hacer şöyle bir not düşmektedir: "Bu sonuncu görüşten sonra akla şu itiraz geliyor: Hz Peygamberin farzlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazlara devam ettiği Ashabının da O'na ittibâ ettiği, buna rağmen bu namazların farz kılınmadığı açıkça ortadadır."

b) İbn Battal şöyle diyor: Muhtemeldir ki Hz. Peygamber bu sözü gece namazının ümmeti dışında, yalnız kendisine farz olduğu zaman söylemiş ve "eğer onlara namaz kıldırmak üzere çıkar, onlar da gece namazını O'nunla birlikte kılmağı zarurî görürlerse, Allah O'nunla ümmeti arasındaki hükmünü müsâvî kılar", diye endişe etmiştir. Çünkü dinde esas olan, Peygamber ile ümmeti arasında ibadet hususunda eşitliğin bulunmasıdır.

Yine muhtemeldir ki Hz. Peygamber, onların gece namazına devamdan âciz kalmalarından, onu terketmekle de kendisine ittibayı terketmelerinden, bu sebeble de isyan etmiş olacaklarından endişe etmiştir.

c) Kirmanı ise şöyle söylüyor: Şüphesiz İsrâ hadisi şuna delâlet eder: Allah'ın, "benim katımda söz değişmez", ifadesinden maksat, beş vakit namazın artmaması ve eksilmemesinin garantisidir.

d) Bazıları da diyorlarki: O devir nesih için uygun bir devirdi. Farz kılınmasından korkmağa hiçbir engel yoktu."Hafız, bu görüşe de şöyle bir not düşüyor: Bunun üzerinde düşünmek lâzım. Çünkü Allah Teâlâ'nın "Benim katımda söz değişmez" ayeti bir haberdir. Tercih edilen görüşe göre haberde nesih cereyan etmez.

e) Hafız İbn Hacer Diyor ki: Allah Teâlâ bize bunlar dışında üç cevap daha ilham etti.

Bunlardan birisi şudur: Endişe edilen şey, gece namazının, "teheccüdü camide cemaatle kılmağı gece nafilesinin sahih olması için şart kabul etmek" mânâsında farz kılınmasıdır. Zeyd b. Sabit hadisindeki, "size farz kılınmasından, eğer farz kılınırsa yerine getiremeyeceğinizden korktum. Bu.sebeple (ey cemaat) namazı evlerinizde kılınız" ifadesi de buna işaret etmekte ve şart kılınmasından korumak için Hz. Peygamber, onları mescitte toplanmaktan menetmekte, bunu evlerinde devam ettirmelerine izin vermekle de farz kılınmasını emniyet altına almaktadır.



İkincisi, korkulan şeyin, gece namazının farz-ı ayn değil, farz-ı kifaye olmasıdır. Böyle olunca da, beş vaktin üzerine ilâve sayılmaz, belki bazılarının bayram namazı gibi konularda iler sürdükleri görüşün bir benzeri olur.

Üçüncüsü: Muhtemeldir ki korkulan şey, özellikle Ramazan gecelerinde kılınan namazın farz olmasıdır. Nitekim bu konudaki hadiste, bu sözün Ramazanda söylendiği belirtilmiştir. Süfyan b. Hüseyin'in rivayetinde de "Size bu ayın namazının farz olmasından korkuyorum" denilmektedir ki bu durumda problem ortadan kalkıyor. Çünkü Ramazanın ihyası, senenin her gününde tekerrür etmektedir. Böyle olunca da, beş vaktin üzerine ilâve sayılmaz, belki bazılarının bayram namazı gibi konularda ileri sürdükleri görüşün bir benzeri olur.

Üçüncüsü: Muhtemeldir ki korkulan şey, özellikle Ramazan gecelerinde kılınan namazın farz olmasıdır. Nitekim bu konudaki hadiste, bu sözün Ramazanda söylendiği belirtilmiştir. Süfyan b. Hüseyinin rivayetinde de "Size bu ayın namazının farz olmasından korkuyorum" denilmektedir ki bu durumda problem ortadan kalkıyor. Çünkü Ramazanın ihyası, senenin her gününde tekerrür etmemektedir. Böyle olunca da beş vaktin üzerine ilâve sayılmaz.

Hafız Askalânî şöyle devam ediyor: Bana göre bu üç cevaptan en kuvvetlisi birincisidir[17].

2) İkinci hadis, Ebû Zer hadisidir. O diyor ki: Hz Peygamberle birlikte Ramazan ayında bulunduk. Bu aydan yedi gün kalıncaya kadar bize (farzdan başka) namaz kıldırmadı. (Yedi gün kalınca) gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Sonra altıncı gece bize namaz kıldırmadı. Beşinci gece olunca, gecenin yarısı geçinceğe kadar bize namaz kıldırdı. "Ya Rasûlallah" dedik, "bu gecenin geri kalanının namazını da bize kıldırsan?" Bunun üzerine şöyle Duyurdu: "Bir adam, imam çekilinceye kadar onunla namaz kılarsa ona bir geceyi ihya etmiş sevabı yazılır. Sonra, ayın sonundan dördüncü gecede bize namaz kıldırmadı, üçüncü gece kıldırdı. Öyle ki, 'felâh'ı geçirmekten korktuk. Ebû Zer'e, "felah nedir?" dedim. "Sahurdur" dedi.

Râvî diyor ki: Bu gecede ailesini, kızlarını ve hanımlarını da uyandırırdı[18].

Hadisin açıklaması: "Lev neffeltenâ" ifadesi "yarısını ibadetle geçirdiğimiz gecenin kalanında namaz kıldırmak suretiyle eklesen" demektir. İşte bu, tenfil-dendir. en-Nihâye'de denilir ki: "Bize nafile namazdan ilâve yapsan" demektir. Farzlar üzerine ilâve olduğu için nafile namazlar da bununla adlandırılmıştır. "Yarısı üzerine gece namazını eklesen bizim için daha hayırlı olurdu" takdirindedir." Buradaki "Lev" lafzı temenni içindir.[19]

Şevkânî şöyle diyor: Burada anlatılmak istenen şudur: "Keşke gecemiz boyunca bize namaz kıldırsan ve namaz sevabından hasıl olan ecri bize ilâve etsen".

Hadiste teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğuna delil vardır.

3) Üçüncü hadis, Ebû Hureyre hadisidir. O diyor ki; Hz Peygamber Ramazanda çıkıp baktı ki bir gurup cemaat mescidin bir köşesinde namaz kılıyor. "Bunlar nedir?" diye sordu. Dediler ki: "Bunlar Kur'an okumayı bilmeyen bir topluluktur, Übey b. Kâb namaz kılıyor, onlar da onun namazına uyarak kılıyorlar. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: "Doğru yapıyorlar. Yaptıkları şey ne güzeldir"[20].

Bu hadisi Muhammed b. Nasr el-Mervezîde rivayet etmiştir.[21] Su konuda mahfuz olan haberde Ömer b. ei-Hattâb'ın, cemaati Ubey b. Kâb'ın arkasında topladığı zikredilmektedir ki Hafız İbn Hacer ve başkaları bunu kesin bir ifadeyle belirtmişlerdir[22].

Bunlar Teravih namazını cemaatle kılmanın meşru olduğu hususunda rivayet edilen hadislerden bazılarıdır.

Hz. Peygamberin "Farz olanı müstesna, namazın efdali, kişinin evinde kıldığı namazıdır" sözünü âlimler, teheccüt namazına hamletmişlerdir. Nitekim bayram namazları, kusuf ve istiskâ gibi cemaatle kılınması meşru olan bazı namazları umumdan istisna ettiler. Teravih namazı da böyledir. Bunun için Ömer b. el-Hattâb, teravihin farz kılınması endişesi ortadan kalkınca, cemaatle camide kılmayı emretmiştir. Bu uygulama o zamandan günümüze kadar böylece devam ede gelmiş ve Ramazan ayında teravih namazı kılmak, İslâm’ın şiarı olmuştur. Ancak teravihi camide cemaatle kılmayıpda evinde kılan kimse kötülenmez, ayıplanmaz.

