Yeni

Rebiülevvel Ayının Faziletleri İbadetleri Namazları

Bilindiği gibi Rebîu’l-evvel ayı, Ay'ın hareketleri esas alınarak teşekkül ettirilen (oluşturulan) İslamî takvimin aylarından biri, yani Kamerî ayların üçüncüsüdür.

Kamerî aylardan üçü, ‘şehr’ kelimesiyle beraber özel isimdir. Bunlar; Şehr-i Ramazan (Ramazan ayı), Şehr-i Rebîu'l-evvel (Rebîu'l-evvel ayı), Şehr-i Rebîu'l-âhir’dir (Rebîü'l-âhir ayıdır). Şu kadar ki, kolaylık için ‘şehr’ kelimesinin söylenmediği zamanlar da vardır.

Ramazan'dan şehr kelimesinin hazfedilmesinin tenzîhen mekruh olduğu İmam Muhammed'den (rh.) rivayet edilmiş ise de, kötü bir vehme sebep ve karışıklık olmayacak yerlerde kolaylık için sadece ‘Ramazan’ demek mekruh değildir. Nitekim Hadis-i Nebevî'de de, “Her kim inanarak ve mükâfatını Allah'tan bekleyerek Ramazan'da oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır” buyrulmuştur. [Bkz. Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, IV, 201-2002]

Ve yine Ramazan kelimesinde iki görüş vardır:

1- Mücahid'den (rh.) rivayet edildiği üzere Allah'ın isimlerinden bir isimdir. Ramazan ayı demek ‘Allah'ın ayı’ demektir. Bir hadis-i Nebevî olmak üzere şöyle rivayet edilmiştir: “Ramazan geldi, Ramazan gitti, demeyiniz. Ramazan ayı geldi, Ramazan ayı gitti, deyiniz. Çünkü Ramazan Allah'ın isimlerinden bir isimdir.” [Bkz. Buhar3i, Sahih, İman, 28, Leyletü’l-Kadr, 1, Sav, 6; Müslim, Sıyâm, 204, Müsâfirûn, 175; İbn Mâce, ikame, 173, Sıyâm, 2, 33; Ebû Davud, Sünen, Ramazan, 57] Bununla beraber Beyhakî (rh.), bu hadise zayıf demiştir.

2- (Ramazan); Receb, Şaban gibi belirli bir ayın ismidir.

Birincisine göre "şehr" dâhil olmak üzere: ‘Ramazan ayı’ terkibinin tamamı bir özel isimdir. İkincisine göre isim yalnız Ramazan olup, ‘Şehru Ramazan’ genel olanın, özel olana izafeti cinsinden bir izafet-i beyâniyedir.

Geri kalan dokuz ayın isimleri: Muharrem, Safer, Cumadelûlâ, Cumadelâhire, Receb, Şaban, Şevval, Zilkade, Zilhıcce, Şehr'siz olarak özel isimdir. Yalnız Receb ayının, Ramazan gibi olduğu da söylenmiştir. [Bkz. Elmalı’lı, Hak Dini Kur’an Dili, Bakara suresi, 185’in tefsiri]

Rebîu’l-evvel ayı adını, Arapça rebî‘ kelimesinden almıştır. Rebî‘ de ‘bahar’ demektir.

Araplar ‘Rebîu'ş-Şuhûr’ ve ‘Rebîu’l-Ezmine’ terkiblerinde iki baharlı bir zaman anlayışına sahiptiler.

Rebîu'ş-Şuhûr, Safer ayını takip eden iki aydır.

Rebîu’l-Ezmine ise, bahar ve güz mevsimlerini ifade etmektedir.

Çiçeklerin açtığı zamana Rebîu’l-evvel, meyvelerin olgunlaştığı zamana da Rebîu's-sânî denilmekteydi.

Araplar, ilk başlangıçta seneyi dört mevsime ayırmış, ilk mevsimi Sayf yani ‘yaz’ kabul etmişler ve ilkbahara tekabül eden (karşılık gelen) dördüncü mevsime de Rebî‘ (bahar) demişlerdir.

Ancak Kamerî ayların -29-30 çekmeleri sebebiyle-, bir senede Şemsî sistemden (Güneş takvimine) on küsûr günlük bir eksikliği olduğu için bu aylar, bazan yaza bazan da kışa denk gelerek sene, 33 (otuz üç) yıl gibi bir zaman zarfında deverân etmekte, yani bir sene fark atmaktadır.

Rebîu’l-evvel’den sonraki Rebîu’l-âhir ayı, eski belgelerde ‘ ر (R) ‘ şeklinde kısaltılarak gösterilmektedir.

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), Rebîu’l-evvel ayında dünyaya geldiği için, bu ay, ayların şereflilerindendir. Ekseriyetin kabul ettiği görüşe göre, Fahr-i Kâinat (s.a.v.), bu ayın on ikinci gününde doğmuştur. Doğum vakti, sabaha yakın bir zamandır. Mekke’nin Haşimoğulları mahallesinde, Safâ tepesi yakınında bir evde dünyaya geldi. Bu gün, Mîlâdî takvime göre 20 Nisan 571 tarihine rastlamaktadır. O gün henüz Güneş doğmadan âlem nûr ile doldu. Böylece ilk insan ilk Peygamber atamız Âdem aleyhisselâmdan beri babadan evlâda intikal edegelen nûr asıl sâhibine ulaştı.

Binaenaleyh bu gün, Müslümanlar için günlerin en sevinçlilerindendir, öyle de değerlendirilir. Bundan dolayı, Rasûl-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) için yazılan mevlidler-kasideler ve diğer eserlerde, Rebîu’l-evvel ayının bu günü hususi bir kıymete / özel bir değere sahiptir. Süleyman Çelebi'nin (rahmetullahi aleyh) mevlidinde (Vesîletü’n-Necât) bu tarih şöyle zikredilir:

‘Ol Rebîu'l-evvel ayın nîcesi / On ikinci gîce isneyn (pazartesi) gîcesi’.

Rebîu’l-evvel ayının böylesine azîm ve âlî (çok büyük ve pek yüce) bir hâdisenin tarihi olması sebebiyle Müslümanlar, bu ay içerisinde, bilhassa on ikinci gecesinde nâfile ibadetlerle (tesbih namazı ve hatm-i Enbiyâlarla), salavât-ı şerifelerle (Münciye-Nâriye-Fethiye) ihyâ ederek, hayır-hasenâtlar yaparak, ihtiyaç sahiplerine ikramlarda bulunarak, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) manevî hatırasını canlı tutma ve bu gecenin feyzinden-nûrundan istifade ve istifaza yönünde azamî gayreti sarf ederler. [Bkz. Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat, s. 18; Fazilet Takvimi, 21 Aralık 2015 Pazartesi günü arka yazısı]