ZENGİNLİĞE-BOLLUĞA NEDEN VE SEBEP OLAN HALLER

1. Fakirlere sadaka vermek.
2. Herkese tatlı söz söylemek.
3. Bütün halka güler yüz göstermek.
4. Seher vakti uyanmak.
5. Evi ve kapının önünü süpürmek,
6. Kapları temiz tutmak.
7. Beş vakit namazı (tadil-i erkaniyle) kılmak.
8. Duha namazı kılmak.
9. Gece tebareke ve en’am sûresini okumak.
10. Sabah namazını camide kılmak.
11. Fecirden güneş doğuşuna kadar dünya sözü söylememek.
12. Kadınlarla az oturmak, az konuşmak.
13. Sabahın sünnetiyle farzı arasında 100 kere: Sübhanallahi ve bi hamdihi- Sübhanallahi-l azim, demektir.

 Cebrail (a.s.) Rasûlullah (s.a.v.)’ın üzerine inerek dedi ki: ‘Ey Muhammed! Cenâb-ı Hak (c.c.) sana selâm ediyor ve buyuruyor ki; ‘Şu dağları altın etmesini ve seninle beraber bulundurmasını istiyor musun?’ Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) başını eğerek bir saat düşündü ve sonra dedi ki: “Ey Cebrail! Muhakkak dünya, evi olmayanın evidir. Malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan dünya için derliyor.” Bu sevap karşısında Cebrail (a.s.) ‘Ya Muhammed! Allah (c.c.) seni sabit ile kıldı, yani korudu.”  buyurdu.

Rasûlullah (s.a.v.): “Sizden herhangi bir kimse vücudunda sağlıklı, cemaati içerisinde emin olduğu ve günlük nafakası bulunduğu durumda sabahlarsa, sanki onun için dünya bütün varlıklarıyla derlenip verilmiştir.” buyurdu ve devam etti: “Cennetin alt tabakasına baktım. Gördüm ki, orada pek az zengin ve kadın vardı. Dedim ki: “Ya Rab! Bunların durumu nedir?” buyurdular: “Kadınlara gelince, onlara iki kırmızı ‘altın ve ipekli’ zarar verdi. Zenginler ise, mal hesabının uzunluğu ile meşgul oldular.” [1] buyurdular.

Cenâb-ı Hak (c.c.), Musa (a.s.)’a vahiy buyurmuşlardır. “Ya Musa! Fakirleri gördüğün vakit, onların hayır dualarını iste!  Hastaları ziyaret et! Ve fakirlerin elbiselerini temizle!”


Bu vahiy üzerine Musa (a.s.), her ayın yedi gününü fakirlere ayırıp, onları arar-bulur, üst ve başlarına bakar ve hastaları ziyaret edip, onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışırmış. Acaba ders olarak bu bize yetmez mi?

Rasûlullah (s.a.v.) “Eğer bana kavuşmak istersen, fakirler gibi yaşaman gerekir. Sakın ha! Zenginlerle oturma! Elbiseni yamalamadan çıkarıp atma!” buyurmuşlardır.

Ebud Derda (r.a.) şöyle der: ‘Kendisine dünyalık bolca verildiğinde, kişi sevinçten dört köşe olur. Halbuki, gece ve gündüz, ömrünü yıkmak için birbirini takip ederler de bunun için hiç üzülmez. Böyle hayat yaşayan hiçbir kimse yoktur ki, aslında noksanlık olmasın! Yazıklar olsun Ademoğluna ki, çoğalan malı, ona hiçbir fayda sağlamaz. Halbuki, gün geçtikçe ömrü noksanlaşır.’


Hz. Lokman (a.s.) oğluna şöyle öğütte bulundu: ‘Ey oğlum! Fakirliktense, helal kazanç ile zengin ol! Zira fakir olan bir kimseye üç felaket isabet eder:

1. Dininde azlık belirir, yani dini zayıflar
2. Mürüvveti gider.
3. Aklında zafiyet belirir. Bu üç felaketten daha şiddetlisi ise, halkın kendisiyle alay etmesidir.’


Hz. Ali (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurdular:  ‘Muhakkak ki, halkın üzerine bir ısırıcı zaman gelecektir. Zengin elindeki serveti ısıracaktır. Nitekim Cenâb-ı Hak (c.c.) ayet-i celilesinde: “Aranızda faziletle davranmayı ve birbirinize iyi muamele etmeyi de unutmayın!” [2]

Abdullah Bin Abbas (r.a.) diyor ki: ‘Peygamberlere tabi olanlar, zengin ve kibirli kimseler değil, fakirler ve yoksullar olmuştur.’