IV- TERAVİH NAMAZININ REKÂT SAYISI
Bu konuda âlimlerin üç görüşü vardır:

Birinci görüşe göre teravih sekiz rekâttır. Muhaddislerin ve muhakkiklerin görüşü budur.

İkinci görüşe göre teravih yirmi rekâttır. Üç imam; Şafiî, Ebü Hanîfe ve Ahmed böyle söylemişlerdir.

Üçüncü görüşe göre ise teravih otuz altı rekâttır. Bu da İmam Mâlik'in görüşüdür.

Şimdi birinci görüşün delillerinden bazılarını verelim:

1) Hz. Aişe'nin hadisi: O şöyle diyor: Rasûlullah ne Ramazan'da ne de Ramazan'dan başka gecelerde onbir rekâttan fazla namaz kılmış değildir. Önce dört rekât kılardı ki onların güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekât daha kılardı. Onlarında güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra üç rekât namaz kılardı[23].

İbn Huzeyme de Sahih’inde[24] "Hz. Peygamber'in Ramazan Gecesinde Kıldığı Namaz Sayısı Babı" başlığını taşıyan bir bölüm açmış ve orada bu hadisi zikretmiştir. Nitekim Beyhakî de Süneni’nde[25] "Ramazan Ayındaki Gece Namazının Rekâtlarının Sayısı Hakkında Nakledilenler Babı" başlığını taşıyan bölümde bu hadisi nakletmiştir.

Açıkça görülüyor ki bunların hepsi Rasülüllah'ın Ramazan'daki ve Ramazan dışındaki gece namazlarının rekâtları sayısını bildirmek için bu hadise dayanmışlardır. İmam Buharı de Sahih’inde "Teravih Namazı" bölümünün bitiminde bu hadisi rivayet etmiştir ki Allah'ın izniyle az ilerde buna tekrar dönülecektir.

2) Câbir b. Abdillah hadisi: O diyor ki Hz. Peygamber bize Ramazan ayında sekiz rekât namaz kıldırdı. Sonra da vitir kıldırdı... Bu hadisi Ebû Ya'lâ el-Mu'cemu's-Sağir’inde Taberânî nakletmiştir. Heysemi’nin dediği gibi hadisin isnadında İsa b. Câriye bulunmaktadır ki onu İbn Hibbân ve başkaları Mutemet kabul ederken İbn Maîn zayıf saymıştır[26]. Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bâride[27]bu hadisi İbn Huzeyme ve İbn Hibbân'ın naklettiğini söylemiş, el-Telhi’ste de[28] hadisi yalnız İbn Hibbân'a nisbet etmiş, ama, Mevâridu'z-Za'mân'da da zikredildiği gibi, İbn Hibbân'ın isnadında İsa b. Câriye olmasına rağmen, hadisin isnadı hakkında bir şey dememiştir.

Şeyh el-Elbânî bu hadisi zikretmiş ve onu İbn Nasr ile Taberânî'ye nisbet ederek "isnadı hasendir" demiş[29], fakat o da İsa b. Câriye'den söz etmemiştir.

Taberânî, hadisi el-Mu'cemu's-Sagîr'de[30], kendi isnadıyla şöyle nakletmiştir: Yâkub b. Abdullah el-Kummî'nin İsa b. Câriye'den rivayet ettiğine göre Câbir b. Abdullah şöyle demiştir: Hz. Peygamber bize Ramazan ayında sekiz rekât namaz kıldırdı. Sonra da vitir kıldırdı. Ertesi gece biz mescitte toplandık ve Rasulullah'ın geleceğini ümid ettik. Fakat O mescide inmedi. Sabah olunca yanına girdik. Dedik ki: "Yâ Rasûlallah, dün gece biz mescitte toplandık ve senin bize namaz kıldıracağını ümid ettik?" Buyurdu ki: "Şüphesiz ben size bunun farz olmasından korktum".

Taberânî şöyle devam ediyor: "Hadis Câbir b. Ab-dullah'dan yalnız bu isnadla rivayet edilmiştir. İsnad-da Yâkub tek kalmıştır ki O da mutemettir". Fakat Taberânî de İsa b. Câriye'den bahsetmemiştir.

Zehebî bu hadisi naklettikten sonra isnadının vasat olduğunu söylemiştir[31].

Ben diyorum ki: İsa b. Câriye, el-Ensârî el-Medenî'’dir, Hafız İbn Hacer onun gevşek olduğunu söylemiş, Zehebî ise onun hakkında şöyle demiştir: O Cerir ve Cabir’den rivayette bulunmuş, kendisinden de Ebû Sahr Humeyd b. Ziyâd ve hakkında farklı görüşler bulunan Yakub el-Kummî hadis nakletmiştir. İbn Maîn onun hakkında, "münker hadisleri var” demiştir[32]. Mîzâri’da da şöyle diyor: Nesâî onun "hadisi kabul edilmez birisi" (munkeru'l-Hadis) olduğunu söylerken, Ebû Zur'a,"zaran yok" (la be'se bihî) demiştir. Yakub b. Abdullah el-Kummî’yi -ki o Ebu'l-Hasen el-Eş'arî’dir- Taberânî’nin mutemet addettiği daha önce zikredildi. Nesâî onun hakkında "zararı yok", Darakutnî, "kuvvetli değil" diyor[33]. Zehebî de onun "doğru sözlü sayıldığına" (sadûk) hükmediyor[34].

Bundan anlaşılıyor ki, hadis hasen derecesinden aşağı değildir. Bu sebeple Hafız, hadis hakkında susmayı tercih etmiş, el-Elbânî hasen olduğunu söylemiş, Zehebî, "isnadı vasattır" demiştir. Malumdur ki Zehebî iyi araştırıcılardandır (min ehli'l-istıkrâ').

Sonra, İbn Hibbân ve İbn Huzeyme gibi iki yüce İmam Sahihlerinde hadisi rivayet etmişlerdir. Üstelik bu, Hz. Aişe'nin hadisiyle de uygunluk arzetmektedir.

İşte muhakkik hadis ve fıkıh âlimleri bu iki hadisi almışlardır. Onlardan hiç biri Hz. Peygamber'in ne Ramazan'da, ne Ramazan dışındaki gecelerde sekiz rekâttan fazla namaz kıldığını söylememiştir. İhtilaf, yalnız bu rekâtların uzunluğu, kıraati, vakti ve cemaatle kılınıp kılınmayacağı hususunda vuku bulmuştur.

Teravih, Kıyam-ı Ramazan, Gece namazı ve Ramazan'da Teheccüd namazı hepsi bir tek şeyin anlatımıdır. Şeyh Ubeydullah el-Mubârekfûrî şöyle diyor: Bilinmelidir ki, teravih, kıyam-ı Ramazan, gece namazı ve Ramazan'da Teheccüt namazı bir tek şeyin anlatımıdır ve bir tek namazın adıdır. Ramazan'da teheccüt teravih namazından başka bir şey değildir. Çünkü Ramazan gecelerinde Rasûlullah'ın, biri teravih diğeri teheccüt olmak üzere iki çeşit namaz kıldığına dair sahih veya zayıf hiç bir rivayet sabit olmamıştır. Ramazan dışındaki teheccüt, ramazanda teravihtir. Nitekim Ebû Zer ve diğerlerinin hadisi buna delâlet eder. Feydu'l-Bâri sahibi olan Hanefî âlimi Şeyh Enver Şah el-Keşmirî’de bu görüştedir[35]. O şöyle diyor: Bana göre tercih edilen görüş şudur: Teravihin devamlı olmayışı, cemaatle kılınması, bir defasında gecenin başlangıcında kılınması, başka bir seferinde gecenin sonuna doğru kılınması, teheccüdün ise gecenin sonunda kılınması, onda cemaat olmaması gibi, sıfatları birbirinden farklı da olsa teravih ve gece namazı aynı şeydir. Sıfatlarının farklı oluşunu, çeşitlerinin de farklı oluşuna delil getirmek bence pek makbul değildir. Aksine, bu, bir tek namaz idi. Önce kılındığı zaman teravih, geç kılındığında teheccüt olarak isimlendirildi.

