Yeni

Gelin Kayaları Efsanesi


Yöre: Ordu

Melet Irmağı'na doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış. Melet kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylüler, zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimlerini bu suretle sağlarmış. Bâzı rivâyetlere göre, bu öğütücü, bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş. Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler. "Hayırlısı olsun" deyip evlendirmişler. Çeyiz olarak, elinde, avucunda ne varsa kızına vermiş. Düğüncüler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan, evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrâfı söyle bir süzmüş. Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş.

Kızının bu hâlini gören babası, yanına yaklaşmış: "Kızım, değirmen taşı bizde kalsın." diyecek olmuş. Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar. İçlerinden biri: "Emmi veriver şu değirmen taşını kızına da, biz de yola düzülelim." Yaşlı baba: "Olmaz, o bana lâzım. Onunla geride kalan çoluk çocuğumun nafakasını sağlayacağım, veremem." diyerek karşı koymuş. O sırada, yeni gelin: "Babam benden bir taşı esirgiyor. Ben de onsuz gelin gitmem." diyerek boynunu büküp, oturuvermiş kapının önüne.

Düğüncüler yaşlı babanın geçimini nasıl sağladığını bilmediklerinden, bu değirmenin aile için ne derece değerli olduğunu kavrayamamışlar. İşi, basit bir "gelin eşyası" bir taş olarak görmüşler. İçlerinden biri: "Hadi, emmi bu kadar da cimrilik etme. Alt tarafı 2 taş parçası bunun. İnsan kızından bunları esirger mi? Bak, o da yurt-yuva sahibi oluyor. Yolumuz uzun, bekletme bizi." diyerek, değirmen taşlarını omuzlayıp yanındaki hayvana yüklemişler. Zavallı baba, bu durum karşısında ısrârın faydasızlığını anlayarak, boynunu bükmüş. Kendisinin cimri tanınmasına mı, o yaşlı hâliyle çoluk-çocuğuna değirmensiz nasıl bakacağına mı üzülsün? Kala kalmış ortalıkta. O sırada, önde davul-zurna, arkada at sırtında gelin; köylüler, eşya yüklü atlarla düğün alayı, dimdik sırta doğru yola koyulmuşlar. Yaşlı gözlerle kafileyi izleyen babanın yüreğinin tâ derinliklerinden bir tel kopmuş sanki. Derin bir ah... çekli, aklıyla mı, gönlüyle mi, bilinmez seslenivermiş, davullu alayının ardından: "Bir taşı bize çok görenleri Allah ne etsin. Hepiniz taş olun taş."

Ertesi gün, karşı tepelerden be geçeye bakanlar, Melet ırmağına doğru inen dik bir yamacın, bıçak gibi çıkıntılı bir kısmında, tuhaf şekilli kayalar görmüşler. Daha düne kadar ormanlık olan bu yamaçta kayaların bulunuşundan ziyâde, görünüşleri onların şaşkınlığa düşürmüş. Çünkü, bu kayalar sanki bir kafilenin heykelleşmiş şekline benziyormuş. Atıyla yaylısıyla, davullu-zurnalı bir gelin alayının tıpkısıymış. Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan şekilleriyle günümüzde dâhi görenleri şaşkınlığa düşüren bu kayaların etrafı, koyu bir yeşillikle çevrilmiştir.
islam