Yeni

Mem û Zîn Efsanesi

Mem û Zîn, Ahmed Hani'nin (Kürtçe:Ehmedâ Xanî) 17. yüzyıl'da yazdığı ünlü manzum eseri. Kürtçenin Kurmançi lehçesiyle yazılmıştır.

Birbirine aşık olan ancak kavuşamayan 2 gencin trajik öyküsünü anlatır. Bu hikâye milattan çok önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik nitelik kazanan bir destandır. Ozan bu destandan ilham alarak o hikâyeyi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş bir üslupla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de insanlığa ölmez bir eser armağan etmiştir.

Bu eserde Mem ve Zîn'in aşkı etrafında çağının yaşantısını, o zamanın sosyal, kültürel ve idari durumunu da güçlü bir maharetle betimlemiştir.

İyiliği, doğruluğu, suçsuzluğu, zayıflığı ve çaresizliği Mem ve Zîn'in şahsında toplayarak; kötülüğü, dalkavukluğu, fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir karakterinde somutlaştırarak gözler önüne sermişti. [1] Rivayete göre ehmede xani, "Mem u Zin"'i 1690'da yazmaya başlamış ve bitirişi 1695 yılını bulmuştur. Ayrıca kitap, 1919’da İstanbul'da Arap harfleriyle, 1958’de Şam'da Arap harfleriyle,1962’de Moskova'da Latin harfleriyle basılmıştır. Daha sonraki basım yıllarıysa 1968,1973 ve 1990. [2]

Mem-u Zîn'den Alıntılar

dem,şem'e dı kır jıbo xwe demsaz (bazen mumu ederdi kendine muhattan)
ey hemser u hemnışın u hemraz (ey sır ve oturma arkadaşım,baş arkadaşım)
herçendı bı sohtıne wekı mın (gerçi yanmak yönünden benim gibisin sen)
emma ne bı gotıne wekı mın (fakat konuşma yönünden benim gibi değilsin)
ger şıbhete mın te jı bı gota (eğer sen de benim gibi söyleseydin)
de mın bı xwe dıl qewi ne sohta (benim de gönlüm fazla yanmazdı)
derde mın u te jı yek bı ferqe (benimle senin derdin farklıdır)
ew ferqe jı xerbe ta bı şerqe (o fark doğudan Batı'ya kadardır)
meşrıq tuyı,agıre te zahırsen (doğusun ateşin görünüştedir)
mexrıb ez,u batıne mın agır (batı da benim, içim ateştir)
daim dı sojıt me rışteye can (her zaman yanıyor canımızın damarı)
) te na sojıtın bı xeyre ezman (senin ise kimi zamanlardan başka yanmaz)
pehtı me lı ser,dı dıl perenge (benim başımda alevler,gönlümde köz var)
cane me dıgel perenge cenge (canım o közle savaştadır)
şewqek te lı ser seri diyare (senin başının üstünde ışık var)
sewdayeki serseri dı bare (ondan serseri bir sevda yağıyor)
ew şewq jıbo tera zımane (o ışık senin için dildir)
ev pehti jıbo mera ziyane (benim başımdaki alev ise zarar verir bana)
pehta jı dıle me dayı ser ser (benim gönlümden başıma vuran alev)
hukmje dı ketın lı baye serser (şiddetli rüzgara hükmeder)
her çendi bı şev dı minı bıdar (gerçi geceleri uyanıksın sen)
sıbhan dı nivi heta vı evar (ama sabahtan akşama da uykudasın)
evar u seher bı roj,eger şev(akşamdan şafağa,günden geceye)
ez her dı sojım wısa lı ser hev (hep yanarım ben)

Mem bı dicle'ra dı peyive (Mem Dicle'ye konuşuyor)

naçar ı jı heyşete dı çu dur (mem çaresiz insanlardan uzağa giderdi)
hemder ı dı bu dıgel şete kur (derin nehirle hemdert olurdu)
ki: ey şıhbete eşke mın rewane (ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir)
be sebr u sıkuni,aşıqane (ey aşıklar gibi sabırsı ve sukunetsi nehir)
be sebr u qerar u be sıkuni (sabırsız kararsız ve sükunetsizsin)
yan şıbhete mın tu ji cinuni? (yoksa sen de benim gibi deli misin?)
qet nıne jıbo tera qerarek (senin için hiçbir karar kılmak yok)
xalıb dı dıle teda nayarek (galiba senin de gönlünde bi yar var)
her kehze te jı çı tete bıre? (her an senin de hatrına ne gelir?)
sergeşte dı bı lı rex cizır'e? (ki böyle cizre'nin yanıbaşında coşuyorsun?)
ev şehreye ger jıbo te mehbub (eğer bu şehirse senin sevgilin)
hasıl geriyaye bo te metlub (işte elde etmişsin arzunu)
daim dı dıle tedane menzil (her zaman koynundadır bu konaklar)
deste te lı gerdane hemail (kollarını dolamışsın gerdanına)
heja jı xwede tu fıkre na ki (hala Allah'tan korkmuyorsun da)
her roji hezare şıkre na ki (her gün binlerce şükretmiyorsun da)
ev çende dı ki hawar u gazi (bunca feryad figan ediyorsun)
2edı çı mıradeki dıxwazi? (artık ne murad istiyorsun?)
behude çıra dı ki tu feryad? (boş yere niye feryad ediyorsun)
aware dı çı diyare bexdad (avare avare bağdat diyarına gidiyorsun)
ger ez bı gırım we ger bı nalım (ben ağlarsam,inlersem eğer)
wer ez bı mırın we ger bı kalım (ben ölürsem sızlarsam eğer)
herçı weku ez bı kım rewaye (her ne yaparsam ben revadır)
maquli jıbo mera fenaye (benim için mantıklı yol,yok olmaktır)
carek lı dıle mı jı guzer ke (benim gönlümün içinden de geç bir kez)
serçeşmeye çeşme mın nezer ke (gözlerimin baş pınarına bak bir kez)
derde dıle mın ku be dawaye (gönlümün derdi neden dermansızdır)
çeşme tere mın çıma ceraye (ıslak gözlerimin macerası nedir)
diwaneme mın peri bı der da (divane oldum ben periyi elden kaçırdım)
ez dicle'me zenbere me ber da (dicleyim ben zenbereği bıraktım)
westani u nergızi u seqlan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
derwaze u omeri meydan (dicle kıyısındaki yer isimleri)
van seyregehan tu le dı kı geşt (sen oralarda dolaşıyorsun)
ez mem'e jıbo mıra der u deşt (tek başıma kaldım burda bu ovalarda)