Vasıfları farklı olduğu zaman o namazı iki isimle adlandırma hususunda hiç bir kural yoktur. Çünkü ümmet onun üzerinde ittifak etmişse ismin farklı olmasında hiç bir mahzur yoktur. Çeşitlerin farklılığı ancak, hem teheccüdü, hem de teravihi kıldığı şeklinde Hz. Peygamber'den sabit olabilir[36].

Hanefî âlimlerinin ileri gelenlerinden olan Bedreddin el-Aynî de kesin bir şekilde şunu söylüyor: Hz. Aişe'nin, "Rasûlullah, Ramazan'ın son on gününe ulaşınca diğer zamanlarda görülmeyen bir ibadet gayreti içerisine girerdi" şeklindeki ifadesinde anlatılmak istenen şey, namaz rekâtlarında bir artırma olmayıp, O'nun son on gündeki namazların rukûlarını, secdelerini, kıyam ve ka'desini uzun yapmasıdır[37].

Yine Şeyh el-Aynî, Hz. Peygamber'in namazının rekât sayısını isbat için başka sahabîlerden de on rivayet zikrediyor ve bunlardan vitir rekâtlarında dilediği gibi ilâve ve kısaltma yapmakla beraber, Rasûlullah'ın namazının sekiz rekâttan fazla olmadığı sonucuna ulaşıyor. Hanefî muhakkiklerinden Şeyh İbnu'l-Humam'da sekiz rekâtın sünnet, kalanının müstehab olduğu görüşünü benimsemiş, fakat yirmi rekâtın da sünnet olduğunu söyleyen Hanefî âlimleri onun bu görüşünü reddetmişlerdir[38].

İkinci görüşün delilleri: Teravih namazının yirmi rekât olduğunu savunan bu görüşün sahipleri Hz. Ömer'den nakledilen, "Onun cemaati Ubey b. Kâb'ın arkasında yirmi rekât teravih kılmak için bir araya getirdiğini” bildiren habere ve zayıf olduğu hususunda ittifak bulunan merfû bir hadise istinat ettiler.Merfû hadis zayıf olduğu için İbn Kudâme ve benzeri muhakkik mezheb âlimlerinin, görüşlerine delil getirmek konusunda bu hadisi zikretmediklerini görüyoruz..

Eğer bu hadis sahih olsaydı, birinci görüş sahipleri aleyhine kesin delil olurdu ve muhakkik âlimler mutlaka onu zikrederlerdi. Bununla birlikte biz, önce bu hadisi zikredeceğiz, sonra Ömer b. el-Hattâb'dan bu konuda rivayet edilen haberleri nakledeceğiz.

Merfû Hadis: İmam Zeyla'î diyor ki: İbn Ebî Şey-be'nin Musannefinde[39], Taberânî'nin el-Mu’cem’inde[40] ve el-Beyhakî'nin Sunen'inde Taberânî'den naklettiğine göre[41], İbrahim b. Osman Ebû Şeybe, Mukassem'den, İbn Abbas'ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Hz. Peygamber, Ramazan'da yirmi rekât namaz ve vitir kıldırdı".

Hafız Zeylaî şöyle diyor: Hadis, İmam Ebû Bekir b. Ebû Şeybe'nin dedesi olan Ebû Şeybe İbrahim b. Osman sebebiyle illetlidir. Ebû Şeybe'nin zayıf olduğunda ittifak vardır. İbn Adiy el-Kâmil’de, onu gevşek addetmiştir. Ayrıca hadis, Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan nakledilen sahih hadise muhalifir[42]. Zeyla'î sonra da Hz. Aişe'nin sahih hadisini zikrediyor.

Heysemî’de şöyle diyor: Hadisi Taberânî, el-Kebîr ve el-Evstt’a nakletmiştir[43]ki, isnadında Ebû Şeybe vardır ve zayıftır[44].

Hafız İbn Hacer el-Takrib’de Ebû Şeybe İbrahim b. Osman'ın metruk olduğunu, Şeyh İbnu'l-Humam da zayıf olduğunu söylemişlerdir[45].

Beyhakî de diyor ki: Hadisi Ebû Şeybe İbrahim b. Osman el-Absî el-Kûfî tek başına rivayet etmiştir, o da zayıftır[46].

Bu hadisin senedi Ebû Şeybe üzerinde dönüp duruyor. Çünkü hadisi kitabına alanların hepsinin isnadı ona dayanıyor. Birisi kalkar da hadisin başka bir isnadının daha olduğunu söylerse sakın bu seni yanıltmasın. Çünkü Taberânî ve Beyhakî hadisin isnadında Ebû Şeybe'nin tek kaldığını açıkça ifade etmişlerdir. Hafız Zehebî de el-Mîzân'da bu hadisin, Ebû Şeybe'nin münkerlerinden biri olduğunu söylemiştir. Hafız İbn Hacer ise geniş ilmine rağmen hadisin başka isnadını bulamamış ve kesin bir ifadeyle şöyle demiştir. Ebû Şeybe'nin İbn Abbas'dan naklettiği hadise gelince, onun isnadı zayıftır ve hadis, Hz. Aişe'nin, Sahîhân'da rivayet edilen hadisine muarızdır. Halbuki Hz. Aişe Hz. Peygamber'in gece halini başkalarından daha iyi bilir"[47].

Hanefî âlimlerinden bazılarının da dahil bulunduğu müctehid imamların ve muhakkiklerin bu açıklamalarına rağmen Şeyh Yusuf el-Bennûrî el-Hanefî

(Allah ona rahmet etsin), teravih rekâtlarının sayısının sekiz olduğunu söyleyenlere şiddetle ve öfkeyle hücum etmiş, onları söz ve beyanda safsatacı olmakla ve münasebetsizlikle, inançta sapıklıkla, ümmetin salihlerine karşı düşmanlıkla itham etmiş, sonra şöyle demiştir: "Birinci söz bizi şuna götürür: Gerçi İbrahim b. Osman Ebû Şeybe zayıftır, fakat Hz. Ömer zamanında ve sonraki devirlerde ümmetin uygulaması onun rivayetini kuvvetlendirmektedir. İkinci söz de bizi, olayı farklı durumlara hamletmeğe sevkeder. Nitekim Hafız İbn Hacer başka bir münasebetle buna işaret etmiştir. Teamül ve başka şeyle kuvvetlendirildiği için bazan zayıf hadisle amel edilebilir[48].

Bundan sonra da -söz düellosundaki başarısızlığı sebebiyle cidden bitkin kalmış olacak ki- şöyle diyor: "Bize kadar sağlam bir isnadla ulaşmamış da olsa yirmi rekât uygulamasının mutlaka merfû bir aslının olması gerekir"[49].

Bu söz, makul deliller getirememekten kaynaklanan uydurma bir kaidedir.

Teravih namazının rekâtları hususunda Ömer b. el-Hattâb'dan rivayet edilen haberlerin araştırılması:
Buhârî’nin Sahîh'inde[50], İbn Şihâb'dan, onun da Urve b. Zübeyr’den rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Abdulkârî şöyle demiş: Bir Ramazan gecesi Ömer b. el-Hattâb'la birlikte mescide çıktık. Bir de baktık ki halk gurup gurup orada burada toplanmış, kimi kendi kendine, kimileri başkasına uyarak namaz kılıyorlar. Ömer dedi ki: "Şüphesiz bunları iyi okuyan birinin arkasında toplarsam daha güzel olacağını sanıyorum." Sonra karar verip onları Ubey b. Kâb'ın arkasında topladı. Bir başka gece onunla birlikte yine çıkmıştık. Halk imamlarının arkasında namaz kılıyorlardı. Ömer,'"Bu ne güzel bid'attir" dedi. Oradaki cemaat gecenin başlangıcında namaz kılıyorlardı. Ömer, gecenin sonuna doğru kılanları kastederek şöyle devam etti. "Şu anda namaz kılmayıp uyuyanlar, kılanlardan daha üstündür."