Bişr (r.a.) şöyle der: ‘İbadet eden zenginin misali, mezbelelik üzerindeki bahçenin misalidir. İbadet eden fakirin misali ise, güzel bir kadının boynundaki gerdanlığının misalidir.’

Hz. Ali (r.a.) diyor ki: ‘Muhakkak ki, Cenâb-ı Hakk’ın fakirlikten ötürü bir takım azapları ve yine fakirlikten ötürü bir takım sevapları vardır. Bunun için, fakirlik sevabı kazandırıcı olduğu zaman, onun alametlerinden birisi, onunla ahlâkını güzelleştirmek, Allah (c.c.)’a itaat etmek, halinden şikâyet etmemek ve kulluğundan dolayı teşekkür etmektir.’

 Bir kişi İbrahim Edhem’e (k.s.) onbin dirhem getirdi. İbrahim Edhem kabul etmedi. Kişi ısrar etti, İbrahim ona: ‘Sen ister misin ki, onbin dirhemle ismimi fakirlerin defterinden sildirteyim. Hiçbir zaman kabul etmem!’ dedi.

 Mehmed Zahid Koktu (r.a.) şöyle diyor: ‘Biz, malı, parası, pulu olmayana fakir deriz. Yok, öyle değil: Fakir o insandır ki, dışı süslü, ama içi harap, yani imandan yoksun, amel-i salihlerden yoksun, içi harap olan; asıl fakir işte bu adamdır…’

 Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Zenginlik ancak gönül zenginliği, yoksulluk da gönül yoksulluğudur. İslâm hidayeti ile şereflenip, yiyeceği yetecek miktardan fazla olmayan ve buna kanaat eden kimseye müjdeler olsun. Bir iki lokma veya bir iki hurmanın kapıdan çevirdiği kimse miskin değildir. Asıl miskin, zengin olmadığı halde durumu bilinemediğinden, kendisine sadaka verilmeyen ve kendisi de halktan istemeyen kimsedir.” [3]

 Bütün bu açıklamalar ışığında Müslüman Rabb’inin kendisine emanet olarak verdiği zenginliği yine kendi rızası doğrultusunda değerlendirmelidir. Gavsu'1-azam Abdülkadir Geylanî (k.s.), gerçek zenginliği ne güzel tarif ediyor. Buyuruyor ki:

‘Zenginlik, Allah (c.c.)’ın sevgisine bağlanmak ve bu sevgi ile bütünleşmektir. Fakirlik ise, Allah Teâlâ'dan uzaklaşmak ve kendini O’ndan başka varlıklarla zengin saymaktır.

Zengin; Allah Teâlâ'ya yakın olmak suretiyle kalbi zafer kazanandır.

Fakir ise; Allah Teâlâ ile kalbî yakınlık sağlayamayan ve bu zaferden yoksun kalandır.

Kim bu zenginliği arzu ederse, dünya sevgisini de, ahiret sevgisini de, dünyadaki ve ahirettekilerin sevgisini de, özetle Allah (c.c.)’tan başka her şeyin sevgisini kalbinden çıkarsın. Eşyayı teker teker kalbinden atsın. Orada sadece ve yalnız Allah Teâlâ’ya yer bıraksın!

Şu elinizdeki küçük dünya nimetlerine bağlanıp kalmayınız. Allah Teâlâ size onları, sadece yolculuk esnasında azıklar olarak yarattı. Dolayısıyla Allah (c.c.) yolundaki yolculuğunuzda onlardan faydalanınız. Fakat hiç bir zaman onları amaç olarak görmeyiniz. Onlar amaç değildir. Yolculuk sırasında kullanılacak araçlardan ibarettir. Allah Teâlâ size dünya nimetlerini, O'na giden yolda ziyafetler vermeniz ve onlarla Allah (c.c.) yolunda kullanmanız için ihsan buyurmuştur. İlmi de onunla amel etmeniz ve ışığı ile doğru yolu bulmanız için vermiştir.’

 [1] Müslim, Cennet, 2; Tirmizî, Cennet, 2.

[2] Bakara sûresi, 2/237.

[3] Tirmizî, Kıyamet, 31; İbnu Mace, Zühd, 2.
islam