Mem u Zin mesnevisi, tahkiyevî bir metin olarak eski bir Mem-i Alan (Alanlı Mem) adlı bir halk hikâyesine dayanmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olan bu halk hikâyesi, 1695’te Ahmed-i Hânî, 1730'da da Bitlisli Ahmed Fâik tarafından mesnevi şeklinde kaleme alınmıştır. Ahmed-i Hânî'nin eseri 1968 ve 1975 yıllarında M.Emin Bozarslan; Ahmed Fâik'in eseriyse 1969’da Sırrı Dadaşbilge tarafından Lâtin harfleriyle ve günümüz Türkçesiyle beraber neşredilmiştir. Ahmed Fâik'in eserinin yazma nüshasında baştan eksik sayfa ya da sayfalar vardır. Ahmed-i Hânî'nin eserinin neşrindeyse kimi beyitler atlanmıştır. Ahmed-i Hânî'nin eseri 2364, Ahmed Fâik'in eseriyse 1056 beyitten oluşmuştur. Her ikisinin vezni de “Mef'ûlü mefâ'ilün fa'ûlün” dür.

Ahmed-i Hânî'nin eseri, münâcât, na't, sebeb-i te'lif, dibâce ithaf, kabile tasviri, gerçek aşk hakkında mülâhazalar, esas hikâye ve hâtime bölümleriyle, bir mesnevide bulunması gereken bütün özellikleri ihtiva eder. A.Fâik'in eserinin baş kısmı eksik olduğu için, asıl hikâyeden önceki kısımlar hakkında fikir yürütmek mümkün olmamıştır. Ne yazık ki Sırrı Dadaşbilge'nin elinde bulunan ve bizim de ulaşma olanağı bulamadığımız bu nüshadan başka bir nüshasıyla ilgili her hangi bir bilgimizin olmadığı Ahmed Fâik'in eserinin, sebeb-i telif kısmının ortaya çıkması, bu 2 eser arasında yapılacak mukayeseye ciddi katkılarda bulunulması konusunda önemli olacaktır.

Özeti

Botan Beyi'nin Zin ve Sıti adlı 2 kızı; vezirinin Tacdin, Divan katibinin de Mem adlı bir oğlu vardır. Bir nevruz töreni sırasında Tacdin, Sıti'ye, Mem de Zin'e aşık olur.Tacdin ile Sıti evlenir. Mem ile Zin'in evlenmesine Beyin kapıcısı Bekir türlü hilelerle engel olur. Mem ve Zin, birbirlerinden ayrı ve çeşitli acılarla dolu günler geçirmektedirler. Fakat 2 âşık, Tacdin'in de yardımıyla zaman zaman buluşurlar. Bekir, Beyi Mem'e düşman edip Mem ile Zin'in evlenmesine engel olmak üzere, Bey'i Mem'e karşı kışkırtır. Mem ile Zin'in aşkını Mem'e itiraf ettirmek üzere bir satranç oyunu düzenlenir ve Mem, Zin'i sevdiğini Bey'e itiraf eder. Bey Mem'i hapse attırır. Zin bayılır. Dadı ve Sıti, Mem'e affedildiğini söylerler. Fakat Mem zindanda ilâhî aşkı tatmıştır ve bu aşkla ölür. Tacdin, o kızgınlıkla Bekir'i öldürür. Mem ile Zin aynı mezara konur ve Bekir'in cesedi ayak uçlarına gömülür.

Bir vakit sonra, Mem ve Zin'in mezarlarının başından servi ve çam ağacı çıkar ve birleşeceklerken, Bekir'in mezarından çıkan ardıç ağacı aralarına girer. Zin'in evlenmelerine Beko (Bekir) 'nun engel olması bu evliliğe engel olmak için baş vurulan hileler, satranç oyunu düzenlenmesi, Bey'in Mem'i hapse attırması; Mem'in hapiste ilâhî aşkı bulup ölmesi, arkasından Beko'nun öldürülmesi ve Zin'in de ölüp Mem ile aynı kabre konması; Tacdin'in Beko'yu öldürmesi ve Mem'in mezarının yanına gömülmesi metin halkaları ve sıralanışları Kürtçe Mem u Zin ile aynıdır. Sadece,Türkçe Mem u Zin'de âşıkların ölümünden sonra, gençleri Yahya adlı birisinin, rüyasında, Mem'i cennet ülkesinin pâdişâhı, Beko'yu da kapıcısı olarak görmesi farklılığı vardır. [3]

Kaynaklar

[1]tr.wikipedia.org/wiki/Mem_û_Zîn
[2] sozluk.sourtimes.org
[3] TÜRKÇE VE KÜRTÇE MEM U ZİN İLE FUZÛLİ'NİN LEYLİ VÜ MECNÛN MESNEVİSİNİN MUKAYESESİ, Prof. Dr. Nâmık AÇIKGÖZ (Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, MUĞLA)
islam