İmam Buhârî’nin İbn Şihâb'dan muallak olarak naklettiği bu hadis gerçekte, önceki isnada atfedilmiştir. İmam Mâlik de Muvatta'ında kendi senediyle hadisi benzer bir şekilde rivayet etmiştir.

Bazı kelimelerin açıklaması: "Evzâ", gurup gurup topluluk demektir. "Müteferrikan" kelimesi, lafzî te'kiddir. "Emsel" kelimesi, efdal manasınadır. Ömer b. el-Hattâb, Hz. Peygamber'in birkaç gece kendisine uyarak namaz kılanlara manî olmayışından hüküm çıkarmıştı. Hz. Peygamber, onların böyle yapmalarını hoş karşılamamışsa bile, bu hoşlanmayış, onlara teravih farz kılınır endişesiyle olmuştur. Hz. Peygamber vefat ettikten sonra artık farz kılınır endişesi ortadan kalkmıştır. "Fe cemeahüm âlâ Ubey b. Kâb" ifadesi "Ubey'i onlara imam yaptı" demektir. Herhalde Ömer Hz. Peygamberin "Onlara, Allah'ın kitabını en iyi okuyan imamlık yapsın" hadisiyle amel ederek Ubey'i seçmiştir. Çünkü Ömer, "En güzel okuyanımız Ubey'dir demiştir.

"Sonra başka bir gecede onunla birlikte yine çıktık". Bu ifadede Ömer'in cemaatle birlikte Ubey'in arkasında namaz kılmadığına işaret vardır. Çünkü onun kanaatine göre, namazı gecenin sonunda evde kılmak daha faziletlidir. Nitekim hadisin sonunda, "Şu anda namaz kılmayıp uyuyanlar daha üstündür" demiştir.

Muhammed b. Nasr, Tavus vasıtasıyla İbn Abbas'dan şöyle naklediyor: İbn Abbas demiş ki: Mescitte Ömer'in yanında duruyordum. Cemaatin gürültüsünü işitti. "Nedir bu?" dedi. "Cemaat camiden çıktı" dediler. Bu olay Ramazanda olmuştu. Bunun üzerine dedi ki: Gecenin kalan kısmı bence geçen kısmından daha efdaldir". "El-hey'a" bağırma, gürültü manasınadır.

Hz. Ömer'in "Ni'me'l-bid'atü" sözü bazı rivayetlerde "Ni'metü'l bid'atü" şeklinde gelmiştir. Bid'at, esnasında "önceden bir benzeri olmayıp sonradan ihdas edilen şey" demektir. Dinde ise, sünnetin karşıtıdır ve menedilmiştir.

Hafız İbn Hacer şöyle diyor: Bid'at konusundaki kesin araştırma şunu ortaya koyar: Eğer bid'at dinde güzel görülen şeyleri ihtiva ederse "Güzel bid'at" (Bid'at-ı Hasene); dinde çirkin görülen şeylerde vuku bulursa "Çirkin Bid'at" (Bid'at-ı Mustakbeha) olur. Bunların dışındakiler, mubah kısmına dahildir[51].

Hafız İbnu'l-Esîr de şöyle söylüyor: Bid'at iki kısımdır: Doğruya götüren Bid'at ve sapıtan Bid'at. Allah ve Rasûlünün emrettiği şeylere muhalif olan bid'at, kötü görülen gruba dahildir. Allah'ın mendup kıldıkları geneline dahil olup Allah ve Rasûlü tarafından teşvik edilen ameller ise medhedilen guruba dahildir. Kerem, cömertlik ve iyilik yapma çeşitleri gibi, önceden bir örneği bulunmayan şeyler, övülen işlerdendir. Bunun, dinin ortaya koyduğu esaslara aykırı olması caiz değildir. Çünkü Hz. Peygamber bu tür bid'ate sevap verileceğini belirtmiş ve şöyle buyurmuştur: "Her kim bir iyilik çığırı açarsa ona başlattığı iyiliğin sevabıyla birlikte o çığırda yürüyenlerin sevabı (kadar sevap) verilir." Bunun aksi olarak da şöyle buyurmuştur: "Her kim de bir kötülük çığırı açarsa, hem başlattığı kötülüğün, hem de onu işleyenlerin günahı (kadar günah) ona yüklenir". İşte bu Allah ve Rasûlünün emrettiklerine muhalif olan bid'attir. Ömer b. el-Hattâb'ın "Bu ne güzel bid'attir" ifadesi ise, bid'at-ı hasene cinsindendir[52].

Biz yine hadise, esas konuya dönüyoruz ve diyoruz ki: İmam Buhârî, Hz. Ömer'in bir araya getirdiği cemaatin kıldığı rekâtların sayısını bildirmemiştir. Buhârînin sayı zikretmeyişinde, rekât sayısını belirten haberlerin ona göre sahih olmadığına işaret vardır. Yahut da o, Ömer'in sekizden fazla kılmadığı kanaatindedir. Bu sebeble Ömer olayının hemen ardından Hz. Aişe'nin, "Rasûlullah ne Ramazanda ne Ramazan dışında (ki gecelerde) sekiz rekâttan fazla namaz kılmadı. (Önce) dört rekât daha kılardı ki bunun da güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekât daha kılardı" mealindeki hadisini zikretmiştir.

Bundan dolayı rekâtların sayısı konusunda râvîler arasında ihtilaf meydana gelmiştir. Size bu rivayetlerden bazılarını nakledeceğiz:



1) İmam Mâlikin Muvatta’ında[53], Muhammed b. Yûsuf dan, es-Sâib b Yezid'in şöyle söylediği nakledilir: Ömer b. el-Hattâb, Ubey b. Kâb ve Temim ed-Dârî’ye cemaate on bir rekât namaz kılmalarını emretti. İmam yüzlerce ayet okuyordu. Öyle ki biz kıyamın uzun oluşu sebebiyle bastonlara dayanmak

zorunda kalmıştık. Namazdan da ancak şafak sökerken çıkıyorduk.

Hadisi Mâlik vasıtasıyla Beyhakî de rivayet etmiş[54], ve buradaki Muhammed b. Yusuf'un, Saib b. Yezid'in kız kardeşi oğlu olduğunu açıklamıştır.

Haberi Saîd b. Mansûr Sünen’inde başka bir râvî vasıtasıyla , Abdüllaziz b. Muhammed-Muhammed b. Yusuf- Sâib b. Yezid isnadıyla nakletmiştir.

Hadisin isnadı sağlamdır. Çünkü Muhammed b. Yusuf el-Kindîel Medenî el-A'rec son derece güvenilir bir zat olup H. 140 yıllarında vefat etmiştir. İmam Mâlik'in şeyhidir. Buharı ve Müslim kendisini delil diye kabul etmişlerdir.

es-Sâib b. Yezid, malum Sahabî olup küçük yaşta Hz.Peygamber'le birlikte Hacc farizasını yerine getirmiştir. Ayrıca bu hadis Hz. Aişe ve Câbir b. Abdullah'ın hadisleriyle uygunluk arzetmektedir.

Ancak Hafız İbn Abdulberr bu hususta şöyle diyor: İmam Mâlik dışındaki raviler bu hadiste geçen rekât sayısını yirmi bir olarak rivayet etmişlerdir ki sahih olan budur. Hadiste, Mâlik'in dışında on bir ifadesini nakleden hiç bir kimse bilmiyorum. Başlangıçta rekât sayısı on bir olup, sonra bu rekâtlardaki uzun kıraat, cemaat için kısaltılmış, buna mukabil rekât sayısı yirmi bire çıkarılmış olması da muhtemeldir. Fakat kuvvetle tahmin ediyorum ki "on bir" ifadesi hata eseridir.

Zurkanî, İbn Abdulberr'in bu görüşünü şu sözlerle reddediyor: Madem ki onun zikrettiği ihtimali göz önüne alarak iki farklı lafız arasını cemetmek mümkündür, öyleyse "on bir" ifadesi hata değildir. Beyhakî de aynı şekilde bu iki rivayeti cemetmiştir. "On bir ifadesini Mâlik tek başına rivayet etmiştir" görüşü de doğru değildir. Çünkü Saîd b. Mansûr da hadisi bir başka cihetten, Muhammed b. Yusuf’dan, İmam Mâlik'inki gibi nakletmiştir[55].

Nîmevî Asâru's-Sunen'de diyor ki: İbn Abduberr'in, İmam Mâlik'in yanıldığını söylemesi gerçekten hatadır. Çünkü hadisi Saîd b. Mansûr Sunen'inde Abdüiaziz b. Muhammed ed-Derâverdîden, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe Musannef'inde Yahya b. Saîd el-Kattân'dan, bu ikisi de Muhammed b. Yusuf’dan İmam Mâlik'in hadisiyle aynı anlamda nakletmişler ve her ikisi de "on bir" lafzını kullanmışlardır.

Ömer b. el-Hattâb'dan nakledilen bu rivayetler son derece sağlamdır ve bunlarda rekât sayısı "on bir" olarak zikredilmiştir. Çünkü Abdüllaziz b. Muhammed ed-Derâverdî’de güvenilir râvîlerden biridir ve Kutub-i Sitte sahipleri kendisinden hadis nakletmişlerdir. Yahya b. Saîd el-Kattân, hafıza, zabt ve sağlamlık yönünden en başta gelen râvîlerdendir.

EI-Elbânî, Salâtu't-Terâvih risalesinde şunları ilâve ediyor:[56] Aynı şekilde Nîsâbûrînin naklinde İsmail b. Umeyye, Usâme b. Zeyd ve Muhammed b. İs-hak; İbn Hacer'in naklettiğine göre İbn Huzeyme'nin rivayetinde de İsmail b. Cafer el-Medînî, İmam Mâlik'in lafzına uygun bir haberi, Muhammed b. Yusuf’dan rivayet etmişlerdir. Muhammed b. Yusuf, es-Sâib b. Yezid isnadıyla şöyle naklediyor: Ömer Ramazanda cemaati, Ubey b. Kâb ve Temim ed-Dârî'nin arkasında yirmi bir rekât namaz kılmak üzere topladı ki, her rekâtta iki yüz ayet okurlar ve şafak sökerken namazdan çıkarlardı.

Şeyh el-Mubârekfûrî, diyor ki: Abdurrezzak "yirmi bir rekât" ifadesini nakilde tek kaldı. Bildiğim kadarıyla ondan başka hiç kimse bu ifadeyi nakletmedi. Abdurrezzak ise, her ne kadar mutemet ve hafız ise de, Hafız İbn Hacer'in el-Takrib'de açıkça bildirdiği gibi ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybetmiş, bu sebeple de hafızası karışmıştır. İmam Mâlik ise Hicret Yurdu'nun imamı olarak kalmıştır[57].

Bilindiği gibi Hafıza karışıklığına uğrayanlar hakkında hüküm şudur: Hafıza karışmasından önce kendisinden hadis alanların hadisi makbuldür. Fakat kendisinden, karışıklıktan sonra rivayet etmiş olanların hadisi alınmaz. Durumu belli olmayan ve hadisi hocasının ihtilatından önce mi sonra mı aldığını bilmeyen kimsenin hadisi de alınmaz. Abdurrezzak meselesi de, özellikle güvenilir râvîlere muhalif rivayette bulununca, ikinci kısma dahildir.



Sonra bu rivayet Hanefîlerin görüşüne de aykırıdır. Çünkü bu hadise bağlanınca ya "teravih on sekiz rekâttır", ya da 'Vitir tek rekâttır" demeleri gerekir.

Yukarıda adı geçen Davud b. Kays es-San'ânî’yi İbn Hibbân es-Sikât’ta (güvenilir râvîler arasında) zikretmiş, İbn Hacer onun makbul olduğunu söylemiştir.

3) Muhammed b. Nasr el-Mervezî[58] hadisi es-Sâib b. Yezid'den isnadsız olarak nakletmiş, o da orada "yirmi rekât" olarak zikretmiştir. Bunun bir benzerini de Beyhakî[59], Ebû Abdullah Hüseyin b. Muhammed b. Fencûye ed-Dîneverî, Ahmed b. Muhammed b. İshak el-Sunnî, Abdullah b. Muhammed b. Abdulaziz el-Bağavî, Ali b. el-Ca'd, İbn Ebî Zi'b, Yezid b. Hasîfe, es-Sâib b. Yezid isnadıyla rivayet etmiştir.

Mirkatu'l-Mefâtîh sahibi (Aliyyu'l-Karî) şöyle diyor: Yezid b. Hasıfe'nin Sâib b. Yezid'den rivayeti Beyhakî’de iki yolla gelmiştir. Birincisinde Ebû Osman Amr b. Abdullah el-Basrî, diğerinde Ebû Abdullah Hüseyin b. Fencûye vardır ki ikisinin biyografisine de rastlamadım. Durumları bilinmemektedir[60].

Ben de diyorum ki: Ebû Osman Amr b. Abdullah el-Basrî rivayetini el-Sunenu’l-Kubrâ’da bulamadım. Fakat Aliyyû'l-Karînin Ebû Abdullah Hüseyin hakkında söylediği "biyografisine rastlanmadı" sözü doğrudur. Çünkü ben de yaptığım araştırma sonunda Hafız Zehebî’nin, hakkında herhangi bir şey söylemeksizin, Temam b. Ebû'l-Huseyin'in hal tercümesini verirken Ebû Abdullah'ın yalnız adını zikrettiğini gördüm. Bunun dışında hiç bir bilgiye rastlamadım[61].

Hafız İbn Hacer[62], İmam Mâlik'in Yezid b. Hasîfe, es-Sâib b. Yezid isnadıyla yirmi rekât rivayetinde bulunduğunu söylüyor, Şevkânî de ona uyarak[63] "Hadisi Mâlik Muvatta’da rivayet etti" diyor. Görünen odur ki ikisi de bu konuda yanılmıştır. Çünkü Mâlik, Yezid b. Hasîfe'nin bu rivayetini Muvatta'da nakletmemiştir.

Nevevî Yezid b. Hasîfe'nin hadisini zikrediyor, hadisi Beyhakî ve başkalarına nisbet ediyor, fakat Mâlik'e nisbet etmiyor[64]. Ancak bu tesbit Mâlik'in, hadisi Muvatta dışında rivayet etmesine manî değildir. Bununla beraber Esrem'in rivayetine göre Ahmet b. Hanbel Yezid b. Hasîfe'yi mutemet addetmiş, Ebû Davud'un rivayetine göre ise onun hakkında "hadisi makbul değil" (munkeru'l-Hadis) demiştir[65].

Bunun mânâsı şudur: Yezid b. Hasîfe bu haberi tek başına rivayet etmiştir. Haberi ise diğer arkadaşlarının rivayetine ters düşmektedir. Bu durumda onun muhalefetinden dolayı haberde za'f olduğu ortaya çıkıyor. Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bârî Mukaddimesinde[66] onun hal tercümesi ile ilgili olarak diyor ki: Bu "münkeru'l-Hadis" lafzını Ahmed, hadiste, akranlarından ayrı rivayette bulunan kimseler için kullanır. Bu, onun halinin araştırılmasıyla ortaya çıkar. İbn Hasîfe'yi Mâlik ve bütün imamlar delil kabul etmişlerdir.

Yezid b. Hasîfe'nin rivayeti sahih olmakla birlikte garib ve şazdır. Nitekim Nevevî de buna işaret etmiştir[67]. Çünkü güvenilir râvîlerin rivayetlerine aykırıdır. Ayrıca İbn Hasîfe ve Muhammed b. Yusuf, iki güvenilir kişi olarak Sabit b, Yezid'den rivayet ediyorlar. Birinci râvi rivayetinde "yirmi bir", ikincisi "on bir rekât" diyor. Bu durumda ikincisinin rivayeti tercih edilir. Çünkü o arkadaşından daha mutemettir. Bunun için Hafız et-Takrîb'de Yezid b. Hasîfe'den bahsederken "mutemettir" (sikatun) diyor. Muhammed b. Yusuf'u tanıtırken "mutemettir, sağlamdır" (sikatun, sebtun) ifadesini kullanıyor. Ayrıca Muhammed b. Yusuf, Sâib b. Yezid'in kızkardeşi oğludur. Bu yakınlığı sebebiyle başkasına nazaran insanlar arasında Sâib'in hadisini en iyi bilen o olmalıdır. Yezid b. Hasîfe ve Muhammed b.Yusuf arasındaki anlaşmazlığın özeti budur. Bununla beraber bazı Hanefî âlimleri muhaddislere hücuma kalkıştılar ve Ahmed b. Hanbel'in sözüne dayanarak Yezid b. Hesîf e'yi zayıf sayma görüşünü hadis âlimlerinin bütününe nisbet ettiler. Bu sebeple hadis ulemâsını cehalet ve taassubla itham ettiler. Oysa gerçekte hadis âlimleri Yezid b. Hasîfe'yi zayıf addetmediler, belki Muhammed b. Yusuf'un rivayetini onun nakline, yukarıda geçen sebeplerden dolayı, tercih ettiler.

Yezid b. Hasîfe'nin hadisini tercih etmek, ya da sağlam kabul etmek isteyenlerin gayreti başarılı olmamıştır. Nitekim, Şeyh el-Lüknevî’nin er-Raf'u ve't-Tekmile’sindeki, ondan nakleden Dr.Nûrettin Itr'ın Menhecu'n-Nakd fî Ilmi’l-Hadisi’nin "Munke-ru'l-Hadis" bahsindeki ifadesinden de açıkça bu ortaya çıkmaktadır. Doğru yola ulaştıran Allah'tır.

4) İmam Mâlik, Muvatta'da[68] Yezid b. Ruman'm, "İnsanlar Ömer b. el-Hattâb zamanında yirmi üç rekât teravih kılıyorlardı" dediğini naklediyor. Ancak hadisin isnadında kopukluk vardır. Çünkü Yezid b. Rûman Hz.Ömer'e yetişmemiştir. O H. 130 yılında vefat etmiş olup İbn Zubeyr, Enes, Abdullah b. Ömer'in iki oğlu olan Ubeydullah ve Salim gibi yalnız Ashabın küçüklerine yetişmiştir. Ne Hafız İbn Hacer et-Tehzib'de, ve ne de Suyûtî İs'âfu'l-Mubatta'biricâli'l-Muvatta'da onun Ömer b. Hattab'la karşılaştığını zikretmemiştir.

Zeylaî[69] onun Ömer'e ulaşmadığını açıklamış, Aynî de[70] hadisin senedinin munkatı' olduğunu söylemiştir.

5) İbn Ebî Şeybe, Vekı', Mâlik isnadıyla Yahya b. Saîd'in şöyle dediğini naklediyor: Ömer b. Hattâb bir adama, cemaate yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi[71].

Yahya b. Saîd'de Hz.Ömer yetişmiş değildir. Nitekim İbnu'l-Medînî, "Onun Enes'den başka hiç bir Sahabîden hadis işittiğini bilmiyorum" demiştir[72].

6) Yine İbn Ebî Şeybe, Abdulaziz b. Râfî'in şöyle söylediğini rivayet ediyor: Ubey b. Kâb Medine'de Ramazan gecesinde cemaate yirmi rekât teravih, üç rekât olarak da vitir kıldırıyordu[73].

Abdulaziz b. Rafî' Ubey b. Kâbla karşılaşmadı. Çünkü Ubey H. 19 veya 32 yılında vefat etmiş, Abdu-
laziz ise 130 yılında ölmüştür ve hiç kimse onun biyografisinden bahsederken Ubey b. Kâ'b'dan hadis rivayet ettiğini zikretmemiştir. O yalnız küçük Sahabîlerden ve büyük Tabiîlerden rivayette bulunmuştur[74].

7) Muhammed b. Nasr el-Mervezî Kıyamu'l-Leyl’de haberi şöyle naklediyor. İbn Mes'ûd yirmi rekât teravih kıldırıyor, üç rekâtla da vitir yapıyordu.

Ancak hadisi rivayet eden A'mes, İbn Mes'ûd'a yetişmedi.

8) Beyhakî[75] Ebu'l-Hasnâ'dan şöyle naklediyor: Ali b. Ebî Talib bir adama, cemaate beş terviha, yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi.

Beyhakî bu isnadın zayıf olduğunu söylüyor. Ben de diyorum ki: Çünkü isnadda Ebu'l-Hasnâ vardır ve İbn Hacer'in et-Takrib’de dediği gibi[76] o meçhuldür, kim olduğu bilinmemektedir.

9) Beyhakî diğer yönden Hammad b. Şuayb, Ata b. es-Sâib isnadıyla Abdurrahman el-Sulemî’nin şöyle söylediğini naklediyor: Hz. Ali Ramazanda güzel Kur'an okuyanları çağırdı ve onlardan birine, cemaate yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi. Hz.Ali onlara vitir kıldırırdı.

Bu isnadda da Hammad b. Şuayb zayıftır. İbn Ma-în ve başkaları onu zayıf addetmiş[77], Buharî "makbul olmadığını" (fîhi nazar) söylemiştir[78].

Konuyla ilgili olarak bu naklettiklerimiz dışında başka haberlerde zikrediliyor, fakat araştırıldığında onların da za'ftan hâlî olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Ömer b. Hattâb'dan nakledilen sağlam haberler, onun Ubey b. Kâ'b'a, cemaate sekiz rekât kıldırmasını emrettiğine delâlet etmektedir ki Hz.Peygamber'in fiiline uygun olanı da budur. Teravihin sekiz rekâttan fazla olduğunu bildiren haberlerin tamamı ya zayıftır, ya da senedi kopuk olup sağlam değildir.

10) Ebû Davud Suneni’nde Hasan'dan şöyle rivayet ediyor: Ömer b. el-Hattâb cemaati Kâb'ın arkasında topladı. Ubey onlara yirmi gece namaz kıldırmış, gecenin ikinci yarısında da kunut yaptırmıştı. Son on gün içinde cemaatten geri durdu ve evinde kıldı. Bunun üzerine cemaat "Ubey kaçtı" diyorlardı[79].

Hadisi Ebû Davud tarıkıyla Beyhak[80] rivayet etmiş, Zeylâi de Ebû Davuddan "Ubey onlara yirmi gece namaz kıldırdı" şeklinde zikretmiştir[81].

Ancak, bazı güvenilir ve dindar olmayan kimseler kasden Ebû Davud'un Sunen'inin Hindistanda basılan bazı nüshalarının kenarında "Başka nüshalarda yirmi gece yerine yirmi rekât ibaresinin yer aldığını" not düşmüşlerdir.

İlk olarak bu, Deyûbend'deki Dâru'l-Ulûm Üniversitesi'nde Hanefi'lerin imamı olan Şeyh Mahmud Hasan'ın, Ebû Davud'un Süneni üzerine yaptığı haşiyede yer almıştır. Sonra bir adım daha atıldı ve "yirmi rekât ibaresini asıl metne koydular, kenarına da "bir başka nüshada yirmi gece lafzıyla zikredilmektedir", şeklinde not düştüler. Bu da Fahru'l-Hasan'ın Ebû Davud üzerine yaptığı Şerh'te yer almaktadır.

Şu anda önümde Hind baskısından Beyrutta ofset yapılmış Bezlü'l-Mechûd nüshası duruyor. Kenarında, "Bir diğer nüshada 'gece' yerine 'rekât’ ifadesi yer almıştır" şeklinde not var. Şeyh Mevlânâ Muhammed İshak'a okunan nüshada da bu ibare bulunmaktadır[82].

Ayrıca, Ebû Davud'un zikrettiği isnadda kopukluk vardır. Çünkü Hasanu'l-Basrî Hz.Ömer'e yetişmemiştir. O H.21 yılında doğmuş, Ömer ise 23. yılın sonlarında veya 24.yılın Muharrem ayı başında vefat etmiştir.

11) İmam Mâlik'in, Davud b. Husayn'dan yaptığı başka bir rivayet daha var ki, buna göre Davud, el-A'rec'in şöyle dediğini işitmiş: Ramazanda cemaate ne zaman yetişsem onları kâfirlere lanet eder buldum. İmam sekiz rekâtta Bakara Sûresini okuyor, on iki rekâtı kıldırırken cemaat imamın hafif tuttuğunu görüyordu.

İbn Abdulberr el-A'rec'in bir gurup Sahabîye ve büyük Tabiilere yetiştiğini söylüyor.

Davud b. Husayn'a gelince, O Ebû Süleyman el-Medenî olup Emevîlerin azatlısıdır. İbn Maîn onu mutemet kabul ederken Ebû Hatim ‘zayıf addetmiş ve "Eğer Mâlik ondan rivayet etmiş olmasaydı hadisi terkedilirdi" demiştir[83].

Hafız İbn Hacer bu ve bu konudaki başka rivayetleri zikrettikten sonra şöyle söylüyor: İbn İshak dedi ki: Bu konuda işittiğimiz rivayetlerin en sağlamı Muhammed b. Yusuf'un, ceddi olan Sâib b. Yezid'den naklettiği, "biz Ömer zamanında Ramazanda on üç rekât namaz kılardık" riveyetidir ki bu, Hz Peygamber'in gece namazı hakkında nakledilen Hz.Aişe hadisine de uygundur[84].

Bizim tercihimiz de budur. Çünkü bu rivayet Hz.Peygamber'in fiiline uygunluk arzetmektedir. Bu konuda muhayyerlik vardır. Nitekim İmam Şafiî şöyle söylüyor: Medine'de halkın otuz dokuz rekât kıldığını gördüm. Mekke'de yirmi üç rekât kılıyorlardı. Bu konuda bir kısıtlama yoktur.

Yine ondan şöyle naklediliyor: Eğer kıyamı uzatır, secdeleri azaltırlarsa bu güzeldir. Secdeleri çoğaltır, kıraati hafif tutarlarsa bu da güzeldir. Bana göre birincisi daha iyidir.

Üçüncü Görüş: Bu, İmam Mâlik'in "Teravih namazı otuz altı rekâttır" görüşüdür. O Medinelileri bu uygulama üzere bulmuştur. 38 rekât olduğu da söylenir. Muhammed b. Nasr el-Mervezî, İbn Eymen'den, o da İmam Malik'ten böyle rivayet etmiştir. Mâlik, "yüz kusur senedir uygulama bu şekilde olmuştur" demiş ve şöyle devam etmiştir: Bu konuda bir sınırlama yoktur. O kendi durumuna göre uygun sayıyı seçecektir. Tirmizî Sunen'inde diyor ki: Teravih konusunda söylenen en fazla rekât sayısı vitirle birlikte 41 rekâttır.

Fakat İbn Abdulberr Esed b. Yezid'in 40 rekât teravih, yedi rekâtta vitir kıldığını nakletmektedir.

Medînelilerin otuz altıyı tercih etmelerinin sebebi şudur: Mekkeliler her iki terviha arasında Kabe'yi bir defa tavaf ediyorlar, sonra iki rekât namaz kılıyorlardı. Beşinci tervihadan sonra ise tavaf etmiyorlardı. Medineliler onlarla eşitliği sağlamak istediler ve her tavaf yerinde dört rekât koydular. Böylece on altı re-kâtlık bir artış yaptılar. Bu durumda toplam altı rekât oldu. Bunu Nevevî[85] ve başkaları zikretmektedirler.

Hamd, âlemlerin Rabbı olan Allah'adır.



BİBLİYOGRAFYA
Ahmed b. Hanbel, Musned, I-VI, Mısır 1313/1895.

Ali b. Sultan Muhammed el-Karî, Mirkatu'l-Mefâtih, l-V, Mısır 1309.

Aynî, Bedruddin Mahmud b. Ahmed, Umdetu'l-Karî, I-XXV Beyrut 1345.

Bagavî, Hüseyin b. Mes'ûd, Şerhu's-Sunne, l-XVl, Beyrut 1403/1938.

Bennûrî, Yûsuf el-Hanefî, Maârifu's-Sunen.

Beyhakî, Ahmed b. Hüseyin b. Ali, es-Sunenu'l-Kubrâ,I-X, Haydarabat 1344/1925.

Buhârî, Muhammed b. İsmâîl, el-Câmiu's-Sahîh, I-VIII, Mısır 1328.

_______, et-Târîhu'l-Kebîr, I-X, Haydarabad 1380/1960.

Ebû Dâvud, Süleyman b.Esas, Sünen, I-IV, Beyrut ts.

Elbânî, Nâsıruddin, Salâtu't-Terâvih.

Hâkim, Muhammed b. Abdiliah en-Nîsâbûrî, el-Mustedrek, MV, Haydarabad 1334-1341/1916-1923.

el-Hazrecî, el-Huiâsa.

Heysemî, Nûruddin Ali b. Ebî Bekr, Mecmau'z-Zevâid,I-X, Beyrut 1967.

İbn Ebî Şeybe, Ebû Bekir Abdullah b. Muhammed, el-Musannef, I-III, 1966-1968.

İbnu'l-Esîr, el-Mubârek, b. Muhammed el-Cezerî, en-Nihâye fî Garîbi'l-Hadis, I-V, Kahire 1385/1965.

İbn Hacer, Ahmed b. Ali el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, I-XIII, Bulak 1300.

_______, et-Takrib, l-ll, Beyrut 1395/1975.

_______, Tehzîbu'l-Tehzib, I-XII, Haydarabad 1325-1327/1907-1909.

İbnu'l-Humam, Kemâluddin Muhammed b.Abdilvâhid, Fethu'l-Kadîr, I-VIII, Bolak 1315/1897.

İbn Huzeyme, Muhammed b. İshak, es-Sahih, Mil, Beyrut 1971.

İbn Kudâme, Abdullah b. Ahmed b. Muhammed, el-Muğnı, I-IX, Mısır ts.

İbn Mâce, Muhammed b. Yezid el-Kazvînî, Sünen, I-II, Kahire 1327/1952.

el-Keşmîrî, Enver Şah, Feydu'l-Bâri.

Mâlik b. Enes, el-Muvatta', (Tenvîru'l-Havâlik'le birlikte), I-III, Mısır 1348.

_______, el-Mudevvenetu'l-Kubrâ, I-VI, Mısır 1323.

Mervezî, Muhammed b. Nasr, Kıyâmu'l-Leyl, Lahor 1320.

Mubârekfurî, Muhammed b. Abdirrahman, Tuhfe-tu'I-Ahvezî, I-IX, Kahire 1383/1963.

Müslim b. Haccac el-Kuşeyrî, el-Câmiu's-Sahih, I-V, Mısır 1374/1955.

Nesaî, Ahmed b. Şuayb b. Ali, Sünen, l- VIII, Mısır ts.

Nevevî, Muhiddin Yahya b. Şeref, Şerhu'l-Muhezzeb, I-XII, Mısır.

Razı, Abdurrahman b. Ebî Hatim, el-Cerh ve't-Ta'dîl, I-IX, Haydarabad 1371/1952.

San'ânî, Abdurrezzak b. Hammâm, el-Musannef, I-XI, Beyrut 1390/1970.

Şevkânî, Muhammed b. Ali b. Muhammed, Neylu'l-Evtâr, I-IX, Beyrut 1973.

Taberânî, Süleyman b. Ahmed b. Eyyub, el-Mu'cemu'l-Kebîr, Bağdat 1978.

_______, el-Mu'cemu's-Sağîr, I-II, Kahire 1388/1968.

Tahâvî, Ebû Ca'fer Ahmed b. Muhammed, Şerhu Meâni'i-Asâr, I-IV, Hind 1300.

Tirmizî, Muhammed b. İsa, el-Câmiu's-Sahih (Sünen), I-V, Kahire 1381.

Zehebî, el-Kâşif fî Esmâi'r-Ricâl.

Zehebî, Muhammed b. Ahmed b. Osman, Mizâ-nu'l-İtidâl, I-IV, Kahire 1382/1963.

_______, et-Telhis, (Mustedrek'le birlikte), MV, Haydarabad 1334-1341/1916-1920.

_______, Tezkiretu'l-Huffâz, I-IV, Haydarabad 1376/1956.

Zeylal Cemâluddin Abdullah b. Yusuf, Nas-bu'r-Raye I-IV Haydarabad 1357/1938

Zurkanî, Muhammed b. Abdilbâkî b. Yûsuf, Şerhu'l Muvatta, I-V, Mısır 1381-1961.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Bu makale "Mecelletu’l-Câmiatu'İslâmiyye" isimli Dergi'den (Yıl 15, Sayı 59, Medîne 1403, sayfa 27-46) tercüme edilerek alınmıştır.

[2] 1947 Yılında Başayaş'ta doğdu. İlkokuldan sonra 1969 yılında Ankara İmam-Hatip Lisesi ve Mustafa Kemâl Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl İlahiyat Fakültesine girdi. 1973 yılında Fakülteden mezun oldu. 1977 yılında A. Ü. İlahiyat Fakültesine bağlı olarak Doktorasını tamamladı. Bu arada 1975 yılına kadar Diyanet Teşkilâtında 8 yıl görev yaptı. 1975-77 Yılları arasında M.E.B.'na bağlı olarak öğretmenlik görevinde bulundu. 1978'de Bursa Yüksek İslâm Enstitüsüne öğretim üyesi olarak atandı. Halen U.Ü. İlahiyat Fakültesinde Öğretim Üyesi olarak görev yapmakta.

[3] Beyhakî, Sünen, II.497.

[4] Müstedrek, 11,41.

[5] Et-Kâşif, III,167,

[6] B-Muğnî II,141.

[7] Hadisi Ahmed (Musned, 1.191-195), Nesâî (IV, 158), İbn Mâce(l,421) rivayet etmişlerdir. İ6

[8] Et-Takrib, 11.311.

[9] Bk. Neylu'l-Evtâr, H.60.

[10] Bk. Fethu'l-Bâri, IV.252.

[11] Bk. Şerhu Meâni'l-Asâr. 1.351

[12] Bk. Tahâvî, a.g.e., I.349

[13] Bk. Şerhu Fethi'l-Kadîr, 1,334

[14] Bk. el-Müdevvene, 1,222.

[15] Buhârî, Ezan, 81; Muslim, Musafırin, 213.

[16] Şerhu's-Sunne, IV.118.

[17] Bk. Fethu'l-Bâri, III, 10-12.

[18] Hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiştir. Bk. Tİrmizî, 11,160; Ebû Dâvûd, 11,105; Nesâî, III.83; İbn Mâce, I.420. Bunların hepsi Dâvûd b. Ebî Hind-Velid b. Abdurrahman el-Cüreşî—Cübeyr b. Nüfeyr-Ebû Zer tarîkıyla nakletmişlerdir. Tirmizî, "Hadis hasen-sahihtir" diyor. Munzirî de Tirmizf nin hadisi sahih kabul ettiğini naklediyor ve kendisi buna itiraz etmiyor.

[19] Bk. Tuhfetu'l-Ahvezî,II. 521.

[20] Hadisi Ebû Dâvûd (II, 106) nakletmiş ve "Bu hadis kuvvetli değil, Müslim b.Halid zayıftır" demiştir. Zehebî ei-Kâşıf’te(II. 140) diyor ki: Bu zat mutemet kabul edilmiş, Ebû Dâvûd ise onu çok hatâ yapması sebebiyle zayıf saymıştır. Hafız İbn Hacer de et-Takrîb'te onun hakkında "fakihtir ve sadûktur (doğru sözlü sayılır), çok yanılır" demektedir.

[21] Bk. Kıyamu'l-Leyl. s. 155. Hadisi burada Halid b. Müslim tarikıyla nakletmiş, fakat onun hakkında bir şey söylememiştir.

[22] Bk. Fethu'l-Bâri, IV.252.

[23] Hadis Muttefekun aleyhtir. Buhâri (Fethu'l-Bâri ile birlikte) lll,33; Müslim, 1,509 (M.Fuâd Abdulbâkî baskısı).

[24] Sahîhu İbn Huzeyme. III.341.

[25] Beyhakî, el-Sunenu’l-Kubrâ. II,495.

[26] Bk. Mecmau'z-Zevâıd. III.172.

[27] Bk. Fethu'l-Bâri, II, 12.

[28] Telhis. 111,21.

[29] Bk. Salâtu't-Terâvih. s.21.

[30] EI-Mu'cemus-Sağîr, 1,190.

[31] Bk Mizanu'l-Itidal. III.311

[32] Bk. El'Kâşiî. 11,366.

[33] EI -Hazrecî, et-Hulâsa, III, 182.

[34] Bk. e/'Kâşif, III.292.

[35] Bk. Feydu'l-Bârî II, 420.

[36] Bk. Mir'âtu'l-Mefâtîh, II,224-225.

[37] Bk. Umdetu'l-Kari, VII.204.

[38] Bk. Şerhü Fethtl-Kadîr, 1,334.

[39] Bk. Musannefu İbn Ebî Şeybe. II.394.

[40] Bk. el-Mu'cemu'l-Kebîr. Xl,393.

[41] Bk. Sünen, 11,496.

[42] Bk. Nasbu'r-Râye, II,153.

[43] Bk. el-Mu'cemu'l-Kebîr, XI.393.

[44] Bk. Mecmau'z-Zevâid. III,172.

[45] Bk. Şerhu Fethi''l-Kadîr. I.333.

[46] Bk. Sunenul-Beyhakl II.496.

[47] Bk. Fethu'l-Bâri, IV,254.

[48] Bk. Maârifu's-Sunen, V.547.

[49] Bk. a.g.e., V.550.

[50] Bk. Fethu'l-Bâri, IV.250.

[51] Bk. a.g.e., IV.253.

[52] Bk. en-Nihâye fi Garîbi'l-Hadis, I,106.

[53] Bk. el-Muvatta'(Tenvir Şerhiyle birlikte), I,105.

[54] Bk. es-Sunenu'l-Kubrâ, II.496.

[55] Bk. Zurkanî, Şerhu'l-Muvatta'. I.354.

[56] Salâtu't-Terâvih, s.53.

[57] Bk. Musannef, IV.260.

[58] Bk. Kıyamu'l-Leyl, s. 157.

[59] el-Sunenu'l'Kubrâ, II.496.

[60] Bk. II.333.

[61] Bk. Tezkîratu'l-Huffaz, III,1057.

[62] Bk. Fethu'l-Bâri, IV.253.

[63] Bk. Neylu'l-Evtâr, III.63.

[64] Bk.. Şerhu'l-Muhezzeb, III.527.

[65] Bk. Mîzânû'l-İtidâl, IV.430.

[66] Bk. s.453.

[67] Şerhu'l-Muhezzeb, III.527.

[68] Muvatta'(Tenvir'le birlikte), I,105.

[69] Bk. Nasbu'r-Râye, II,154.

[70] Bk. Umdetu'l-Kari, XI, 126.

[71] Bk. Musannet, ll,393.

[72] Bk. Tehzîbu't-Tehzib,II, 223.

[73] Musannef, ll,393.

[74] Biyografisi ile ilgili olarak Tehzibu't-Tehzib ve Tehzibu'l-Kemâl'e bakılabilir.

[75] el-Sunenu'l-Kubrâ, II.497.

[76] el-Takrib, II, 412.

[77] Bk. el-Cerh ve:l-Ta’dil, III,142.

[78] Bk. el-Târihu'l-Kebir, III,25.

[79] Ebû Davûd, II, 136, el-Kunuût fi’l-Vitir babı.

[80] el-Sunenu'l-Kubrâ, II,498.

[81] Bk. Nasbu'r-Râye, II,126.

[82] Bk. Bezlu'l-Mechûd, fî Halli EbîDâvûd, V,252.

[83] Bk. el-Cerh ve't-Ta'dil, III.409.

[84] Bk. Fethu 'l-Bâri, IV.254.

[85] Bk. Şerhu'l-Muhezzeb, III.527.



islam